Teke Şenliği
Dün gecenin bir vakti bu kitabı bitirdiğimden beri ne yazacağımı, yaşadığım şeyi nasıl anlatacağımı düşünüyorum. Aklıma kelimeler değil ünlemler geliyor: küçük sesler; acı, şaşkınlık, hayranlık, dehşet, haz, saygı inlemeleri. Bu kitabı okumadım, içtim: 550 sayfayı, kitabı elimden bırakamadığımdan 3 günde okudum. Şimdi hafızamı kaybetmek, unutmak istiyorum: hem bu kitabı en baştan okuyabilmek için, hem de okuduklarımın dehşetinden kurtulabilmek için; Llosa bana işte bunu yaptı. Hüngür hüngür ağlayarak kitap bitirmeyeli epey olmuştu. İsmi yanıltmasın, “Teke Şenliği” bir dehşet abidesi: dehşetli güzel, dehşetli korkunç. Dominik’in 30 sene hüküm süren korkunç diktatörü Rafael Trujillo’nun hayatının son aylarını yakın çevresindeki farklı kişilerden (bunların kimi onu öldürmeye çalışan suikastçiler) ve kendisinin gözünden okuyoruz. Tarihsel roman, politik roman tam da bu olmalı, yazılabiliyorsa böyle yazılmalı. Yeşil Ev’i okurken çok zorlandığım zamanda gidiş gelişleri burada ustalıkla kotarıyor Llosa ve bizi diktatörlüğün kabusunun, acımasızlığının, kanının, vahşetinin, katliamlarının tam ortasında bırakıyor. Çok kişisel öykülerle çok dev bir toplumsal panorama anlatmayı başarmış kendisi. Diktatörlerin tek tek bireylere ve toplumlara ne yaptığını, nasıl yaptığını, kurdukları büyüleyici ihtişamın yıkıcılığını muazzam anlatıyor. Bir de sıvılar kaldı aklımda, bunu da eklemeli sanki. Kitabın içinden sıvılar akıyor. Kan, iltihap, ter. İnsanlardan ve sistemden akan sıvılar. Daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum. Sanırım Llosa’ya teşekkür ederek bitirebilirim. Çünkü gerçekten müteşekkirim.