Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

SEREF Aydin Tarafından Yapılan Yorumlar

23.06.2005

Millî ve manevi değerlerimizi dile getirerek, Türk aile yapısının nasıl olması gerektiğinin mesajını veriyor Ahmet Günbay Yıldız bu romanında. Bu mesajı verirken bütün olumsuzlukları gözler önüne seriyor. Emekli bir vali yaşlılığında ve ona bakmak istemeyen evlatlar. Eşi ile arası açılmaması için babasına istemeye istemeye yüz çeviren bir oğul. İnanın okurken gözlerim doldu ve ağladım. Acaba bizim çocuklarımızda bize böyle mi yapacak diye. Günümüzde gerçekten aile yapımız eski sağlamlığını kaybetti. Artık anne-baba çocuklarını tanıyamaz hale geldi. Bu romanla Ahmet Günbay Yıldız gençlere çok güzel bir mesaj veriyor. Tabii ki yalnızca gençlere değil, kendi değerlerini hiçe sayan herkese. Okunduğunda kalbinde bir parça sevgi ve vicdan olan herkesi derinden etkileyecektir "Mavi Gözyaşı".
23.06.2005

Dostoyevski'nin okuduğum ilk eseri. Yıllar önce üniversitede öğrenci iken okumuştum. Kalın olmasından dolayı başlamaya cesaret bile edememiştim ilk önce. Bir arkadaşım sen bir başla hele göreceksin nasıl da kolay okuyacaksın, dediydi. Çok haklıymış. "Suç ve Ceza" Rus edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da malı olmuş bir eser. Raskolnikov'un akıl almaz serüveni ve iç çekişmeleri. Eserde Dostoyevski'nin kendi hayatından da esinlenerek konu edindiği fakir insanların hayatı anlatılıyor. Raskolnikov'da bunlardan birisi. Başı paraya sıkıştıkça elindeki değerli eşyalarını rehinci yaşlı bir kadına götürüyor ve karşılığında bir miktar para alıyor. Günün birinde yaşlı kadının bu dünyada yaşamaya hakkının olmadığı kanaatine kapılıyor ve onu öldürüyor. Herşey aslında bundan sonra başlıyor. Attığı her adımda suçluluk psikolojisi ile yaşamak Raskolnikov'a müthiş bir acı ve ıztırap veriyor. Paranoyak insanlar gibi kendisinin sürekli izlendiğini, suçlunun kendisi olduğunu çevresindeki insanların anladığını düşünüyor ve roman bu psikoloji ile devam ediyor. Her sayfası birbirinden ilginç ve heyecan verici. Gerçekten okunmaya değer. Rus edebiyatının ve özellikle de Dostoyevski'nin romanlarının ilginç de bir yönü var. Bir kahramanın bir kaç tane adı olabiliyor. Farklı yerlerde aynı kişiden, farklı adlarla bahsedilmesi insanın bazen aklını karıştırıyor olsa da konudan kopmak mümkün değil. Olaylar fakir insanların yaşadığı mahallelerde ve tek odalı yerlerde geçiyor genellikle. Tasvirler mükemmel olunca okuyucu Raskolnikov yaşadığı odayı bile gözünde canlandırabiliyor. "Suç ve Ceza" mutlaka okunması gereken bir eser. Günün birinde bir sohbette okumayan insan eksikliğini hissedebilir inanın.
23.06.2005

Genel itibarıyla "Bye Bye Türkçe" adlı kitabı ile konu yönünden örtüşen "Büyük Uyanış" adlı bu eser gerçekten okunmalıdır. Türkiye üzerinde oynanan gizli oyunlar ve yabancıların ülkemiz üzerindeki gizli emellerini nasıl ve nerelerde gerçekleştirdiklerini çeşitli yönleriyle ele almış Oktay Sinanoğlu. Millî Eğitimimiz üzerinde oynanan oyunlardan, güney doğuda yabancıların satın aldıkları ekili arazilere kadar bir bir anlatıyor. Çeşitli zamanlarda gazete ve dergilerde yayınlanan yazılardan ve Oktay Sinanoğlu ile yapılmış röportajlardan alınmış yazılar zevkle okunabiliyor. Bu kitapların yazılmasında sonra basında Oktay Sinanoğlu'nun ölüm tehditleri aldığını duymuştum. Demek ki kitapta anlatılanlar üzerinde iyice düşünmek ve gerekli dersleri çıkarmak lazım. Ayrıca Oktay Sinanoğlu gibi bir bilim adamına da gereken değeri vermeliyiz. Batıda artık böyle bilim adamları yetişmiyor bile.
23.06.2005

"Yaban" Türk Edebiyatında aydın-köylü çatışmasını en güzel ve doğal haliyle dile getiren unutulmaz bir eser. Kurtuluş Savaşı'nda bir kolunu kaybeden ve artık savaşamayan Ahmet Celal, yanında savaşan askerlerden Mehmet Ali'nin daveti üzerine O'nun köyüne gider. Zaten üzgün olan Ahmet Celal, köye geldiğinde tam bir hayal kırıklığı ile karşılaşır. Gördükleri ve yaşadıkları O'nu şaşkına çevirir. Köylü savaşın etkisi ile fakir ve yılgın bir haldedir. Bağımsızlık mücadelesi karşısında köylü tam bir umutsuzluk örneği sergilemektedir. Anadolu'daki mücadeleye bu kadar uzak ve ilgisiz olan köylü karşısında Ahmet Celal kızgındır. Köylüye göre ise O, bir yabandır. Kimse O'na anlamaz, anlamak istemez. Aslında köylüyü bu şekilde yönlendiren ağa, muhtar ve imam üçlüsüdür. İşte Ahmet Celal'in gerçek mücadelesi de bunlarladır. Olaylar Eskişehir dolaylarında, Sakarya nehri kıyısında bir köyde geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde köylüye gösterilmeyen ilginin sonucu ortaya konulurken, aydın insanlara da köylünün bakış açısı dile getirilmektedir. Her yönü ile okunması gereken bir eser olarak kitaplıklarda yerini alması gerekir.
12.06.2005

"Tutunamayanlar" Oğuz Atay'ın okuduğum ilk kitabı ve tarzı çok hoşuma gitti. Çok kalın olması yüzünden aslında bir ara kitabı okumaya ara vermiştim. Yaklışık 400 sayfaya yakın bir kısmını okumuştum ama, geride bir o kadar daha vardı. Uzun bir aradan sonra en baştan tekrar başladım ve kitabı bitirdim. Atay'ın anlatımı, farklı teknikleri çok güzel. Hayal gücünü kullanarak anlattığı ilginç destanlar, masalsı hikâyeler romana ayrı bir hava katıyor. Şimdi şunu düşünüyorum; acaba televizyondaki bir dizide canladırılan (ismi Heredot Cevdet'ti yanlış bilmiyorsam) kahramanı çizenler bu kitaptan esinlenmişler midir? Dandini'nin hikayesi müthiş. Hem keyif veriyor, hem meraklandırıyor. Göktürkleri ve Kül Tigin'i anımsatıyor başka bir hikaye. Sonra yine hayalden gerçeğe dönüyorsunuz. Toplumsal buhranlarımızı dile getiren romanda insan kendini buluyor inanın. Siz de kendinizi Tutunamayangillerden hissediyorsanız bu kitabı mutlaka okuyunuz.