Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
SEREF Aydin Tarafından Yapılan Yorumlar
"Alamut" harika bir kurgu üzerine yazılmış güzel bir roman. Hasan Sabbah'ın gençlere cennet vaat ederek, onları kendi emelleri doğrultusunda ölüme göndermesinden alınacak çok dersler var. İnsanların gerçekten bir şeye inandıklarında, ölümü bile göze almalarının anlatıldığı bu kitap; günümüzde yaşadığımız terör olaylarına bakış açımıza ışık tutması açısından dikkatle okunmalı diye düşünüyorum. Tarihi sevenler ve güzel vakit geçirmek isteyenler için sıkılmadan okunacak bir kitap.
Oktay Sinanoğlu'nun "Bye Bye Türkçe" kitabını bundan üç yıl önce okumuştum. Türkçe üzerine yazdıkları ve bu kadar duyarlı olması çok güzel. Keşke herkes Oktay Hoca kadar duyarlı olsa da dilimizdeki bu yozlaşma bir an önce son bulsa. Bizler gerçekten son yıllarda kendimizi kaybedercesine bir Avrupa hayranlığı içine girdik. Dilimizi, dinimizi, gelenek ve göreneklerimizi bir tarafa bırakıp "ne olursa olsun yeterki Avrupalı olalım, gerisi önemli değil" gibi bir düşünceye kapıldık. Bu kitap bizlere aslında çok şeyler anlatıyor. En başta yer alan "Bir Newyork Rüyası" adlı öykü aslında bizlere her türlü mesajı veriyor. Hemen kendimize gelmemiz gerektiğini, İrlanda'nın dilini nasıl kaybettiğinden hareketle anlamak gerekiyor. Örnekler çok çarpıcı. Okurken hem üzülmüş hem de sevinmiştim. Keşke her Türk genci bu kitabı okusa.
"Da Vinci Şifresi" adlı bu kitap gerçekten harika bir kurgu üzerine yazılmış. Okumaya başlarken çok kalın, günlerce elimde sürüklenir bitiremem kaygılarını taşıyordum. Okumaya başlayınca bir an önce bitirebilmek için her fırsatta kitabı elime aldım. Sürükleyici ve heyecan verici. Okumaya başladığım ilk iki gün rüyamda inanın şifrelerle uğraştım. Çok etkilenmiştim. Okurken çok düşündüm. Acaba anlatılanlardan ne kadarı doğru, ne kadarı hayal ürünü diye. Acaba Sangreal Şövalyeleri gerçekten yaşamış mı? Onların böyle bir sırları var mı? Bunları şunun için söylüyorum. Ben, okumayan bir toplumda yaşadığımızı düşünürsek çok kitap okuyan bir kişi olduğumu söyleyebilirim. Buna rağmen bu kitapta birçok sır ve bilgi beni şaşırttı. Bir de az kitap okuyan insanların bu bilgilerle karşılaştığını düşünüyorum da aklının karışmaması mümkün değil. Harika bir kurgu ile yazılmış bu roman bana Yahudilik propogandası yapıyormuş gibi geldi. Şimdi bunu okuyanlar diyecekler: "Herşeyin altında bir art düşünce arıyorsunuz." diye. Elbette art düşünce aramak değildir amacımız ancak; özellikle altı köşeli İsrail yıldızının şifrelerde kullanılmış olması bir tesadüf değildir herhalde. Ayrıca roman türünün de (özellikle de bu tür romanların) bir misyonunun olduğunu hepimiz biliriz. Okuyucuya bir şeyler öğretmek ve onu aşılama düşünce hep var olmuştur. Bunu biz Tanzimat Edebiyatı döneminde kendi romanlarımızda da görüyoruz. Ahmet Mithat Efendi'nin böyle yazılmış pek çok eseri vardır.
Tekrar dönelim "Da Vinci Şifresi" adlı kitaba. Roman sanatının en güzel örneklerinden birisi olduğu şüphesiz. Betimleme ve olayların anlatımı kusursuz. İnsan romanı okurken gözünün önünde bir Langdon ya da Yüzbaşı Fache canlandırabiliyor. Bu da gösteriyor ki yazarın anlatımdaki ustalığı ve kıvrak zekası sayesinde kurduğu şifreler ile roman harika bir senaryoya dönüşmüş. Herkese okunmasını tavsiye ederim.
Metal Fırtına adlı bu kitabı bir solukta okudum. Gerçekten çok etkilendim. Etkilenmemin sebebi kitabın sanat yönü ya da üslûbu değil. Bunu açıkça söylemek lazım. Beni konusu çok etkiledi. Bir an düşündüm de anlatılanlar gerçek olursa diye Allah korusun çok korkunç bir durum. Yalnız bir şey dikkatimi çekti. ABD askerleri yurdumuzu işgale ve bombolamaya başladıktan sonra çok çabuk ilerliyorlar. Gerçekte bu işin bu kadar kolay olacağını sanmıyorum. Yazarlarımız belki bizi bazı tehlikelerden haberdar etmek için, belki gözümüzü açmamız için konuyu bu şekilde işlemiş olabilirler diye düşünüyorum; ancak yine de konu daha gerçekçe işlenmelidir diye de düşünmedim değil. Kitap güzel ama sanırım biraz acele ile yazılmış. Birkaç yerinden çelişkili ifadeler olduğunu sezdim. Bizi Irak ile karşılaştırırken onların ABD askerlerine karşı çok direndiklerinden bahsediliyor. Oysa Irak'ta bir direniş olmadı. Bunu herkes biliyor. Ayrıca olayların gelişimi sırasında hep bizim askerlerimiz ne zaman karşılık verecek, biz bu savaşı kazanamayacak mıyız diye merakla bekledim. Sonuçta hep hüsran oldu. Galiba fazla milliyetçilik duyguları içinde okudum kitabı. En sonunda ABD birliklerinin geri çekilmesi yine Rusya ve diğer ülkelerin gözdağı ile oldu. Acaba bu şekilde değil de farklı bir çekiliş olamaz mıydı? Gönlümüz kitabı okurken hep böyle bir zaferi bekledi doğrusu. Herşeye rağmen güzel bir roman. Ayrıca üretilen bir ürüne daima saygı duymak gerektiğini biliyorum. Olumsuz eleştiriler ise ileride daha güzele ulaşmak için. Bu roman ayrıca bir ilki de gerçekleştirdi. Düşünün iki yazarın ortak ürünü. Şimdiye kadar böyle bir çalışma (roman türünde) olmamıştır herhalde. Tebrik ediyorum.
İkbal Gürpınar'ı önce televizyonda gördüm. Sonra "Simidin İki Yarısı" adlı şiiri okurken dinledim. Çok beğenmiş ve hapran kalmıştım. Şimdi "Günaydın Gece" kitabını okuyunca hayranlığım bir kat daha arttı. Günaydın Gece gerçekten çok hoş bir kitap. Bugüne kadar çok kitap okudum ama bu kitabı okurken çok farklı bir duygu hissettim. Aslında kitap çok edebi bir dille yazılmış, sanat değeri yüksek bir kitap değil. Oysa kitapta hayatın kendisi var. Belki de maddiyatın herşeyin önüne geçtiği bir dünyada biz insanlara manevi duyguları yeniden hatırlattığı için bu kadar etkilendim. Sevmenin ne kadar önemli olduğunu, insanları sevmeden geçen bir hayatta paranın, pulun hiçbir değerinin olmadığını bu kitap gerçekten çok güzel anlatıyor. Anlayanlara elbette. İlk kez bir kitabı ikinci kez okumaya başladım.Kutlarım sizi Sayın İkbal Gürpınar.