Poe'nun bir öyküsünde sahibi tarafından çağrılan uşak odaya girer. Ölü olmasına rağmen. Alışkanlık.
Öte geçenin bilinmezliği hayal gücüyle tamamlanıyor, bu novella da mütevazı bir katkı. Norveç'in denizlerinin ve ağaçlarının arasında bir yaşam, sona erme biçimi yaşama dahil. Sabahtan sabaha aslında, ölümü bir başka sabah olarak düşünmek hoşuma gidiyor. Akşam faslı yokluğun ele alınış biçimiyle ortaya çıkıyor. Tanrı ve Şeytan çekişiyor, düalist mantığın işlerlik kazandığı yerde Tanrı'dan gelenle Şeytan'ın eziyeti birbirine karışıyor. Hiçlik, doğanın eninde sonunda bizi yüzleştireceği gerçek. Her şeye gücü yetmeyen Tanrı fikriyle insanın acizliği birleştiği zaman hiçliği sezmek olası. Olai bu orta noktayı oğlu Johannes doğarken saptıyor; Tanrı'nın hem çok uzakta hem de çok yakında olması insanın yalnızlığını artırıyor, insan pek umursanan bir varlık değil çünkü. Doğum da bu umursanmamanın acısını katlayan bir şey, zira Tanrı'nın bir hediyesi. Var olduğu varsayılan Tanrı'nın. Neyse, çocuk doğacak birazdan.
İki bölüm, ilkinde doğum ve Olai'nin sorgulamaları var. Fedakarlık, ceza, cılız bir, "Eli! Eli!" ünlemesi birbirine karışıyor, Johannes'in babası ilahi bir sorumluluğu da yüklenmiş oluyor böylece. Bebeğin feryadı bütün o seslere, seslerin kaosuna katılıyor. Birlik yok, her şey dağınık, dingin bir coğrafyanın boğucu sessizliğinde sezilmesi zor olan bir karmaşanın adı bir türlü konamıyor, sadece uyumsuz sesler var.
İkinci bölümde Johannes uyanıyor, olağanın aksine ağrısı sızısı yok. Her şey olup biterken virgülden başka bir noktalama işareti yok, hayatın akışını bölmek mümkün değil. Akşama kadar bu minvalde ilerleyen hikâyenin sonunda Peter arkadaşını hazırlar, birlikte bir sandala(?) binerler, sandal gemiye dönüşür ve bir tek düşüncenin kaldığı o son anda beyaz bir dünyanın içinde bulurlar kendilerini. Bu gemiyle geçiş hadisesi de son derece mitik, Tolkien'ın dünyasından Kharon'a seksen çeşit örneği mevcut. Neyse, böyle bir son. Johannes'in cenaze töreninde gökyüzünde beyaz bulutlar vardır, güneş batmaya yakındır, yaşam göçmeye müsaittir. Ne güzel! Alışkanlıkların ölümden sonra da sürdüğünü görürüz, dostluklar sürer, her şey varlığını sürdürür, kişi kendinden başka bir şeye tutunmaz.
Jon Fosse ile yakın zamanda "Üçleme" kitabı ile tanışmıştım malumunuz, kendisi Nobel alınca biraz daha yakınlaşalım madem dedim ve dilimize çevrilen eserleri arasında en sevilenlerden biri olan Sabahtan Akşama'yı okudum. Bir uzun öykü yahut novella diyebileceğimiz bu minik kitap, Üçleme'den daha iyi olmakla beraber bu kitabın da Fosse'a tamamen teslim olmamı sağlayamadığını belirtmem lazım.
Sabahtan akşama: yani aslında doğumdan ölüme. İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Johannes'in doğumunu, ikinci bölümde ise ölümünü okuyoruz. Kitabın çevirisi gayet iyi, ancak insan ister istemez "Norveççe bilsem de şu kitabı orijinalinden okusam" diye düşünüyor, zira Fosse'un dili öyle melodik ki, özgün dilinden okusam bambaşka bir lezzet alacağımı seziyorum.
İlk kitabında hissettiğim Saramago benzerliğini burada daha kuvvetli hissettim; noktasız cümleler, yoğun virgül kullanımı ve diyalogların bu yöntemle aktarılması veriyor bu hissi. Ama Saramago'yu biraz da o cümlelerin içine yedirdiği, hayata dair süssüz fakat muazzam derinlikli içgörülerinden ötürü severim ben, Fosse'da şu ana dek onu bulamadım maalesef. Yine de doğum ve ölüm gibi iki çok büyük hadiseyi yalın, incelikli, dingin biçimde anlatışını sevdim, karakterlerin yaşamış olmaktan mütevellit hüznünü okura geçirmeyi iyi beceriyor.
Epey kasvetli bir konuyu yumuşacık, insanı okşaya okşaya anlatmayı becermiş Fosse ki bunun kıymetini es geçecek değilim. Yine de "çok sevdim" dememi engelleyen, adını koyamadığım bir şeyler var kendisinin eserlerinde, bir tuhaf mesafe, bir eksiklik... Belki okudukça koyarım adını diye umalım. Melankoli'yi de okuyacağım, o zaman tablo netleşir diye umuyorum.
Arz ederim.
2023 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Jon Fosse'nin okuduğum ilk kitabı olan Sabahtan Akşama, ilk sayfalarda yazarın diline alışmak biraz zaman alsa da, alışınca kitap boyunca yazarın aile bağları, yaşam ve ölüm hakkındaki verdiği net mesajları ile çok büyüleyici bir okuma oldu. Görece ince ama akıcılığıyla insanı fazlasıyla etkileyen bu kitap, son sayfalarında ve sonuyla da ayrı bir hayranlık uyandırdı.
Deniz Canefe'nin titiz çevirisi ve @monoklkitap editoryal çalışmasıyla şahane bir iş çıkmış ortaya. Kendi adıma tüm kitaplarını okuyacağım yeni bir yazar keşfettiğim için de çok mutlu oldum.
Umarım fazlasıyla okunan bir yazar olur ülkemizde de.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jon Fosse’nin Sabahtan Akşama adlı eseri, klasik anlatı yapısından uzak, sade ama derin bir dil aracılığıyla varoluş, zaman ve insanın içsel sessizliği üzerine yoğunlaşan bir metin. Roman boyunca olaylardan çok bilinç akışına yakın bir anlatım tercih edilmesi, okuru dış dünyanın hızından uzaklaştırarak karakterin zihinsel dünyasına yaklaştırıyor. Zamanın doğrusal değil, dairesel ve parçalı bir şekilde hissedilmesi, yaşamın belirsizliğini güçlü biçimde yansıtıyor. Okurken özellikle sessizliklerin ve tekrarların anlam kazandığını, söylenmeyenlerin en az söylenenler kadar önemli olduğunu fark ettim. Fosse, gündelik anları olağanüstü bir duyarlılıkla işleyerek sıradanlığın içinde gizli bir derinlik oluşturuyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en güçlü his, insanın kendi varoluşunu en çok sessizlik içinde sorguladığı oldu.Minimal anlatımıyla yoğun bir iç dünya kuran, okurdan sabır ve dikkat isteyen, buna karşılık güçlü bir düşünsel deneyim sunan özgün bir edebi çalışma olarak öne çıkıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazarla tanışma kitabım..bir kitabını daha almıştım , beyazlık kitabını da sipariş edeceğim..çok duygu yüklü bir kitaptı, yarım günde okudum ve çok beğendim..tansiye edilir :))
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitabı sevip sevmediğim konusunda beni kararsız bırakan bir kitap oldu. noktalama konusunda eksikleri vardi kosar gibi okuyormus hissine kapıldım. belki bilerek yapılmıştır hayatın da hızlıca akıp gittiğine değinmek için. Doğum ve ölüm. cok kısa ama öz bir anlatıma sahipti. kitap bitince icimde buruk bir his bıraktı. okunmaya değer bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
temiz iş hep dediğin gibi kuzeyden ne çıksa okurum ne çıksa izlerim. jon fosse abimiz de bu metinde anlaşılacağı gibi hayatın iki evresini anlatıyor. doğumu ve ölümü. sonu öngörülebilir olsa da sıkılmadan okudum. beğendim en kısa zamanda yazarın diğer kitaplarına da göz atacağım
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jon Fosse, çağdaş Norveç edebiyatının önemli yazarlarından biridir ve 2023 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. "Sabahtan Akşama" adlı eseri, Fosse'nin yalın ve etkileyici anlatım tarzıyla öne çıkan, yaşamın başlangıcı ve sonu arasındaki süreci ele alan bir romandır.