Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuğun Öyküsü
Ne acayip kitap. Ne kadar iyi, ne kadar güçlü. 90 sayfa ama içinde yüzlerce sayfalık içgörü var. Çocuk sahibi olmak isteyenlerin, olacakların, ebeveynlerin ve kendi çocukluğuyla derdi olanların (sanırım herkesin yani) okumasını çok isterim. Şimdi insan merak ediyor: İnsana dair böyle derinlikli fikirleri olan, bunca zengin bakabilen biri nasıl Bosna Savaşı’nda Sırplardan yana saf tutabilmiştir? İnsanoğlu acayip gerçekten.

“Kurtarmak mümkün mü çocukları?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bulutlar
Ne acayip bir zihinsin ya Juan José Saer. Okudukça daha çok seviyorum seni ve kafanın tuhaf çalışma biçimini.

Bulutlar, Arjantinli yazar Saer’den okuduğum üçüncü kitap oldu. İncecik ama zorlu metinler yazıyor kendisi, sayfa sayısına bakıp da aldanmayınız. Uzun ve karmaşık cümlelere, okurdan dikkat talep eden bir yazma biçimine ve hikâyenin içine yerleştirilmiş epeyce felsefik sorgulamalara, sorulara, zihin egzersizlerine hazırlıklı olmak lazım Saer okumaya başlamadan önce.

Kendisiyle tanışma kitabım olan Kimsesiz’de baya dayak yemiştim, Yara İzleri görce daha kolay bir metindi, Bulutlar ise ikisinin arasında bir yerde duruyor bence. Fakat bu kitabında, Saer’in daha önce görmediğim bir yanını görmüş oldum: mizah duygusu. Allahım yer yer nasıl komik bir metin bu!

Hikâye şöyle; 1800’lerin başında iki doktor bir akıl hastanesi kuruyor ve bu doktorlardan biri, aynı bölgeden gelen talepler üzerine 5 tane deliyi toplayıp hastaneye getirmek üzere bir yolculuğa çıkıyor. Kitapta da bu absürt yolculuğun hikâyesini okuyoruz. Delilerin hepsi birbirinden acayip karakterler, ama bir tanesi var ki onu hiç unutmayacağım sanırım. Aşırı püritenken birdenbire bir nemfomana dönüşen, Tanrı’ya ancak bu şekilde ulaşabileceğine inandığı için etraftaki herkesle durmadan sevişmeye çalışan rahibe Teresita. Bu karakteri ve onun kafilenin başına açtığı işleri müthiş komik anlatmış Saer. Teresita’yı, Tourette sendromlu iki kardeşi, manik fazdaki bir zengin beyefendiyi ve elini yumruk biçiminde kapalı tutma saplantısı geliştirmiş bir diğer adamı da yanına katıp yola çıkıyor anlatıcımız Dr. Rael. Yolda başlarına türlü türlü iş geliyor, bir yandan bölgenin beyaz düşmanı yerli reisinden kaçmaya, bir yandan delileri zaptetmeye, bir yandan doğayla mücadele etmeye çalışıyorlar. Bu absürt ve komik öykünün arasına, sevdiği üzere epey derinlikli pasajlar da yerleştirmiş yazar. Dolayısıyla kitap bir yanıyla çok ciddi, bir yanıyla süper saçma olmayı beceriyor.

Okurken üslubu nedeniyle odaklanmakta yer yer zorlansam da genel olarak epey sevdim Bulutlar’ı. Herkesin seveceği bir kitap değil bence ama yarı absürt yarı ciddi, yarı Western yarı değil bir tuhaf modern Odysseia okumak isterseniz buyrun.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Nasıl oluyor da bazı kitaplar böyle bir şey yapıyor insana ya? Ne yaptı; şunu: beni büyük bir iç sıkıntısıyla sarmaladı. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, aksine, 110 sayfalık minicik bir kitabın ne kadar güçlü olduğunu anlatmak maksadım. Bence çok hüzünlü, çok yürek dağlayıcı. 2 günlük bir tatil ve içine yedirilmiş bir cinayet öyküsü bu ama asıl mesele bitenler ve başlayanlar. Çok süssüz biçimde, alabildiğine yalın kelimelerle, aslında çok sıradan bir şeyi (bir aşkın bitişi) çok can acıtıcı biçimde anlatıyor. Duras’nın bu basit kelimeleri ve kısa cümleleri bilerek seçtiğini zannediyorum, anlatmaya çalıştığı şeyi çok güçlendiriyor çünkü. Şu: Aşk biter ve aşk bitince söylenecek çok fazla büyük sözcük, kurulacak uzun cümleler yoktur. Okurken beni biraz üzdü ve fakat çok çok sevdim. “Bakışıyor ve susuyorlar. Çok uzun zaman önce böyle bakışmışlardı, kendilerini kandıracak kadar.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Limon Masası
Mühim bir gelişme: sanıyorum ki Julian Barnes yavaş yavaş benim için bir yan sanayi Javier Marias olmaktan fazlasına dönüşüyor – yani sanki kendisiyle ayrı bir ilişki devşirmeye başladık, sadece Marias’ı özleyince gittiğim biri olmanın ötesine geçiyor gibi. Ne mutlu! Limon Masası’na bayıldım. Yaşlılık ve ölümle ilgili bu küçük öyküler bana aksine yaşamak gerektiğini hatırlattılar. Yaşamak, korkmadan yaşamak. Acı çekmenin, endişenin, korkunun da insana yaşadığını hissettirebileceğini, bunlara sarılmak gerektiğini. Kitaptaki öyküler çok güzeller, çok gerçekler, çok komikler, çok hüzünlüler. İçtenlikle tavsiye ediyorum bu kitabı. “Ama bütün aşklar bir yolculuğa ihtiyaç duyar. Bütün aşklar simgesel olarak bir yolculuktur ve bu yolculukların vücut bulmaya gereksinimi vardır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mountolive / İskenderiye Dörtlüsü 3
Mountolive, şu ana dek dörtlemenin en az sevdiğim kitabı oldu ama bu sevmediğim anlamına gelmiyor; sadece diğerlerine aşırı bayıldığım için böyle diyorum. İlk iki kitaba göre daha olay odaklı bir kitap, cevapsız soruları yanıtlaması ve olay örgüsündeki boşlukları doldurması açısından çok iyiydi. Yine soluksuz okudum, ilk 2 kitapta dinlediğimiz olaylar bambaşka bir biçim aldı, bildiklerimiz şekil değiştirdi. İskenderiye Dörtlüsü’nü kaleydoskopa benzetmelerinin nedenini de bu kitapla anladım; durmadan başka bir yerden baktırıyor yazar ve bambaşka şeyler görüyoruz – ne kadar etkileyici bir iş bunu becermek. Önceki kitaplarda tadına doyamadığım tahlillerin ve insan doğasına / duygularına dair analizlerin bu kitapta görece daha az olmasından ötürü diğerlerinin bir adım gerisinde kalmış olsa da, bu da bambaşka açılardan çok kuvvetli bir kitaptı. Durrell’in bir aşk hikâyesi anlatır gibi başladığı öyküye bu romanda kattığı tarihi ve politik zenginliği de çok acayip bulduğumu belirteyim. Oryantalizme, bağımsızlık sonrası Mısır’da olmakta olanlara, güç ilişkilerine dair çok fazla şey var kitabın içinde. Ve tabii yine olağanüstü İskenderiye tasvirleri, olağanüstü. Bir şehri tüm renkleri, sesleri ve kokularıyla böyle canlandırabilmek için çok büyük bir yazar olmak gerekiyor hakikaten. Tüm düğümlerin son kitap olan Clea’da çözüleceğini bilmenin heyecanıyla yola devam ediyorum. "İnsan aşıksa, aşkın ne kadar utanmaz bir dilenci olduğunu bilir."

Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kaçak Atlar / Bereket Denizi 2
Mişima’nın Bereket Denizi’nde yüzmeyi sürdürüyorum. İkinci kitap olan Kaçak Atlar, ilk kitapta yan karakterler olarak tanıştığımız Honda ve Iinuma’yı merkezine alıyor, ve bir de Iinuma’nın bu kitapta tanıştığımız oğlu Isao’yu tanıştırıyor bizimle. 19 yaşındaki Isao çok güçlü yazılmış bir karakter ve Mişima’nın hayatını okuyunca daha anlamlı hale geliyor onun hikâyesi. İlk kitapla ilgili değerlendirmemde de yazdığım gibi, Mişima aslında kendi sonunu haber vermiş bu büyük dörtlemesi boyunca. Şimdi kalkıştığı darbe girişimini ve intiharla sonuçlanan hayatını bilince, burada anlattığı öykü çok daha başka türlü okunuyor.

Tuhaf ki, muhtemelen kendindeki bazı itkilerden ilhamla yazdığı Isao karakterini gerçek bir kahraman gibi anlatmıyor Mişima, yahut bana öyle gelmedi. Kusurlu, toy bir delikanlı okudum. “Arılık” diye tanımladığı şeyi tek paradigması haline getirmiş bir karakter bu. Kolayca yüceltilebilecek bu arılık takıntısının insanı nasıl radikalleştirebileceğini ve hatta bağnazlığa götürebileceğini süzdüm ben bu öyküden ama benim böyle algılamamın sebebi kendi politik yatkınlıklarım ve biçimlenmem de olabilir. Ama sonuçta Mişima neredeyse tarafsız bir yerden kurguluyor karakterini diyebiliriz sanırım.

Japonya’nın kapitalizmle imtihanının büyük bir çürümüşlüğe yol açacağına inanan, Meiji döneminin reformlarına karşı çıkan, samuray değerlerine dönülmesi gerektiğine inanan Isao bir gün “Kutsal Rüzgar Birliği”nin öyküsünü anlatan bir kitap okuyor ve ondan sonra hayatında her şey değişiyor. İlk kitapta tanıştığımız ve aradan geçen 20 yılda yargıç olmuş olan Honda ise, onda çocukluk arkadaşı ve ilk kitabın baş kahramanı Kiyoaki’yi görüyor ve bu genç adama büyük bir bağlılık geliştiriyor.

İlk kitaptaki kadar şiirli olmasa da, Mişima’nın dili yine çok güzel. İdealizme ya da aslında her tür “-izm”in çalışma dinamiklerine, düşünce ve eylem arasındaki çizgiye, bireysel olanla toplumsal olanın kolayca muğlaklaşabilen sınırlarına dair çok şey söyleyen bir kitap Kaçak Atlar. Okudukça Japon kültürüne hem aşinalık kazanıyor, hem de eş zamanlı olarak yabancılaşıyorum gibi, öyle de tuhaf bir etkisi var bu dörtlemenin üzerimde.

Şafak Tapınağı ile devam o halde bakalım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şafak Tapınağı / Bereket Denizi 3
Mişima’nın Bereket Denizi dörtlemesinin en az sevilen kitabı olan Şafak Tapınağı, benimse en iştahla okuduğum kitap oldu. Diğerlerinden daha iyi olduğunu düşünmüyorum ama daha sürükleyici, daha cesur, daha doğrudandı, çok hevesle okudum.

Bu tabii kitabın problemli yanları olmadığı anlamına gelmiyor. Yapısal olarak diğerlerinden farklı bir kitap bu, birinci bölümde serinin başından beri tanıdığımız Honda’nın Tayland ve Hindistan’a yaptığı seyahati okuyoruz. Çocukluk arkadaşı Kiyoaki’nin farklı bedenlerde yer yüzüne geri döndüğüne inanan Honda bu kitapta da yine bir bedenin peşine düşüyor. Bu kısımları temellendirmek için ilk bölümde uzun uzun yeniden doğuşa dair türlü mistik teorilere yer verilmiş. Antik Yunan’dan Budizm’e uzanan hatları didikliyor, epeyce kavramsal tartışmalara giriyor Mişima. Açıkçası buralar benim gibi mistisizme pek ilgi duymayan biri için epeyce zorlayıcıydı. Konuyu temellendirmek için bunları anlatmasını anlıyorum ama romanın akışını bozacak denli uzun ve detaylı olduğunu söylemem lazım.

İkinci kısımda ise birden son derece dünyevi bir hikâyenin içinde buluyoruz kendimizi. 57 yaşında gelmiş erdemli karakterimiz Honda, içinde o güne dek varlığından haberdar bile olmadığı son derece karanlık yanlar keşfediyor. Üç kitaptır “bu nasıl Japon edebiyatı, hiç tuhaf cinsel fanteziler okumadık” diyordum, sonunda vardık oraya... Japonların tenle ve tene dair olanla kurdukları mistik, tekinsiz, sansürsüz ilişkiyi okumak her defasında hem rahatsız edici, hem merak uyandırıcı oluyor, yine öyle oldu.

Ancak açıkçası Honda’nın ruhani olandan bedensel olana uzanan yolculuğunda ikna edici olmayan yanlar bulduğumu söylemem lazım. İlk iki kitapta bambaşka çizilen bu karakterin geçirdiği büyük dönüşümü daha iyi anlatabilirdi yazar gibime geliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Japon toplumun yaşadığı büyük yıkım ve hayal kırıklığı da sadece satır aralarında verilmiş. Bundan öncekilerde anlatısını çok daha toplumsal bir yerden kuran Mişima, bu defa tamamen kişisel olana odaklanıyor. Bu da kitabı okuması daha kolay ama sanki biraz daha yüzeysel hale getiriyor. İlginç mi, çok ilginç ama serinin geri kalanına göre biraz kopuk bir metin Şafak Tapınağı. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlahi Komedya
Merhaba, ben geldim. Uzun yollar yürüdüm de geldim, Dante ile öte dünyanın sayısız dairesini yürüdüm, yürüye yürüye cehennemin en dışından arafa vardım, günahlarımız bir bir silindi, yolun sonunda cennete vardık. Uzun, çok uzun bir yolculuktu - ama ne yolculuk!

İlahi Komedya’yı burada anlatmak şüphesiz imkansız, bu kitabı genel olarak anlatmak mümkün mü onu da bilmiyorum gerçi. Batı edebiyatının kurucu metinlerinden biri kendisi malum, sayısız kez incelenmiş, sökülmüş yeniden yapılmış, didiklenmiş bir metin. Ben de zaten okuduğum kitaplarda sürekli olarak kendisine verilen referansları artık daha iyi anlamak istediğim için cesaret edip okudum. Buraya bir küçük not düşeyim: mevzubahis 700 sayfalık bir şiir olunca, elbette çeviri meselesi büyük önem kazanıyor. Bizdeki yaygın kabul ödül de almış olan Rekin Teksoy çevirisinden okumak, ben de vaktiyle ona biraz göz gezdirmiştim. Yakın zamanda Alfa’dan çıkan Seçkin Erdi çevirisini tercih etme sebebim hem bu yeni çeviriye bir şans vermek, hem bu çevirinin orijinal İtalyanca metnin 18, 19 ve 20. yüzyıllardan üç ayrı İngilizce çeviriyle kelime kelime karşılaştırılarak hazırlanmış olması, hem de William Blake’in meşhur resimlerinin bu baskıda ilgili bölümlere yerleştirilmiş olması idi. Ben tercihimden memnun kaldım ama tabii Rekin Teksoy çevirisi de başka bir deneyim, farkındayım.

Dediğim gibi, anlatmak çok zor; hissetmek, deneyimlemek lazım bu metni. Homeros, Vergilius ve Ovidius’un metinleri kadar büyük ve onlara sırtını yaslayarak yükselen bir şiir bu. Özellikle Cehennem’in dokuz dairesini dolaşırken ortaya koyduğu siyasi alegoriler, yedi ölümcül günahın izinde Araf’ı gezerken sunduğu evrensel perspektif, Cennet bölümünde Papalık makamına yaptığı eleştirilerin hepsi zamanının çok ötesinde, çok şaşırtıcı, çok büyüleyici.

Bir de tabii ünlü Beatrice ile -özellikle Cennet bölümünde- yakından tanışmak ve Dante’nin herbiri birbirinden lezzetli kelimeleriyle hemhal olmak pek tarifsiz bir deneyimdi. Anlatıp duruyorum ama sözcük bu işte aslında: tarifsiz. Kendini hazır hisseden her okurun yolu buraya çıksın dilerim.

Bu uzun yolculuğun sonundaki vaziyetimi de yine Dante tariflesin madem: “Ölmedim, ama diri de değilim.”
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Karanlıkların Efendisi
Merhaba, ağzım burnum kanlar içinde yazıyorum bu satırları, zira Ernesto Sabato'dan dev bir dayak yedim. Buna benzer son büyük dayağımı Carlos Fuentes'ten yemiştim, Deri Değiştirmek'i okurken. Böyle şeyleri nasıl yazıyorsunuz ya? Okuru bunca zorlamak acımasızlık değil mi?

Eylül Hanım ne diyorsunuz Allah aşkına, valla ne diyorum ben de bilmiyorum. Sénior Sabato ile Tünel'de "meh" duygusu ile başlayan, Kahramanlar ve Mezarları ile "ooo" dedirten yolculuğum, "vay canına" diye karşıladığım Karanlıkların Efendisi ile şimdilik sonlandı. Romana bunca benzemeyen ve bir yandan da köküne kadar roman olan çok az kitap vardır, sanırım kendisini en iyi böyle anlatabilirim.

Sabato, görece konvansiyonel başladığı üçlemesinde deneysel şeyler deneyeceğinin sinyalini ikinci kitapta vermişti, burada ise arşa çıkarıyor konuyu. Kendisinin aslen fizikçi olmasına şaşmamak gerek, romanın bildiğimiz biçimleri ve dinamikleriyle bir fizikçinin maharetiyle oynamış çünkü. İkinci kitapta roman içine roman yerleştirirken, bu defa yazarı romanın içine, kahramanları kitabın dışına koyuyor. (Avignon'dan Lawrence Durrell bunu beğendi...) Sanırım kitaptaki şu bölümü buraya almak iyi olacaktır meseleyi anlatmak adına: "Söz konusu olan, romanın bunalımı mı yoksa bunalımın romanı mı? İkisi de. Özü, misyonu, değeri araştırılıyor. Ama bütün bunlar dışarıdan yapıldı. İçeriden inceleme denemeleri oldu fakat daha derine gidilmeliydi. Romancının, oyuna katıldığı bir roman. Kurgunun içindeki bir yazardan söz etmiyorum. Romanın içinde bulunanın, romanın yazarı olması gibi uç bir olasılıktan söz ediyorum. Fakat bir gözlemci, bir gazeteci, bir tanık olarak değil, bir roman kişisi olarak; ancak kendi ruhundan çıkmış olsalar da ötekilerle aynı nitelikte olan bir yazardan söz ediyorum. Kendi bileşenleriyle birlikte yaşayacak, çıldırmış bir özne olarak."

Tam buradaki gibi, çıldırmış bir Ernesto Sabato'nun öyküsünü, hem yazar hem kahraman olarak okuyoruz. Sanatın da, beynin de sınırlarını zorlayan ve bence çok sıkı bir sistem eleştirisi sunan çok nev-i şahsına münhasır ve anlatılamaz bir kitap kendisi. Bunun ötesinde bir şey demek sahiden zor, bir koca deneyim olarak yaşamak gerek. Arz ederim.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Havanın Adları
Meksikalı yazar Alberto Ruy Sanchez'in Mogador Beşlisi'nin ilk kitabı olan Dokuz Kere Şaşkınlık'a vurulmuştum malumunuz. Şöyle yazmıştım o kitap için: "Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'ini Carlos Fuentes ve Jorge Luis Borges almış; Fuentes bolca erotizm boca etmiş içine, Borges de 'biraz daha hayal katalım biz buna' demiş, ortaya Dokuz Kere Şaşkınlık çıkmış." Beşlinin ikinci kitabı Havanın Adları çıkınca hemen kaptım tabii kendisini, zira içime işleyen Mogador'a yeniden gitme şansını kaçıramazdım!

Evet, yeniden o olağanüstü şehirdeyiz: "Mogador yankılanan seslerin şehridir, surları ise şarkısına şekil veren, sesini yükselten dudaklarıdır sanki. Surların altı yüz altmışaltı kulesinin her biri üzerinde taştan oyulmuş ve rüzgarın etkisiyle fırıldak gibi dönen, arka bacakları arasındaki huniyle şehrin gürültülerini süzüp onları ilk kez dinleyenleri ağızlarından çıkan ve arabesk şarkılara dönüştüren seslerle duygulandırıp ağlatan içi boş ejderhalar vardır." Ah Mogador, nasıl muazzamsın!

O seslerden biri de Kadiya'nın sesi... Bu ikinci kitapta Mogador'un sakinlerinden biri olan Fatma'yı, bedenini saran arzuları ve Kadiya'nın sesinin ona ettiklerini okuyoruz. Mogador bu kez biraz daha arka planda kalıyor, Fatma'nın öyküsüne odaklanıyoruz. İsimlerden anlamışsınızdır, Mogador'un Arap kültüründen aldığı esin bu kitapta daha bariz şekilde gözüküyor. Yazarın şehri yaratırken Fas'ın Essaouira kentinden ilham aldığını biliyoruz, Latin Amerika ve Arap kültürleri arasında kurduğu bak bu kitapta çok daha somut beliriyor.

Fatma'nın tutkuyla, arzuyla, hazla örülü hikâyesi çok leziz. Yine rüyalar, sesler, renkler, kokularla dolu bir kitap bu. Dokuz Kere Şaşkınlık kadar olmasa da, Havanın Adları'nı da çok, çok sevdim. Küçük, uçucu, nev-i şahsına münhasır bir masal. Bu beşliyi tamamlayacağım günü iple çekiyorum.

Bir küçük not: kitabın maalesef ciddi biçimde gözden geçirilmesi gerekmekte. Çok bariz olmadıkça bunları yazmamayı tercih ediyorum ama o kadar çok yazım ve basım hatası var ki, maalesef okuma keyfini ciddi şekilde düşürüyor; sanki hiç editör elinden geçmemiş gibi. İlk kitap hiç böyle değildi, o nedenle şaşırdım ve üzüldüm. Umarım düzeltilir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir