Şimdi Allah’ın varlığını inkar etmek neye yarar? Kimin ekmeğine yağ sürer? İnançsız, manevi damarları kapanmış, ruhi menfezleri tıkanmış ferdlerden müteşekkil olan toplumların ne gibi felaketlere gebe olduğunu merak edenler yakın dünya tarihine müracaat etsin. Allah’a inanmayan, kalbinde har daim bir yasakçıyı barındırmayan, bütün hareketlerinin kaydedildiğine ve bunlardan hesaba çekileceğine inanmayan bir kişi nasıl yaşayabilir? Yada ne olarak yaşayabilir? Olsa olsa zalim olur. Kendi menfaati için dünyayı yakar da arkasına bile bakmaz. İnsan her şeyi inkar edebilir ama acizliğini inkar edemez. Ruhunu bile inkar edebilir ama istinad ve istimdat ihtiyacını inkar edemez. İnsan hem bu kainat içindeki en akıllısı olacak, bütün dünya nimetlerinden en üst düzeyde istifade hakkını elinde bulunduracak ama bir yaratıcısı olmayacak, sığınacağı bir melce olmayacak yada başıboş kalacak. Bu mümkün değildir. Gelmiş geçmiş bütün felsefeciler insanın nereden geldiğini nereye gittiğini ve bu dünyadaki rolünün ne olduğunu araştırmışlar ve açıklamaya çalışmışlar. Bazıları muvaffak olmuşsa da çoğu çuvallamış. Çünkü kendi akıllarının ışığıyla hareket etmişler. İlahi nizama gözlerini kapatmışlar. Ama insanlık tarihine bir göz atın ki, bu soruya gayet makul ve mantıklı olarak cevap vermiş olan 124.000 tane peygamber gelmiş. Hemde nasıl gelmişler? Her biri geldikleri zamanın güneşi ve üstadı olmuşlar. Yaşadıkları toplumu o zamanki medeniyetin en üst düzeyine taşımışlar. Düşmanları tarafından bile doğrulukları dürüstlükleri tasdiklenmiş. Felsefi akımların bir kolu olan sofestailer ( çoğu felsefeci onlara itibar etmese de) Allah’ı inkar edebilmek için kendilerini ve kainatı inkar etmeyi uygun bulmuşlar. Çünkü kişi kendini ve kainat kitabını okumaya başladığında ister istemez Allah’a ulaşmaktadır. Eğer aklı sönmemiş, vicdanı bozulmamışsa. İnançsız olmak gerçekten dünyanın en zor mesleği. Öyleki bir tek yaratıcıyı kabul etmeyi bırakıyorlar, etraflarında gördükleri bütün düzen, tasarım, merhamet, ikram ve ilim gibi hakikatleri kör, camid, şuursuz, ruhsuz, cahil tabiata, tesadüflere ve sebeplere veriyorlar ve kainatın zerreleri kadar çok sayıda yaratıcıyı kabul etmek zorunda kalıyorlar. Bu kitapta iddia edilenlere güzel bir cevabı beklide yazar ile bir zamanlar aynı saflarda yer alan Antony Flew kendi kitabında veriyor.
Bu tarz kitapların yayınlanmasına “insan hepsini bilmeli sonra tercihini yapmalı” diye yorum getirenler de olabilir. O zaman denir ki; batıl olanı anlatmak, tasvir etmek saf ve temiz dimağları kirletir ve dalalete sürükler. Bu şuna benzer ki: evladınız yanınıza gelecek ve uyuşturucu kullanmamak için ne olduğunu öğrenmek istediğini ve bu yüzden uyuşturucu kullanacağını söyleyecek. Siz ne cevap verirsiniz? Neticelerini göze alabilir misiniz? O yüzden bu tarz kitaplar okunmadan önce kişinin gayet sağlam bir altyapıya sahip olması gerekmekte aksi takdirde neticeleri çok elim olabilir.
İnsanın bu dünyadaki en önemli meselesi nedir? Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci girdiği maratonda karşısındaki sınavı düşünerek çalışırken hangi mesele onun birkaç ay sonraki gireceği ve bütün hayatını etkileyen bu meseleden önemli olabilir? o dönemde hayatına dahil edeceği herşey onun sınavdaki başarısına yapacağı katkı ile ölçülecektir. Katkısı varsa önemlidir yoksa lüzumsuzdur ve zararlıdır. İşte aynı bunun gibi insanın önündeki en önemli mesele mutlak gerçek, onu bütün sevdiklerinden ve sahip olduklarından ayıracak olan ölümdür. Bu ölümü kendi hakkında hayırlı bir istikamete çevirebilmek insanın en önemli meselesidir. İster zengin olsun ister fakir, ister vezir olsun ister rezil, ister zalim olsun ister mazlum mutlak surette toprak altına girecekse, hayatının yegane gayesi bu yokoluştan (?) kendini kurtarmaktır. Bunuda ancak Allah'a ve Ahirete iman etmek sağlayabilir. Şimdi önce kendime sonra bu kitabı yazan şahsa ve akabinde bu yorumu okuyacak herkese soruyorum: Allah'a ve Ahirete iman olmazsa insanın aleminde meydana gelecek bu boşluk ve tahribatı ne ile dolduracak ve tamir edecekler? İmandan başka çare bilen varsa söylesin. Yoksa lütfen ses etmesin. Şu büyük kainat içerisinde Kur'an kainatı okuyor. Hep birlikte onu dinlemek lazım. Bakalım ne diyor ve bizden ne talep ediyor? En büyük korku olan Hiçliğe nasıl çare buluyor ve en büyük ihtiyaç olan ebediyete nasıl cevap veriyor. İlgilenenlere duyrulur.........