Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

18.09.2020

Tutunamayanlar’ı okudunuz. Kimimiz Turgut, kimimiz Selim olduk.

Selim olanlarınızdan kaçı Henrik Ibsen ismini orada farketti? Onun 1881 tarihli Hayaletler adlı eseri. Selim Işık ondan bahsediyordu.

“Şimdi yatağıma büzülmüş, büyük bir dehşetle, genç Alving’in beyninin nasıl yumuşadığını düşünüyorum. Ya korkusu? Tıpkı benim korkuma benziyor.”

Selim’in korkusuna benzer bir korkuyu-karakteri neden merak etmedi peki?

tiyatro dalında kaleme aldıkları öncülük eder nitelikte.

Geçmişin şimdiye etkisinden bahsediyor mesela eserlerinde. Üstesinden gelinememiş travmalar diyor mesela.

Hayaletler. Kahramanlarımızdan Bayan Alving bunu çok güzel açıklıyor mesela:

“... ve akla gelebilecek bütün eski ölmüş düşünceler; her türden eski ölmüş inançlar ve benzerleri de öyle... İçimize sinmişler; onlardan kurtulamıyoruz.”

19. yüzyılda bir burjuva ailesindeyiz.
‘Babaların günahlarını çocukların çektiği’ inancına sahip bir isim düşünün.

Babasının günahını tekrarlayan bir isim. Osvald Alving.
16.09.2020

Anlattığı, anlattığında güttüğü yol ve noktalamalarıyla zor bir eser. Ona bu kapıdan girecekseniz, yapmayın.

Bir diktatör portresini ‘evrensel’ anlamda çiziyor aslında Marquez. İstisnasız tüm diktatör ruhlarda olduğu gibi ‘yalnız ve evhamlı’ bir portre. Ve elbette hiç ölmeyecekmiş gibi bir yaklaşım.

O geçecek diye boşaltılan yollar, o oynuyor diye sadece kendine çıkan piyangolar, o öyle istiyor diye kendine uydurulan saatler ve o mutlu olsun diye hep kendisinin olduğu yayınlar.

Fakat yukarıda da söylediğimiz gibi ‘yalnızlık’:

“ ... yavaş yavaş yeryüzünün en yalnız adamı haline geldiğini duyuyordu ... “ (s.33)

Elbette kan da var. Elbette mutsuz insanlar da var. Elbette sesleri kesilenler de var.

Peki..

“ ... sessizce, hiç telaşa kapılmadan görevlerini yerine getiren şu ipek gömlekli memurların dürüstlüğü yanında, saltanatın zorbalığı, acımasızlığı barınabilir miydi hiç ... “ (s.176)

Barınabilir miydi?
Buyurun.
12.09.2020

22 Çalıkuşu.
37 Kuyucaklı Yusuf.
40 Yalnızız.
54 Saatleri Ayarlama Enstitüsü.
59 Aylak Adam.
67 Devlet Ana.
69 İnce Memed 1-2.

1970 yılında bir mühendis. O güne dek edebi anlamda kayda değer hiçbir adımı olmayan bir adam. Bin sayfalık, iki ciltlik bir eser kaleme alıyor. Kabul görmüyor. Yayımlamak isteyen bir yayınevi yok!

1972 yılı sonrası yayımlanabiliyor.

Bir yandan olay örgüsü bir yandan anlatım biçimi ile devrim niteliğinde bir şey ortaya koyduğu anlaşılıyor. Anlaşılmak mı?

Yine bir tarafta aydınlar, burjuvalar; diğer tarafta ‘tutunamayanlar’.

Turgut Özben ve Selim Işık.
Günseli Ediz ve Süleyman Kargı.

Bir dostun ‘sonu’ arayışında Turgut.
Bir yaşamın ‘anlamını’ bulamayışında Selim.

Selim’in 600 mısralık şarkısıyla, Kargı’nın açıklamasıyla, göçebelerin ilmihaliyle, Turgut’un arayışıyla, Günseli’nin ilgisi ve yine eserin ‘noktalamasız’ bölümüyle Türk Edebiyatının en nadide eserlerinden biri elinizde.
07.09.2020

1594 tarihini görüyoruz ilk sahnesinde eserin. Ve aynı yıl yayımlanıyor tabiki. Shakespeare’in ilk tragedyası Titus Andronicus.

Galiba onun en kanlı eseri var elinizde. Ölümler, el kesmeler, yaralamalar.

‘Acı ve intikam’ olacak satırlar arasında. Kanlı intikamlar.

Büyük general Titus Andronicus. Acılı Titus:

“Gökler ağlayınca, yeryüzünü su basmaz mı?
Fırtına kasırgaya döndüğünde denizler çıldırmaz
Ve kabaran dalgalarıyla gökyüzüne saldırmz mı?
Bu kargaşanın akılla anlatılır bir yanı var mı?
Ben işte o denizim.” (s.56)

Gotların Kraliçesi, sonradan Roma İmparatoriçesi kötü Tamora:

“Andronicus ailesinin hepsinin sonunu
görmedikçe,
İntikam ateşi hiç sönmeyecek yüreğimde.”(s.38)

Ve yine bir kötü. Mağribi Aaron:

“Yüreğim dolu intikam ateşiyle,
Ölümü tutuyorum ellerimle,
Kan ve öç duygusu zonklatıyor beynimi.”(s.32)

Buyurun.
05.09.2020

Birçok okur gibi Bukowski sayesinde tanıdım bende John Fante’yi. Yanılmıyorsam Pis Moruğun Notları’nda bahsi geçiyordu yazarın. Ve bu eserine bir de önsöz yazıyor.

Uzun bir dönem dostlukları da oluyor Bukowski ile. Edebiyatın hızlı çocuklarından ikisi onlar. Yaşadıkları ve yazdıklarıyla.

Bir aşkın öyküsü aslında Toza Sor. Fante karakteri Arturo Bandini ve Camille Lopez.

Yazar olma hayalleri taşıyan ve bunun için çabalayan bir genç Bandini. Ve peşinden oradan oraya sürükleneceği Meksikalı güzel Camilla.

Yalın bir dil. Bukowski’nin de belirttiği gibi hep aynı üslupla yazıyordu: ‘kolayca ve yürekten’

Akıp gidecek sayfalar. Yeri gelecek argo söyleyecek yeri gelecek pişman olacak bundan. Ama çokça sevecek. Sevilmiyor olmasına inat sevecek Bandini.

Benim ilk Fante kitabım. Diğerleri için referans mıdır Toza Sor? Bence evet.

Peki ya eserin ismi? Toza Sor? Son sayfaları bekleyeceksiniz. Buyurun.