Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Abigail
İnanılmaz ama gerçek: epey vasat bir Magda Szabo romanı okudum, hayırlara vesile olsun. Bayıldığım Macar yazarın dilimize çevrilen son eseri Abigail, nasıl desem... Pek sıradan. Şu şerhi düşmek lazım tabii: diğer kitaplarının aksine yetişkinler için değil, ilk gençlik dönemi için yazdığı bir kitap bu, muhtemelen 20 sene önce okusam bayılırdım ama şu yaşımda pek olmadı açıkçası. Magda Szabo olmaya çalışan 22 yaşında biri yazmış gibi bir kitap kendisi, ham epey.

İkinci Dünya Savaşı sırasında General olan babası tarafından bir yatılı kız okuluna gönderilen Gina'nın öyküsünü okuyoruz. Babası tarafından terk ediliğini düşünen ve çok katı kuralları olan okuldan kaçmaya çalışan Gina, yavaş yavaş babasının onu neden okula bıraktığını anlamaya başlıyor. Bu esnada da okuldaki öğrenciler tarafından sihirli güçleri olduğuna ve çocuklara yardım ettiğine inanılan Abigail adlı heykelin de gizemini çözmeye uğraşıyor. Ginacığımız çözmeye çalışıyor da biz baya kitabın yarısına gelmeden çözüyoruz aslında, Magda Szabo gayet net işaret ediyor bize Abigail efsanesinin arkasında kim olduğunu. Hal böyle olunca da bildiğimiz şeyin çözülmesini okuyoruz 300 sayfa boyunca. İnsan biraz sıkılıyor haliyle.

Szabo'nun bildiğimiz sevdiğimiz ustalıklarının kırıntılarını görmek mümkün kitapta fakat pek tatmin edici düzeyde değil bunlar da. Evet yine türlü insan davranışlarının altındaki kırılganlıkları görüyor, gösteriyor ama diğer kitaplarındaki derinlikte değil maalesef.

Ezcümle, yazarın okuduklarım arasında en zayıf eseriydi Abigail. Ama 15-20 yaş arası için Szabo ile pek hoş bir tanışma kitabı olabilir kanımca. Yine de Kapı, Iza'nın Şarkısı, Yavru Ceylan ve Katalin Sokağı dururken, Abigail'i okumak pek de şart değil sanki.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Karanlık Dükkanlar Sokağı
İlk Modiano’mdu, sevdim. Bu kitaba şöyle 3‑4 saatiniz varken başlayın derim zira insan bırakamıyor kendisini. Ne biçim bir sürükleyicilik tarif edemem, kurgu nefis. Hafızasını kaybeden Guy Roland kim olduğunu bulmaya çalışırken siz de heyecanla yolculuğunu takip ediyorsunuz. Sezdirmeden, ince ince kimlik, hafıza, geçmiş ve benlik konularında bir dolu şey söylüyor yazar. Kayıp birini bulmak bir büyük iştir, kayıp olan kendinizse iş daha da çetrefilleşir. Dünyada bıraktığımız izler tamamen yok olur mu? Kendi hikâyemizi yeniden yazabilir miyiz, bu ne kadar mümkündür? Bir sürü soru. Tek eleştirim dil olarak biraz fazla yalın olması olabilir (zira ezberlediniz, ben biraz lezzet arıyorum), ama genel olarak çok keyif verici bir okumaydı. “Binaların eski sakinlerinin ayak seslerinin hala yankılandığına inanırım. Arkalarından bir şey titreşmeye devam eder: bu dalgalar giderek azalsa da, dikkatli bir kulak onları duyabilir.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Kol Hikayesi
İlk defa Mario Vargas Llosa dışında bir Perulu yazar okudum, yaşasın. Ricardo Sumalavia'nın kısacık kitabı Bir Kol Hikâyesi oldukça tatlı. Yer yer Cortazar, yer yer Cesar Aira tadı aldım, mis.
Vücudunda 3. bir kolu olan bir adamın ölümünün ardından oğlu kendisinin anlattığı hikâyeleri hatırlayarak babasının hayatındaki gizemli bir öyküyü çözmeye çalışıyor. Hem merak uyandırıcı bir okuma, hem de nazik yazılmış bir metin bu. Babaya, hayatına, onların baba-oğul ilişkisine dair epeyce duygu bırakıyor insanda, ben böyle az kelimeyle kuvvetli bir tat bırakabilen kitapları çok seviyorum. Özellikle babasının son dönemine dair hatıralarını okumak, yaşlılıkla beraber çocuklaşmasını izlemek hem hüzünlü hem de çok tatlıydı.
Doğal, naif, sakin, okuma keyfi yüksek bir novella. Sumalavia'nın başka eserleri de dilimize çevrilirse okumak isteği yarattı bende. Umarım mümkün olur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Metroland
İkinci Julian Barnes’ım, ilkinden (Bir Son Duygusu) daha da çok sevdim. Bir kere komik. Komik yazarlara bayılıyorum. Kendilerini ve yarattıkları karakterleri aşırı ciddiye almamaları beni de gevşetiyor. Bu kitap bir tür “bildungsroman” mıdır? Bence öyledir; çağdaş ve iyi bir “oluşum” romanı örneğidir; baş karakter Christopher’ın ergenlikten orta yaşa uzanan yolculuğunu izlemekteyiz zira. Endişelerini, keşiflerini, sorularını yakın hissetiğimden midir, yoksa üzerine epeyce kafa yorduğum sadakat / aşk / tek eşlilik / çok eşlilik vb konulara nefis biçimde değindiğinden midir bilmiyorum, baya beğendim kendisini. Barnes’a devam edeceğimin kesinleştiğini söyleyebiliriz. “Şu ana değin, karımla sevişmekten hâlâ zevk aldığım için mi (niye bu hâlâ?) ona sadık kalmıştım? Sadakat yalnızca cinsel hazzın bir işlevi miydi? Eğer arzu azalırsa ya da timor mortis baş gösterirse, o zaman ne olacaktı?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sevgili
İkinci Duras kitabım itibariyle iyice emin oldum ki şayet insan terapi almıyorsa kendisini okumamalı. Allahım bu nasıl sert bir metin; bir insanın nasıl her kelimesine hüzün siner? Bu kadın durmaksızın içimi dağlıyor. Yine kısa, kesik cümleler, anlatmanın anlamsızlığına ikna olmuş ama yine de anlatan, içinden atmak isteyen ve ne kadar anlatsa içindeki umutsuzluğa çare bulamayacağını bilen bir yazarın metni bu. Marguerite Duras’ın dürüstlüğü ve gerçekliği bana zaman zaman Annie Ernaux’yı hatırlatıyor, bu kitapta (belki kişisel hikâyesi olduğu için) daha da çok hissettim bunu. Duras’nın 15 yaşındayken Hindiçin’de 27 yaşında bir adamla yaşadığı garip, saplantılı, sarsıcı, tutkulu ve acıklı aşk hikâyesini okuyoruz, bir yandan da yazarın sorunlu ailesine, annesiyle bir türlü kuramadığı ilişkiye ve içinde bulunduğu topluma ne yapsa ait olamayışına bakıyoruz. Söylenecek çok şey var ve söylenecek pek de bir şey yok belki. 90 sayfada içime öküz oturttuğunuz için teşekkürler sayın Duras, ne diyeyim. “Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seyyah Ressamın Yaşamından Bir Kesit
İkinci Cesar Aira kitabımdı bu, ilki olan "Nasıl Rahibe Oldum"dan epey farklıydı. Bunu da sevdim diyebiliriz, sayesinde ressam Rugandas'la tanıştım. Gerçek nedir üzerine kafa yorarken kurguyla gerçeği de bir güzel harmanlamış Aira. Minicik, sürükleyici bir novella bu, tam bir oturuşta okumalık ve içinde şu tür düşündürücü cümleler de barındıran: "Tekrar, tekrarın beklentisinden ibaretti, tekrarın kendisinden değil." Bitirmeden bir de ön okuma önerisi yapacağım: dönemin meselesini ve sıkça yapılan Humboldt göndermelerini daha iyi anlamak için önden Daniel Kehlmann'ın "Dünyanın Ölçümü" romanını okumak faydalı olabilir. Bana faydalı oldu en azından. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayalperestler Tiyatrosu
Hydra değil ama Midilli oldu - bu kitabı bir Yunan adasında okumak istiyordum, mümkün oldu, çok mesudum. Öncelikle yazar Polly Samson, David Gilmour'un eşiymiş, ben de bu ismi nereden biliyorum diye düşünüyorum başından beri! Dahası, birkaç sene evvel izlerken zevkten delirdiğim David Gilmour'un Leonard Cohen'in Who By Fire'ını yorumlaması hadisesi de meğerse bu kitabın tanıtımı çerçevesinde gerçekleşmiş! Resmen tüm parçalar yerine oturdu ya.

Neyse, kitaba geleyim: kitabımız; Leonard Cohen ve Marianne Ihlen'in Hydra adasında tanıştıkları 1960 yazında geçiyor. Kitapta o dönem orada olan kimi gerçek kişilerin yanısıra bazı kurgu karakterler de var, anlatıcımız Erica da onlardan biri. Gerçek insanların hikâyelerine eklediği kurgu öykülerle bir roman devşirmiş Polly Samson. Ben böyle şeyleri seviyorum, bence gayet de güzel harmanlamış yazar kurgu ile gerçeği. Anlatıcımız Erica'nın hem Cohen'in hem Marianne'in ölümlerinin ardından o yazı ve yaşadıklarını hatırlamasını ve aktarmasını dinliyoruz.

Cohen, Marianne ve Marianne'in eşi Axel başta olmak üzere adada o dönem bulunan sanatçılar topluluğunun dinamikleri üzerinden kadın-erkek arasındaki çatışmalar, toplumsal cinsiyet, monogami, sanatçının ilhamla ve ilham perisiyle çıkmazları gibi meselelere dair şeyler söylüyor Polly Samson. Fonda olanca sihriyle canım Hydra adası olduğu için elbette anlattığı şeyler çok büyülü oluveriyor.

Açıkçası bence bu nefis fikir daha iyi uygulamaya geçebilir ve ortaya daha edebi bir eser çıkarılabilirdi ama konusu ve karakterleri itibariyle beni vurup geçtiği için yine de sevdim.

Fakat: epeydir okuduğum en kötü çeviriydi maalesef, belki de ondan yeterince lezzetli bulamadım. Keşke İngilizce orijinalinden okusaydım dedim, eminim ki çok daha fazla keyif alırdım. Cümlenin ortasında değişen zaman kipleri, öznesi farklı yüklemler, garip kelime seçimleri... Çevirmen emeğini çok değerli buluyorum ve mümkün olduğunca eleştirmemeye gayret ediyorum ama bu artık susabileceğim gibi bir durum değil. Çeviri kötü, editör yok gibi, son okuma ise hiç yapılmamış besbelli. Umarım yayınevi kitabı yeniden elden geçirir, bu şekliyle gerçek bir keyif vermekten çok uzak, maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bustos Domecq Vakayinameleri
Honorio Bustos Domecq ile birkaç ay evvel okuduğum Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece kitabıyla tanışmıştım. Gerçi söz konusu "yazar"ın yaratıcılarını iyi tanıdığım için, o kitabı ilk tanışma olarak nitelemek de doğru olmayabilir. Domecq, Arjantinli yazarlar Jorge Luis Borges ile Adolfo Bioy Casares'in yarattıkları bir hayalî yazar; beraber yazdıkları kitapları, dedelerinin isimlerini birleştirerek oluşturdukları uydurma bir isim olan Bustos Domecq adıyla imzalıyorlar. Okuduğum o ilk kitaba pek de bayılmamıştım, tuhaf şekilde ayrı ayrı bu kadar iyi yazan iki kişinin bir araya gelince yazdıkları şeyin daha zayıf olmasına şaşırmıştım hatta ama bu sefer okuduğum şeye bayıldım.

Bu kitabı nasıl tanımlamalı emin değilim ama herhalde en doğru ifadeyle "koca bir şaka" diyebiliriz. Yazarımız Bustos Domecq, bu eserinde sanata ve edebiyata dair denemelerini sunuyor bize. Bu eserde artık Domecq'in dilinin iyice oturduğunu ve ne Borges'e ne Casares'e benzemediğini görmek mümkün. Kitapta tıpkı kendisi gibi tamamen hayal ürünü olan kimi yazarları, sanatçıları, mimarları, şairleri, aşçıları filan tanıtıyor Domecq. Hepsini büyük büyük sözcükler ve anlaşılması güç ifadelerle övüyor, neyi övdüğünü tam anlamasak da övdüğünü anlayabiliyoruz.

Domecq'in ağzından bu ultramodernist sanatçılara bol kepçeden övgüler dağıtan Borges ve Casares aslında mevzubahis dönemde ortaya çıkan sanatsal akımlarla bir güzel dalgalarını geçiyorlar, böylelikle kitap da okuduğum en iyi satirler arasındaki yerini alıyor. Yer yer kahkaha attıracak denli absürt metinler bunlar - ilk bakışta büyük bir ciddiyetle yazılmış gibi gözüken ama aslında ziyadesiyle alaycı; ki bence onları muazzam kılan tam da bu.

Borges de bir söyleşisinde Domecq'in "uydurma sözcükleri, Latince deyişleri, klişeleri, karmaşık metaforları, yersiz ve gösterişli sözleri bolca kullandığını" vurgulamış zaten. Yani bu kitap kocaman bir parodi aslında. Dışı süslü, içi bomboş şeyler üretenlerin ve onları allayıp pullamaya doyamayanların parodisi. Ve şu anda, 60 sene sonra belki yazıldığı dönemden bile daha geçerli olması da ayrıca ironik.

Neyse, sonuçta çok sevdim. Sena Akalın'ın kitaba yazdığı önsöz de çok nefisti, onu da ekleyeyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Güven
Hmmm... Böyle başlayayım, zira duygum tam da bu; “hmmm”.

Hayatta insanın başına ne geliyorsa yüksek beklentilerden geliyor valla; biraz hayal kırıklığına uğramış hissettiğimi itiraf etmem lazım. Beklentimi yükselten hem okur yorumları, hem aldığı Pulitzer, hem de yazarın bizzat kendisi oldu. Roman boyunca bizi bir büyük gizemin varlığına ikna ediyor, gerilimi durmaksızın tırmandırıyor Diaz ancak sonunda öğrendiğimiz şey daha kitabın bitimine 150 sayfa varken tahmin ettiğimizden çok da farklı bir şey çıkmıyor maalesef.

Kısa bir ön bilgi; kitap dört ayrı kitaptan oluşuyor. İlk iki bölümde ne okuduğumuzu tam da anlayamıyoruz, üçüncü bölümde mesele biraz netleşmeye başlıyor. 1929 büyük buhranından kazançla çıkmış bir yatırımcı / spekülatörün öyküsünü okuyoruz. Ancak adamın hayatında bir büyük gizem var ve işte dört ayrı kitapla bunu çözmeye davet ediyor yazar bizi. Kitapların dili, olması gerektiği gibi birbirinden farklı, örneğin 1930larda yazılmış bir roman olarak sunulan ilk kitapta gerçekten o dönemin üslubunu bulmak mümkün, bunu beğendim. Hikâyeyi dört kitap şeklinde anlatmak çok iyi fikir, kabul. Borsaya dair hiçbir bilgim olmamasına rağmen bu kısımları da sıkılmadan okudum, bu da güzel.

Ancak... Bir kere karakterlerin hepsi son derece tek boyutlu; gizemini çözmeye çalıştığımız kadın karakter de dahil olmak üzere üstelik. Hikâyenin çözüldüğü son kısımdaki güncede çok başka bir şey bekledim, 300 sayfa boyunca anlamaya çalıştığımız kadını sonunda anlayacağımızı umdum, maalesef olmadı. Keza uzun üçüncü bölümün anlatıcısı genç kadına dair de çok az fikrimiz var. Dönemin politik meselelerine kitapta yer verilmiş ama o kadar sığ verilmiş ki metni derinleştirmedikleri gibi karakterleri daha da karton kılıyorlar bence, özellikle İtalyan anarşizmine dair kısımlar. Ve son olarak, yazarın dilini ziyadesiyle yavan buldum. İlk kitabı hariç tutuyorum, dediğim gibi o bilerek öyle yazılmış ama gerisinde de şöyle akılda kalıcı tek bir ifade yoktu maalesef.

Kitabın sürükleyiciliğine hiçbir lafım yok, ama sürüklenip vardığımız yer öngördüğümüz yer olunca işin tadı çok kaçıyor bence. Maalesef beklentimin çok altında kaldı, üzgünüm.

Yanıtla
1
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üçleme
Hmmm. Umduğumu bulamadım, acaba umudum fazla mı büyüktü? Adı her sene Nobel Edebiyat Ödülü için anılan Norveçli yazar Jon Fosse ile tanışma kitabım oldu Üçleme. Sevmedim diyemem ama beklentimi karşılamadı maalesef.

Alida ile Asle'in hikâyesini okuyoruz. Kendilerine başlarını sokacak bir yer arayan iki genç aşık onlar, üstelik Alida doğurmak üzere. Çaldıkları kapılar yüzlerine kapanıyor, kiralayacak bir oda bile bulmakta güçlük çekiyorlar, Asle pek çok şeyi göze alıyor sevdiği kadını ve doğacak çocuklarını korumak için, oradan oraya yürüyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Hikâye kabaca böyle, öyküde yer yer şaşırtıcı dönemeçler olsa da yazarın alamet-i farikası dili. Yer yer Saramago'yu epey andıran bir dili var yazarın, zira neredeyse hiç nokta kullanmadan yazıyor, diyalogları ve düşünceleri zaman zaman Saramagovari "diyor"larla okuyoruz. Ben bu üslubu çok severim, burada da hoşuma gitti, zamanda sık sık yaptığı atlamalara da açıkçası çok itirazım yok ama yine de... Bazı tekrarları beni çok yordu, karakterlerin çaresizliğini hissedelim diye yapılmış bir tercih muhtemelen ama sahiden boğucu bir hâl alabiliyor ilerledikçe. Ayrıca ana 2 kahramanımız dahil olmak üzere, yazarın karakterlerini yeterince derinleştirmediği kanaatindeyim.

Yarı rüyamsı - şiirsi anlatı da bu sefer nedense bana nüfuz edemedi, belki karakterlerin arasındaki aşk hikâyesine ikna olamadığım için. Sanırım hem yukarıda söz ettiğim üslup benzerliğinden, hem de iki kitabın da benzer şekilde yolda geçen birer aşk hikâyesi anlatmalarından ötürü, aklıma sık sık Saramago'nun Baltasar and Blimunda'sı geldi ve nerede o kitabın gücü, nerede bu diye düşünmeden edemedim. Haksız bir kıyaslama muhtemelen, kıyaslama yapmak da yersiz ama okurken çok sık aklıma düştüğü için buraya da not düşmek istedim.

Yazarın dilimize çevrilen diğer kitapları Melankoli ile Sabahtan Akşama'yı da okuyunca kendisine dair daha doğru düzgün bir fikir edineceğim sanıyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir