Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Turan Kadın Efsaneleri Konusunda Referans Eser
Taşkent Üniversitesi Filoloji Akademisi’nde öğretim üyeliği yapan yazarlar, Turan'ın Alp Kızları ve İpekyolu Efsaneleri adlı iki farklı kitabı bir araya getirerek tek bir kitap olarak yayınladılar.

Musine Galima'nın Turan'ın Alp Kızları adlı çalışması, gerçek tarihi olaylardan esinlenerek oluşturulmuş ancak zamanla efsanelere dönüşen büyük Türk kadınlarının hikayelerini anlatan bir Özbek-Türk halk edebiyatı araştırmasıdır. Bu kitap, Türk kültür tarihinde kadının konumunu ve toplumsal hayattaki eşitlik mücadelesini vurgulayan önemli bir akademik çalışmadır.

Mamatkul Coreyeff'in İpekyolu Efsaneleri adlı kitabı ise Orta Asya Türk halklarının belleğinde yaşayan ve kuşaktan kuşağa aktarılan Türk halk efsanelerini ansiklopedik bir şekilde ele alan bir çalışmadır. İpekyolu Efsaneleri, Tanrı Dağı'ndan Süleymaniye'ye kadar uzanan coğrafyalarda Türk halk inançlarına dayanan bir anlatı örgüsü sunmaktadır.

Türk tarihinin erken dönemlerinde var olan kadın figürleri ve kadın olgusuna akademik bir bakışla bakmak isteyenler için ilk başvurulacak referans eserlerden birisidir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalender’in “Sular Üstünde Gökler Altında” Yolculuğu
15. yüzyıl sonunda dünya yeni gelişmelere gebe bir dönem yaşamaktadır. O dönemde, 2. Bayezid Osmanlı tahtındadır. Ticari, askeri ve siyasi bakımdan ülkesinde parlak günler yaşanmaktadır. Batı Avrupa’da ise sekiz asırdır süren İslam varlığı, İspanya’nın güneyine sıkışmış durumdadır. Gırnata Sultanlığı’nın yıkılmasıyla da sonlanmış olur (Ocak 1492). İspanya coğrafyasında Müslümanlar ve Yahudiler, ölmek, din değiştirmek ya da göç etmek seçenekleri arasında bir tercihte bulunmak durumundadır. “Sular Üstünde Gökler Altında” tam da bu tarihlere paralel olarak kurgulanmış bir roman.

Keşif arzusuyla yanan denizci bir gencin, Kalender’in, önce Karadeniz’de, sonra Kolomb’un rotasında yaptığı seyahatin etrafında inşa edilen 345 sayfalık bu kitap, okurlarını akıcı bir maceraya sürüklüyor.

Kaan Murat Yanık, okuru farklı coğrafyalarda gezdirmeyi seven bir yazar. Bir önceki eseri Dünyasızlar’ın konusu, İstanbul, Bakü ve Leningrad şehirlerinde geçiyordu (2020). İstanbul, yeni eserinde, yine çıkış noktası. Roman, payitahttan Kırım’a, İspanya Kastilya’ya, Güney Amerika’ya ve oradan Kazablanka’ya uzanıyor. Yazar, eserin oluşma sürecini şöyle ifade ediyor:

“Benim için bir denizcinin gözünü karartıp kimsenin gitmeye cesaret edemediği karanlık okyanusları aşma cesareti göstermesi ve işbu tehlikeli sefer esnasında onlarca badire atlatması her zaman çekici bir mevzuydu. Yıllar içinde bu konuyu kurgusal bir düzlemde işleme fikri, zihnimi tavaf edip durdu. Kolomb’un yanında karanlık sulara açılmak! Heyecan vericiydi. Bu bağlamda birtakım geziler yapmak suretiyle işe koyuldum. Bilhassa Kolomb’un izinde İtalya ve İspanya’da epey zaman geçirdim. Kolomb’a ve coğrafi keşiflere dair edindiğim her bilgi biraz daha pekleştirdi aklımdakileri. Sonuç olarak Kalender isimli kahramanımı oluşturup onu türlü yetilerle donattım ve onun vasıtasıyla Kolomb’un yanı başına Santa Maria’nın güvertesine kondum. Gerisi kendiliğinden aktı…”

Denizciler arasında nam salmış, kendisine saygı duyulan eski bir kaptan olan İsa Efendi, hayatının olgunluk çağlarındadır. Kendisi, erdemli yaşamaya çalıştığı kadar oğlu Kalender’in de iyi yetişmesine gayret etmektedir. Kalender, kâşif ruhlu ve çok bilgili bir gençtir, fakat bir o kadar da tecrübesizdir. İsa Efendi’nin denizcilik hayatı geride kalmış olsa da Kalender’i denizlerde emanet edebileceği güvenilir dostları vardır. Bu dostlardan biri de Cristoforo Colombo’dur. Kalender’in yolu, bu dostluk sayesinde Kolomb ile kesişir ve birlikte mavi ufuklara yelken açarlar.

“Şuurumun hücrelerinde zincir altında tuttuğum asalak vehimler, derin elemler ve karanlık fikirler, zincirleri kırıp hücuma mecal bulamasınlar diye zihin kovanımı türlü meşguliyetlerle dolduruyorum. Okuyorum, hesaplıyorum, çözüyorum, gözlemliyorum. Kaptan ile hazırlamaya başladığımız deniz haritalarını, seyir tutanaklarını ve yıldız denklemlerini aynı zamanda usuma dövüyorum. Sırtımı basan irinli sivilceler, muhtemelen rakamların, şekillerin ve cümlelerin yükünün tezahürü... (s. 172)”

“Bu eşsiz maceranın ortasında bazen kendimi unutuyorum. Mucizevi manzaralara, şeker kokulu esintilere, billurdan yağmurlara, hareli kanatların çırpınışına ve masal sahifeleri misali çevrilen hayatların efsununa kapılıp gitmek hasta ruhuma iyi geliyor... (s. 228)”

Eser, tarihi kurgu romanlarına tutkulu olanlar için Mart 2023’ün güzel bir hediyesi oldu.

Roman hakkında yazarla yapılmış bir (edebiyat haber) röportajını ilgilisi için not düşelim: bit.ly/3n7hu28

İyi Okumalar!
Yanıtla
18
3
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yüzyıllık Büyülü Yalnızlık.
Dünya edebiyatının en iyi eserlerinden biri hiç kuşkusuz; yazarına Nobel Ödülü kazandıracak kadar kıymetli olan "Yüzyıllık Yalnızlık"tır. Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, bu kitabında büyülü gerçeklik akımından besleniyor. Yani garip, sıradışı, rüya gibi durumları sanki gerçeğin ta kendisiymiş gibi bir masal tadında anlatıyor. Ve bunu yaparken de nesilden nesile 100 yıl soy aktarımı yapan, Macondo bölgesinin kurucusu "Buendia" ailesiyle tanıştırıyor okuyucusunu. İlk Buendia olan José Arcadio amcasının kızı Ursula ile evleniyor. Ve 7 nesillik 100 yıllık hikayenin fitili de ateşleniyor. Macondo bilinen tüm kasabalardan oldukça farklı bir yapıda. Burada yaşayanlar, burada yaşananlar oldukça fantastik. "çamaşır asarken göğe yükselen güzel kız Remedios", "toprak yiyen kız çocuğu Rebecca", "ölüm gününü bilip kefenini hazırlayan Amaranta" başta olmak üzere; büyücüler, efsunlu çingeneler, uykusuzluk ve unutkanlık hastası insanlar kasabanın fantastik figürleri.

Yazar, Buendiaların yaşadığı hayatlar üzerinden çeşitli konulara dem vurmayı ihmal etmiyor. Latin Amerika'nın demografik, sosyolojik ve siyasi hayatına da göndermeler yapıyor. Özellikle muz şirketlerinin kasaba halkını nasıl sömürdüğünü, işçilerin haklarını nasıl gasp ettiğini ve gerektiğinde acımasızca grev yapanları nasıl öldürdüğünü görmek "Muz Cumhuriyeti" tabirini de güzel özetlemiş oluyor.

Kısacası Yüzyıllık Yalnızlık, Latin Amerika kimliğinin güçlü bir alegorisini çizerken, masalsı bir rehavetle ve şiirsel bir havayla hareket ediyor. İktidarı, liderliği, gücü, ensestliği, şiddet içerikli olayları da merkezinden ayırmıyor...

Yanıtla
17
3
Destekliyorum  5
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oğuzlar ve Selçuklular hakkında çok kapsamlı bir kaynak kitap.
Kitap 9-13. yy.lar arasında Orta Asya'dan başlayıp dünyanın birçok bölgesine yayılan, başta Oğuzlar ve Selçuklular olmak üzere Türk boylarını anlatıyor.

Yazar kitabı yazarken Çin, Rus, Arap kaynakları başta olmak üzere yayınlanmış yüzlerce eseri oldukça detaylı bir şekilde incelemiş. Kitabın her bölümünde bu eserleri karşılaştırarak o döneme ait en doğru bilgiyi aktarmaya çalışmış.

Kitapta her sayfada verilen bilgilerin kaynağı aynı sayfanın altında dipnot olarak belirtilmiş, öyle ki bazı sayfalarda dipnotlar üstteki yazılardan daha fazla yer kaplamış.

Kitabın ilk bölümünde kitaba kaynak olan ana eserlerden oldukça detaylı bir şekilde bahsedilmiş ve belli bir dönem veya Türk boyu hakkında daha detaylı bilgi almak isteyen okuyucular için yol gösterilmiş.

Kitapta her dönem için o dönemde yaşayan Türk boylarının aile-boy yapıları, siyasi idare şekilleri, geçim ve ticaret yöntemleri, komşularıyla olan ilişkileri gibi birçok konuda oldukça detaylı bilgiler verilmiş.

Kitapta bahsedilen Türk boylarının yaşadıkları ve göç ettikleri bölgeler yerleşim yeri adları ve coğrafi konumları ile verilerek harita üzerinde kolayca takip edilmesi sağlanmış.

Kitap oldukça detaylı anlatım şekli ile biraz akademik bir tarza sahip olsa da Oğuzlar ve Selçuklular başta olmak üzere o dönemlerde yaşayan Türk halkları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için çok faydalı bir kaynak.

" Orta Asya'daki eski Hint-Avrupai ahalinin torunlarıyla kaynaşan bir kısım Oğuz ve Türkler'e "Türkmen" adı verilmişti. "Türkmen" adının kendisi ise esasında İslam dinini kabul eden Oğuzlar için kullanılmıştı.(Biruni-Kitab al-Camahir)" (s.117)
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk-İslam Tarihinin Başlıca Kaynaklarından Biri
Mesudi, 3. yüzyılın sonu ile 4. yüzyılın başı arasında yaşamış bir yazardır. Bağdat'ta doğdu ve burada bir medresede çeşitli ilimler okudu. H. 300 yılının başlarında Bağdat'tan ayrıldı ve çeşitli seyahatlerde bulundu.

İran'ı ve bugün İran, Horasan, Afganistan, Hindistan ve Çin olarak bildiğimiz Kerman bölgesini dolaştı. Doğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere Afrika'yı gezdikten sonra Yemen ve Şam'a gitti. Şam'dan sonra ömrünün sonuna kadar yaşadığı Mısır'a gitti.

Yazarın 17-34 eseri olduğu tahmin edilen Mesudi’nin günümüze sadece 2 tanesi ulaşabilmiştir: Muruc ez Zeheb ve Kitab et Tenbih vel İsraf.

Eser, o dönemde yazılan diğer eserler gibi, önce dünyanın yaratılışından ve yeryüzünün şeklinden, ikliminden ve coğrafyasından söz etmekte, sonra da zamanından oldukça farklı bir anlatım ile aktarmaktadır. Çalışmaları teoloji/teolojiden tarihe, coğrafyadan etik ve siyaset felsefesine kadar uzanır.

Ayrıca Çin'den Hindistan'a, Hazar bölgesinden doğu ve kuzey Afrika'ya kadar İslam dünyasının dört bir yanında ziyaret ettiği ülkeler ve bugün Orta Doğu coğrafyası ve ülkeleri hakkında çok değerli bilgiler veriyor.
Yanıtla
1
5
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük Patlama: Evrenin Kitabı
Büyük patlama, en sade izahıyla evrenin oluşumuna dair kabul edilen bir başlangıç durumudur. Kitapta da buna dair etraflıca bilgi ediniyoruz. Ayrıca kitapta, evrenin yaşı konusunda 14 milyar civarı yıldan bahsediliyor. Muazzam. Elbette kitap konuya yalnızca bir giriş niteliği sunabilir. Denklemler, modeller, teoriler ve bol kavram içeren bu kitabın bilgi anlamında giriş seviyesinde doyurucu olduğunu ve fazlasını da içerdiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Büyük Patlama, evrenin oluşumuna ve felsefesine değinerek bizi kozmik maddelerin yapısıyla tanıştırmakta ve devamında da uzay ve zamanı detaylı bir biçimde incelemekte. Evrenin tarihi ve devamında çeşitli şüpheleri ele alan ve sorgulayan bölümlerle devam ediyor. Evrenin başlangıcından geleceğine, bizim kainattaki yerimize ve zamanımıza değinerek uzaya farklı bir perspektiften bakmamızı sağlayan ve bilgiye doyacağınız bir okuma yolculuğu. Bir de okurken bilimsel niteliği yüksek, kurgu dışı bir çalışma olduğunu unutmamak gerekiyor.

Sırf kainattaki varlığımızın anlamını yeniden gözden geçirebilmek adına bile okunması gereken bu bilgi seli hakkındaki düşüncelerimi Belçikalı astrofizikçi ve katolik rahip Georges Lemaitre’den dikkate değer bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Biz sahneye çok geç çıktık, bu nedenle yaradılışın görkemli doğumuna (matematiksel) kıyafetler giydirmekten başka şansımız yok.”
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sapiens: İnsanlığın Tarihi ve Geleceği
Yuval Noah Harari'nin "İnsanlardan Tanrılara Sapiens" adlı kitabı, insanlığın durumu ve türümüzün potansiyel geleceği üzerine oldukça düşündürücü ve özgün bir inceleme sunuyor. Kitabın yazım tarzı oldukça ilgi çekici ve herkesin anlayabileceği bir tarzda olup, karmaşık fikirleri açık ve öz bir şekilde sunmaktadır. Bana göre, Harari'nin kitabı insanlık tarihi, kültürü ve biyolojisi üzerine geniş kapsamlı bir analiz sunmakta ve bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorulardan bazılarına düşündürücü ve yer yer haddini aşan boyutta eleştirel şekilde bakmaktadır.

Kitabın en güçlü yanlarından birinin felsefi derinliği olduğunu düşünüyorum. Harari, insan varoluşunun doğası ve hayatın anlamı üzerine incelikli ve sofistike bir analiz sunuyor. Kitap, biyolojik doğamız ile aşkınlık arzularımız arasındaki gerilimi araştırıyor ve insan bilgisinin sınırları ve bilincin doğası hakkında önemli sorular ortaya atıyor. Kitap, Harari'nin argümanlarına derinlik ve rezonans katan edebi referanslar ve işaretler açısından da oldukça zengin. Özellikle insanın nöropsikiyatrik yönlerini gözden kaçırmayan ve davranışçı bir bakış açısıyla bakıldığında, kitabın temel iddialarının gözlenen boyutta tutarlı olduğunu düşünüyorum.

Buna karşın, kimi okuyucuların kitabın bazı yönlerine itiraz edebileceğini düşünüyorum. Harari'nin bakış açısı genel olarak oldukça seküler ve saf materyalist. Sıklıkla dini temelli dünya görüşlerinin sınırlılıklarını vurguluyor. Bu durum, inanç ve maneviyata daha fazla önem veren okuyucular için yer yer can sıkıcı olabiliyor. Ayrıca, bazı okuyucular Harari'nin insanlığın geleceğine dair vizyonunu oldukça kötümser ve distopik bulabilirler, çünkü ileri teknolojilerin potansiyel riskleri ve insanın eskime olasılığı hakkında endişelerini açık bir şekilde dile getiriyor.

Sonuç olarak, bu kitap, benim için insanlık tarihi ve doğası üzerine çok düşündürücü bir okuma deneyimi sundu. Harari'nin analizleri birçok soruyu ele alıyor. Ancak, okuyucuların Harari'nin seküler ve materyalist bakış açısı nedeniyle bazı yönlerine itiraz edebileceklerini ve gelecek vizyonunu kasvetli bulabileceklerini ifade etmeden geçemeyeceğim.
Yanıtla
26
13
Destekliyorum  9
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gumilev'in Avrasya'sı
Avrupa ve Asya’yı tek bir kıta halinde düşünmek, Batı merkezli bakış açısına ters düşse de Avrasya kavramı geçtiğimiz yüzyıl ve yaşadığımız dönemde oldukça popüler… Üstelik Avrasyacılığın günümüzde yükselen bir akım olarak etkisini milletlerarası politikada gösterdiği de malumdur. Ortaya atılan bir fikirden önce onun alt yapısını oluşturan bilimsel ve teorik bir temelin oluşması da zaruridir. Rus bilim adamı Gumilev fikirlerini serdederken Avrasya’yı kendisine örnek mekân olarak seçmiş olacak ki eseri “Avrasya’dan Makaleler” ismiyle raflardaki yerini almıştır.

Gumilev’i bilim dünyasında ön plana çıkaran etnogenez tezidir. Öne sürdüğü tez ayrı bir bilim disiplini olacak kadar teferruatlı ve tartışmaya açıktır. Bir etnik topluluğun oluşumunun ve gelişiminin, sistematik bir bütün halinde belli kaidelere bağlı olduğunu kanıtlamaya çalışan mezkûr tez, Gumilev’in neredeyse ömrünü verdiği çalışmalarının merkezine oturur. Uzun soluklu teşrik-i mesaisini 1930 yılında başlatan Gumilev, topladığı malzemeleri 150 makale 7 kitap halinde yayımlar. Müellifin makaleleri, kendi deyimiyle bilim dünyasına armağan ettiği binanın temelindeki taşları oluşturur. Birbirinden kıymetli eserlerini ise bu taşların üzerinde yükselen binaya benzeten Gumilev, son olarak ele aldığımız eserin başındaki “Avrasya Tarihinden” isimli yaklaşık yetmiş sayfalık makalesini de inşa ettiği binanın çatısı olarak tanımlar.

Gumilev’in her biri ayrı bir kitap olacak kapasiteye sahip makaleleri bu nedenle oldukça önemlidir. Her bir makalede Asya tarihinin gölgede kalmış bir sorununa dair tezler öne sürülür. İşin açıkçası tarih ilmi için en kolay şey geçmişe dair bir fikri öne sürmektir. Fakat öne sürülen tez iyi bir şekilde malzemelerle desteklenmez ise çoğu zaman havada kalır ve bilim dünyasında pek rağbet edilmez. Gumilev bu aşamada tezini öne sürerken dönemin kaynaklarını mahirce kullanır. Etnogenez tezini unutmadan aynı paralelde güçlü yorumlarını düşüncelerine sağlam dayanaklar oluşturacak şekilde serdeder.

Esasında Gumilev’in üslubunu ağırlaştıran etnogenez terminolojisini, düşüncelerini ifade ederken çok fazla kullanması, bazen elverişsizlik olarak algılanabilir. Ama bütüncül düşünüldüğünde aslında Gumilev’in çalışmalarının yapbozun parçaları gibi birbirleriyle anlamlı parçalar oluşturduğu görülür. Sorun olarak ele alınan tarihi bilinmezliklere dair yapılan yorumlar için ilk aşamada bilim dünyasından destek aranır. Ama genelde sunulan fikirlerin karşısındaki bilim adamları sert biçimde hırpalanır. Bu yüzden her bir makalede fikirlerin sert çarpışmalarında ortaya çıkan kıvılcımlar yeni yangınları müjdelercesine okura sunulur.

Teorik yönü güçlendiren anlatım üslubuna ek olarak Gumilev, her tarihi olaya geniş bir perspektiften bakar. Anlatılan dönem ve vaka, her ne kadar yerel bir görünüme sahip olsa da zengin tarihi bilgiyle tecessüm eden analojik örneklerle desteklenmeksizin sunulmaz. Yani tarihi olaylar, şahsiyetler, etnik topluluklar ve devletler birbirleriyle özdeşleştirilir. Tarihin geneline etki eden bir tezi kanıtlamaya namzet bir bilim adamı için bu normal görülebilir. Ama herhangi bir tezi kanıtlama kaygısı olmaksızın her tarihçinin izlemesi gereken yolun bu olması gerekmektedir. Çünkü, İbni Haldun’un deyimiyle bir su damlası nasıl diğer su damlasına benziyor ise bir milletin geleceği de geçmişine benzemektedir. Bu yüzden benzerlikler üzerinden yapılan anlatım okur için daha ikna edicidir denilebilir.

Gumilev’in dikkat çekici özelliklerinden birisi de sadece tarih disiplininin dar kulvarlarında kalarak fikirlerini serdetmekten uzak durmasıdır. Bu nedenle anlatılarda bazen sosyal bir bilim dalı olan tarihin adeta deneye dayalı bir bilim dalıymışçasına ele alındığı görülür. Yine tarihe yardımcı bilim dalları Gumilev tarafından ustaca kullanılır. Özellikle coğrafya adeta tarihin hamuruna yegâne şekil veren bir etmen gibi sunulur. Her anlatının temeline yerleşen coğrafi faktörler; Asya’nın tarihinin, coğrafyasının eseri olduğuna okurunu ikna edercesine kaleme alınır. Oysaki birçok tarihçi coğrafyaya gereken ehemmiyeti göstermez.

Çoğu zaman Gumilev’in dilinin ağır olduğuna dair eleştiriler getirilse de bazen bilimselliği bir tarafa bırakarak olayları fazlasıyla basitçe anlattığı dikkat çeker. Hatta bazen meselelerin daha rahat kavranmasını istediği için akademik dili bir tarafa bıraktığını itiraf ederek okurunun gönlünü alır (s.235). Buna örnek verilecek olursa karşıt fikirde olduğu tarihçiye “sen onu benim külahıma anlat !” diye satirik bir üslupla yaklaşır (s.274).

Yine bazen Gumilev’in anlatısının yoğunluğuna dair eleştiriler getirilir. Ama tarih yoğun anlatılmadığı takdirde illaki açıkta kalan bir şeylerin olduğu çoğu zaman vakidir. Misal Moğol tarihine dair bir tespit yapıyorsanız, resmin tamamını göstermeden okuru hedef düşüncenizin doğruluğuna inandırmak mümkün değildir. Buna rağmen Gumilev’in bazen az sözle çok şey anlattığını da söylemek gerekir. Misal, eserde merhum çevirmen Ahsen Batur’un bulduğu nerede yayımlandığı belli olmayan Tatar etnonimine dair Gumilev röportajı üç sayfa olmasına rağmen fazlasıyla ufuk açıcıdır.

Makalelerin hedef aldığı sorunlara dikkat çekilecek olursa editoryal olarak çok iyi seçildiklerini belirtmek gerekir. Zira Gumilev’in onlarca makalesi arasından yapılan seçimlerin Asya’nın ve Türklerin kadim tarihine ışık tuttuğu görülür. Türk tarihine dair anlatının oryantalistler tarafından ilk zamanlarda basitçe ele alındığı düşünülürse, ilk araştırmalar sonrası geride kalan birçok soru işaretinin varlığı dikkat çeker. Gumilev makaleleriyle bu soru işaretlerini kaldırmaya çalışır. Misal Hazarya’nın nerede olduğu, Hunların ve Moğolların tarihlerinin bilinmeyenleri, Akhunların dağlı mı göçebe mi oldukları, göçler sonunda Asya’daki demografik değişimlerin etnik olarak nasıl gerçekleştiği vb. konular ustaca ele alınır.

Bu arada bazı makalelerin Hun, Tibet ve Moğol tarihi gibi makro ölçekli konulara dair olup, bazıları ise mikro ölçekli konulara ayrılmıştır. Misal MÖ 36 yılında yapılan Talas Savaşı’na dair olan makale, az zikredilen bir döneme ve olaya dikkat çeker. Gerek makro olsun, gerekse de mikro ölçekli yönelime sahip olsun her bir makalede şaşırtıcı ve ilginç bilgilerin sık sık görüldüğü göze batar. Aslında bazen uzun bir makalede akılda kalan pek fazla bir şey olmayabilir ama Gumilev’in makalelerinde sunulan farklı bilgilerin kalıcı olduğu söylenebilir.

Sonuçta; tarih ilmiyle uğraşıyorsanız yaptığınız işin çeşitli güçlükleri vardır. Sunduğunuz tezin ispatına yönelik yapmanız gerekenler bir hayli fazladır. Gumilev ömrünü tezine adamış yazdıklarını ona göre şekillendirmiş birisidir. Ama esas üzerinde durulması gereken nokta teziyle uğraşırken Türk tarihine kıymetli armağanlar vermesidir. Zengin bakış açısı, yüksek analiz gücü ve eşsiz bilgi birikimiyle Türklüğe emsali az bulunur hizmetler yapmıştır. Yine bu tarz eserlerin dilimize kazandırılmasında katkısı olan merhum Ahsen Batur’a rahmetler olsun.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Engin Maviliklerin Hikayesi
Ucu bucağı olmayan okyanusun engin maviliğinde günlerce süren zorlu bir yolculuk.. Hastalık, açlık, susuzluk ve nicesi de cabası. Keşfetmek ve kazanmak için ölümü göze alanların; bağrına taş basıp içinde közlenen aşkı unutmak isteyenlerin; yitirdiği ailesinden geriye kalanları bulmanın peşinde olanların yolculuğu.. Bu yolculuk, suların üstünde ve göklerin altında olanların hikayesi..

Yıl 1492.. İstanbul'da başlıyor hikaye. Eski kaptan İsa Efendi, gözünden sakındığı oğlu "Kalender"i engin maviliklere teslim ediyor. Kırım'a giden bir geminin tayfası oluveriyor Kalender. Ancak çok da uzun sürmeyen ilk yolculuğunda efsunlu bir aşkın göbeğinde buluveriyor kendini. Köle cariyelerden Ustinya'ya kaptırıyor gönlünü. Ne illet ki! Her şeyi göze alıyor.. Sonu olmayan bir aşkın zehri kaplıyor yüreğini.. Kurtulmanın tek yolu: uzak diyarlara göç etmek ve unutmak. İspanya'ya, babasının yakın dostu Kaptan Kolomb'un yanına gidiyor. Kolomb ve mürettebatıyla engin maviliğe yelken açıyor. Sevinci, hüznü, dostluğu, iyiliği, riyayı ve kötülüğü tadıyor yolculuk boyunca.. İnsanoğlunun sahip olduğu duyguları tüm çıplaklığıyla tanıma fırsatı buluyor.. Kendini buluyor.. İçindeki "hakikat"i buluyor "Kalender"..

Yazar mitlerle örülü ışıltılı hikayesini efsunlu kelimeleri ile yoğuruyor ve masalsı bir dünyanın kapılarını aralayıp umudun kucağına bırakıyor okurunu.. Eski Türkçe kelimelere başvurup ahenkli bir dil oluşturuyor ve sanki bir filmin içindeymişcesine, farklı şehirlerin sokaklarını adımlatıyor. Kitabın tasvirleri çok canlı, üslubu ise haza beyefendice..
Yanıtla
21
3
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Yönlü Bir Sanatçı: Goethe
Şair, oyun yazarı, romancı, hikayeci, denemeci, aforizmacı, edebiyat eleştirmeni, sanat eleştirmeni, mektup yazarı, tercüman, editör, filozof, devlet adamı, yönetici, tiyatro yönetmeni… Goethe’yi tanımlamak için tek bir sıfat yetmez çünkü Goethe çalıştığı alanlarda en yüksek ürünleri verebilmiş biridir. Kötü romancı diyemeyiz ona, kötü şair veya kötü eleştirmen diyemeyeceğimiz gibi. Almanya hatta Avrupa kültürünü derinden etkilemiş, günümüze uzanan birçok romancıya, sanatçıya vs. ilham olabilmiş biridir.

Runik Kitap, başarılı biyografileri okuyucuyla buluşturan bir yayınevi. Bu çok kıymetli çünkü Avrupa’da en çok satan türlerden olan biyografi maalesef ülkemizde yeterince ilgi görmüyor. Runik Kitap bu açıdan bir eksiği dolduruyor edebiyatımızda. Goethe biyografisi de yayınevinin önemli biyografilerinden.

Kitap bir Giriş ve yedi bölümden oluşuyor: Bir Şairin Doğuşu, Sturm und Drung, Weimar’da İlk Yıllar, İtalyan Dönemeç, Klasik Merkez, Dünyanın Entelektüel Başkenti ve Faust Çağı. Her bölüm aslında başlığıyla uyumlu ilerliyor fakat klasik kronolojik bir hayat hikayesi okumuyoruz kitapta. Yani yazar Jeremy Adler, Goethe’yi çocukluğundan başlayarak ölümüne dek sıralı bir şekilde anlatmıyor. İlk bölümlerde daha çok Goethe’nin öğretisi ve onu bu yola sevk eden kişi ve olaylar üzerinde durulmuş. Hem Goethe’nin hem de onun düşüncelerini oluşturmasına sebep olan, bu yolu açan kişilerin eserlerinden alıntıları bolca görüyoruz. Aynı zamanda Goethe’nin sanat ve şiir anlayışı da detaylıca inceleniyor. Özellikle ilk iki bölüm Goethe’nin nasıl Goethe olduğunu anlatan bölümlerdir. Kitap bu minvalde ilerliyor zaten. Her bölümdeki Goethe’yi okurken aslında onun geniş çevresini de okuyoruz. Eserleriyle ilgili de detaylı sayılabilecek incelemeler mevcut kitapta. Tabiî bu incelemeleri okurken Goethe’nin birçok şiirini veya başka pasajlarını da okumuş oluyoruz. Ayrıca kitap, resimli bir eser. Goethe ve etkiledikleri veya onunla ilintili olan birçok kişinin resmi, gravürü mevcut.

Kitabı anlatıp okuyucunun keyfini kaçırmaya gerek yok. Biraz daha genel bilgiler vermek gerekiyor. Çünkü okuyucu kitapta Goethe’yle ilgili özel bilgiler de bulacaktır (maden denetlemesi ve başına gelenler gibi). Ayrıca Giriş bölümünde yazar (yaklaşık 15 sayfa) derinlemesine bir Goethe portresi çizmiş aslında. Kitabın kalanı bu 15 sayfayı detaylandırmakla geçiyor diyebilirim.

Yağız Ay’ın iyi bir çevirisiyle okuyoruz Goethe’yi. Runik Kitap biyografilerine başlamak için ideal bir kitap.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir