Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
Bu kitabı bu kadar sevmeyi beklemiyordum ne yalan söyleyeyim ‑ lakin çok sevdim. Masal gibi, şiir gibi; pek gerçek, aynı anda pek sihirli, çok acımasız ve bir yandan ninni gibi yumuşacık. Muhtemelen tam da bu yüzden kitap bana Yüzyıllık Yalnızlık’ı, Misia da Marquez’in Ursula’sını anımsattı. Kadimzamanlar’a gitmiş, o evde o aileyle yaşamış, tuhaf bilgeliklerini tatmış, dünyanın kendisi ve onların dünyayla ilişkileri dönüşürken bir köşede oturmuş “kahve değirmenini çevirerek” eşlik etmiş gibi hissediyorum. Olga Hanım, Nobel’i sonuna kadar hak etmişsiniz gerçekten. Bize bu nazik kelimeleri armağan ettiğiniz için kendi adıma müteşekkirim. Bir cümlecik iliştirerek bitireyim: “Gökyüzü, Tanrı’nın insanları içine kapattığı teneke bir kutunun kapağı gibiydi.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cehennem Sıcakları İçin Talimatlar
Bu kitabı bu kadar çok sevmeyi beklemiyordum - vuruldum resmen. İrlandalı yazar Maggie O’Farrell’in Cehennem Sıcakları için Talimatlar’ı daha konvansiyonel ve doğrusal akan romanları seven okurlar için belki biraz zorlayıcı olabilir ama tam benim kalemim bir kitap çıktı açıkçası. Bir ters bir düz örgü gibi örmüş kitabı yazar; zamanda ileri-geri gidişlerine, ayrıntılardan vardığı incelikli iç görülere, hakikati yavaş yavaş kazıyıp adeta okura damla damla sunmasına, her zamanki gibi muazzam biçimde derinleştirdiği karakterlerine... Her şeyine bayıldım.

Öyle tuhaf ki - bu kitabı okurken insanlara başka türlü baktığımı fark ettim. Etrafımdaki insanları daha çok gözlemledim; Maggie O’Farrell’ın öğrettiği biçimde bakmaya, küçük mimiklerdeki anlamları yakalamaya çalışırken, hiç tanımadığım; yoldan geçen, vapurda göz göze geldiğim, karşıdan karşıya geçerken yan yana beklediğim insanlarla bir tür duygudaşlık hissederken buldum kendimi. Ve bir kitabın insana bunu yapabilmesi ne büyük bir kudrettir!

Kitabı bitirdiğinizde tüm soruların cevaplanmasından hoşlanan bir okursanız, bu kitaba bulaşmayın. Ama soruların yeni sorular doğurmasından hoşlanıyorsanız ve hayatın aslında bir tür cevapsız sorular bütünü olduğu gerçeğiyle barışıksanız, siz de bayılırsınız bu kitaba.

1976 yazındayız. İngiltere’nin tarihindeki en büyük kuraklıklardan biri yaşanıyor. İnsanı bezdiren, bitiren bir sıcak. Kuraklık kanunu çıkarılmış, su kullanımına çok ciddi kısıtlar getirilmiş. Yaşlı ve emekli bir adam ve evine bağlı bir koca ve baba olan Robert bir gün evden çıkıp gidiyor. Kimseye bir şey demeden, bankadaki tüm parasını çekip kayboluyor. Bu gizemi çözmek için annelerinin yanına gelen üç kardeşin aralarındaki kırılgan bağlar, öfkeler, affedilememiş suçlar, anılar bir bir ortalığa saçılıyor.

Ama belki de bunların önemi yok - Maggie O’Farrell, artık “ne yazdığından çok nasıl yazdığını” önemsediğim o müstesna yazarlardan biri benim için. Dolayısıyla bu öyküde de anlatma biçimine duyduğum hayranlık her şeyin önüne geçti. Katman katman açılan, derinleşen, nazik kelimelerle insan ruhunun her yerine nüfuz eden bir kitap.

Ve... Yine baskısı yok. Umarım tez zamanda basılır diyerek bitireyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yuri Herrera Krallığın İşleri
Bu kitaba özellikle bayılmadım ama Herrera’da zamanla daha çok seveceğim şeyler bulacağımı hissediyorum. Yazar kitabı yazmaya başlarken “uyuşturucu” ve “sınır” gibi çok kullanılan kelimeleri (kendisi Meksikalı, dolayısıyla kelimeler böyle) kullanma yasağı getirmiş kendisine. Hâl böyle olunca ortaya epey değişik bir anlatı çıkmış. “Sanatçı sesini iktidara teslim ederse kendisinden geriye ne kalır?” gibi memleket gündemimizle de ilintili bir sorunun peşine düşüyor Herrera. Aslında günümüzde geçen hikâyede bir kral ve bir saray var, bu açıdan zamansız/zamansallığı muğlak bir metin, işin bu tarafı oldukça lezizdi. (Hikâyenin biraz destansı anlatılış biçiminin bana Carlos Fuentes’in Terra Nostra’sını anımsattığını söyleyeyim, Kral da Fuentes’in Senyor’u belki ama tabii Terra Nostra’nın epikliği Krallığın İşleri’nde mevcut değil.) Neyse evet, fena bir kitap değildi ancak başka kitaplarında seni daha çok seveceğimi seziyorum sevgili Yuri Herrera diyerek satırlarımı sonlandırıyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dava Kapandı
Bu kitaba ne demeli bilemiyorum ya. Asıl "Europeana: Yirminci Yüzyılın Kısa Tarihi" kitabıyla tanınan Çek yazar Patrik Ouředník'le ilk tanışmam oldu ve sanırım çok doğru bir tanışma olmadı, zira fazla deneysel buldum kitabı ve yazarın neyi denediğini de tam anlayamadım açıkçası; sadece bir şeyin denenmekte olduğunu anlayabildim. Ahah saçmalıyorum şu an ama yani, kitap da biraz saçma açıkçası.

Ouředník'i sevebilme potansiyelimi sezdim bu kitapla - en azından onu söyleyebilirim. Çünkü epey iyi yazılmış bir metin ve çokça da komik; Kundera'dan, Hrabal'dan aşina olduğum Çek mizahının izleri var. Ama fazla dağınık, bir yere bağlanmayan, tuhaf bir anlatı bir yandan da. Bir parkta banka oturmuş yaşlıların konuşmalarıyla başlayan roman dallanıp budaklanıyor ve 5'ten fazla ayrı hikâye okuyoruz. Bir cinayet var, tecavüz öyküsü var, şüpheli intiharlar, gayrımeşru ilişkiler, post-Sovyet dönemde sıkça karşılaştığımız yasadışı anti-kapitalist eylemler var. Haliyle de bolca karakter var.

Bir noktadan sonra kafam fena halde karıştı ve üstelik kitabın sonunda bu okuduğum tuhaf suç hikâyelerinin 1'i hariç hiçbirinin gizeminin çözülmemesi (çözüldüyse de ben anlamadım açıkçası) canımı sıktı, tadımı kaçırdı. Yani yazar ne yapıyor, niye yapıyor, amacı nedir kesinlike içinden çıkamadım.

Ama tuhaftır ki yine de keyif aldım okumaktan; çünkü dediğim gibi, çok iyi yazılmış bir metin. Tabii olayı anlamayı ve okuduğum 150 sayfanın sonunda bir yere varabilmiş olmayı tercih ederdim.

Okuyup anlayan olursa beni de bilgilendirsin lütfen. Teşekkürler.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bayan Caliban
Bu kitaba kızdım. Çok iyi başladı lakin devamını getiremedi. Yazarlara bazen “yahu elini korkak alıştırma” demek istiyorum. Harika bir konu var ve fakat ne kadar üstünkörü işlenmiş. Evine gelen bir “canavar”a (Larry) aşık olan bir kadının öyküsünü okuyoruz ama Larry mesela çok sığ ele alınmış, kendisini daha iyi tanımayı çok isterdim. 120 sayfa değil 300 sayfa olsa olurmuş bu kitap, kadının market alışverişlerinin detaylarını okumak yerine karakterlerin derinleştirilmesini tercih ederdim. Böyle güzel hikâyeler harcanınca ben biraz sinirleniyorum. Ayrıca da yani sonu ne klişe ya? Üzdünüz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Katlanılmaz Sığırtmaç
Bu kitaba Goodreads’te 5 yıldız verdim, açıkçası yazan Bolano değil başkası olsaydı muhtemelen 4 verirdim ama o kadar da olsun ya, olmasın mı? “Katlanılmaz Sığırtmaç” (asıl kelime Gaucho – sığırtmaç tam karşılığı değil sanki ama tam karşılığı da yok tabii) yazarın kısa öyküler ve birkaç denemeden oluşan son eseri; ölümüne çok az kala teslim etmiş yayıncısına. İçindeki kimi öyküler olağanüstüydü, Bolano’nun zekası olanca parlaklığıyla görülüyordu (“Farelerin Polisi” ve “Alvaro Rousseolt’un Seyahati” mesela). Kitabın sonunda yer alan iki deneme ise tam olarak büyük bir yazarın biraz öfkeli, biraz üzgün veda mektupları gibi. Yapmak istediklerini yapamamış, söyleyecek sözü bitmeden gitmek zorunda kalmış birinin öfkesi var o metinlerde. Latin Amerika edebiyatı ve Fransız şiirine dair söyledikleri (Marquez’in yerin dibine soksa da!) ne kadar düşündürücü, ufuk açıcıydı. Bolano’yu ve huzursuz edici, karanlık ama komik edebiyatını bu kadar erken yitirdiğimiz için bir kez daha üzüldüm. İşte böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkes Başka Biriyken Kim Kimdir
Bu kitaba Goodreads’te 5 üstünden 3 verdim, aslında açıkçası 4’ü hak ediyordu ama yazarın şahane bir fikri biraz harcadığını düşünüp kızdığımdan böyle kendime yakıştıramadığım bir acımasızlık etmiş oldum (ne yapayım). Bir kere kesinlikle güzel kitap. Çok sürükleyici, oldukça ilginç. Calvino’nun, Borges’in, tabii ki Vila‑Matas’ın ve hatta belki biraz da Marias’ın izleri var. Kaybolan kitaplarla ilgili bir konferans dizisi için bir şehre giden anlatıcının kendi kayboluş öyküsünü okuyoruz aslında. Kayıp metinler üzerine çalışır, kayıp bir yazarın izini sürerken anlatıcının karşısına çıkan tuhaflıkların pek çoğu da son derece komik, dolayısıyla çok eğlenerek okudum kitabı. Ve fakat bence bu harika fikir çok daha iyi işlenebilirmiş – bazı şeyler fazla belirsiz bırakılmış, yan karakterlerin hikâyeleri sanki “bunlar bu romanın zekice fikrinin içinde açıklanmadan da bırakılabilir, bi şey olmaz” denilerek yeterince derinleştirilmemiş gibi. Oysaki bence büyük potansiyeli olan bir şey yakalamış Rose, keşke elini korkak alıştırmayıp 230 değil 530 sayfa yazsaymış, daha detaylandırsaymış, hiç sıkılmadan okurduk. Neyse, sonuçta kolay okunan ve hoş bir kitap bu, tam bir yaz kitabı olabilir bu açıdan. Arz ederim. “Hakikat nerede sona erer, kurmaca nerede başlar? Kurmacanın hakikate karşı nasıl bir ahlaki sorumluluğu vardır?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eşyaların Patriyarkası / Dünya Kadınlara Neden Uymaz?
Bu kitaba bayılacağımı düşünüyordum ancak maalesef hiç öyle olmadı. Öncelikle kitap Türkçeleştirilirken isimde yapılan tercihin epeyce yanıltıcı olduğu kanaatindeyim. Almanca orijinali “Das Patriarchat der Dinge” - yani aslında “Eşyaların Patriyarkası” değil, “Şeylerin Patriyarkası”. Almancamı epeydir kullanmıyor olsam da Dinge’yi “Eşyalar” değil “Şeyler” olarak çevirmenin, kitabın içeriğini göz önüne alınca çok daha isabetli olacağına dair bir savım var.

Zira isimde eşyalar geçtiği için ben çok daha spesifik bir konuya odaklanan, tasarımın her alanında (moda, endüstriyel tasarım ve hatta mimari tasarım vd.) erkekleri önceleyerek yapılmış dizaynları ve üretimleri derinlemesine inceleyen bir eser okumayı bekliyordum. Bunlar var elbette ama Rebekka Endler çok daha geniş bir çerçevede ele alıyor konuyu, eşyalara değil şeylere bakıyor sahiden; dile, sağlık sistemine, siyasete, işyeri pratiklerine vs ve tabii konuyu bu kadar geniş ele alınca incelediği her başlığa epeyce yüzeysel değinmek zorunda kalıyor.

Feminist teoriyi biraz merak etmiş, bu konuda bir şeyler okumuş herhangi bir insanı şaşırtacak bir bilgi veya perspektif yok bence bu kitapta. Gayet iyi bildiğimiz şeyler, birtakım araştırmalar ve verilerle desteklenerek sunulmuş okura. Kolay okunuyor, akıyor şüphesiz ama kendimi epeyce uzun bir Vice.com makalesi okumuş gibi hissediyorum, açıkçası beklentim bunun çok daha ötesindeydi. Veriler ilginç ama kitap bir perspektif sunmaktan çok uzak, zaten konuyu bu kadar geniş ele alıp bir de doğru düzgün bir teorik çerçeve çizmek pek mümkün olmazmış orası kesin, ama keşke Türkçe başlığın zannettirdiği gibi sadece “eşya”lara odaklanıp bu alanı çok daha derinlikli biçimde, sadece vakalarla değil de analizler de sunarak ve bir teorik çerçeveye de oturtarak aktarabilseymiş Endler.

Zira bu konuyu merak edip bu kitabı okumaya niyet edenler zaten işin bu kadarını biliyorlardır diye düşünüyorum. Kitap bu haliyle sadece bazı tartışmalarda savımızı güçlendirebilmemiz için kullanabileceğimiz ilginç rakamların topluca aktarımı gibi bir şey olmuş bence. Elbette bir akademik metin beklemiyordum ama bu haliyle de bana biraz fazla popüler kültür mahsulü gibi geldi, maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empedokles'in Dostları
Bu kitaba amma haksızlık edilmiş ya. Geçen seneden beri hakkında bir dolu olumsuz yorum okudum; hiç katılmıyorum. Bir kere “Maalouf distopya/bilim kurgu denemeseymiş keşke” yorumları garip zira bu ilk denemesi değil, 92’de yazdığı Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl da var, atlanmasın. Evet tarihi romanlarında başka bir lezzet var şüphesiz ama bu da basbayağı iyi bir roman. Bence bu kitabı yazarın çok sevdiğim denemesi Uygarlıklarımızın Batışı’nın devam kitabı gibi düşünmek ve beraber okumak lazım. Maalouf sanki “durun belki bu şekilde anlamamışsınızdır, ben size derdimi bir de kurguyla anlatayım” demiş ve yazmış Empedokles’in Dostları’nı. Bu kitap distopya diye kategorize ediliyor ama doğru mu emin değilim, zira asla karamsar değil hatta epeyce umutlu bir roman. Uygarlığımıza gelen bir başka medeniyetin insanlarının çözülmez gözüken sorunlarımızı çözüşünü okuyoruz kitapta, bir Deus ex machina hikâyesi. Bir bilim kurgu olarak tatmin edici olmayabilir, evet bazı şeyler biraz muğlak bırakılmış, yazar bu diğer medeniyeti ve onların mekâniklerini yeterince detaylandırmamış, bu eleştirilere kısmen katılıyorum ama o muğlaklık anlatmak istediği meseleyi güçlendiriyor bile, çünkü sanki şunu demiş oluyor: “Empedokles’ten gelenler veya başkaları veya bizzat kendimiz; bu yöntemle veya bir başkasıyla, bu gidişatı durdurmak zorundayız; gerisi teferruat.” Maalouf’un dili her zamanki gibi yalın, duru ve şiirli. Onun tabiriyle “zamanaşımına uğramış uygarlığımız”ın gittiği yere dair çok yerinde uyarılar yapan bu akıcı romandan bir temenniyle bitireyim sözlerimi: “Nereden çıktığı belli olmayan bir güç, insanların yetersiz olduklarını ilan etsin ve onları vesayet altına alsın; bombalarına, füzelerine, askeri üslerine, saraylarına, cezaevlerine, silah üreten fabrikalarına, laboratuvarlarına, mezbahalarına el koysun.” Koysun!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jacob'ın Odası
Bu kez Virginia Woolf ile iyi anlaştık neyse ki, sevdim bu kitabı epey. Çokça deneysel bir roman, anlatı belirli bir çizgide ilerlemiyor. Woolf bakışını çeviriyor ve oranın ya da o anın detaylı bir fotoğrafını çekiyor. Bu tekniğini çok sevdim, aktı gitti, yüzyıl başı Avrupası’ndan siyah‑beyaz, sessiz film görüntüleri izler gibi hissettim okurken. Çok fazla karakter olduğundan başta içine girmek zor olabilir ama sonra yazarın yapmaya çalıştığı şeyi anlayınca insan kendini bırakıveriyor kitaba. Tavsiye ederim naçizane. “İnsan kardeşlerimiz hakkında derin, yansız ve adil bir kanıya hiçbir zaman varılamıyor. Ya erkeğiz ya kadın. Ya soğuğuz ya duygusal. Ya genciz ya yaşlanmakta. Her durumda hayat art arda gölgelerden başka bir şey değil, onlara neden bunca sıkı sıkıya sarıldığımızı ve gölge olduklarına göre, elimizden kaçtıklarında da neden öyle derin bir acı duyduğumuzu Tanrı bilir.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir