Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayaletler
Bu ara ya bende bir sıkıntı var ya da bahtsızım, bunu da çok sevemedim. Bir dağınık geldi, içine giremedim bir türlü. Çok fazla şeye eğilmeye çalışıyor yazar ve dağılıyor gibi geldi. Sınıf çatışması, aile dinamikleri, cinsellikle ilgili sorgulamalar, mimariden yola çıkan türlü felsefik denemeler filan derken, 140 sayfada bunların hepsinin hakkını vermek pek mümkün olmadığından biraz karışık ve odaksız hale gelmiş sanki eser. Biraz üzdü.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bütün Kozmokomik Öyküler
Bu ara üst üste acayip güzel kitaplar okudum, edebiyat tanrıları beni gözetiyorlar sanırım, sağolsunlar. "Bütün Kozmokomik Öyküler" okuduğum kaçıncı Calvino kitabı bilmiyorum ama kendisine beslediğim hürmeti katbekat artırdığını söylemem lazım. "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu"da gördüğümüz dehayı daha da somut şekilde resmen manifesto gibi önümüze koyuyor Calvino bu kitapta. Tanımlaması çok zor, tuhaf öyküler bunlar - antik dönem bilgeliğinden modern uzay bilimine uzanan bir havuzdan besleniyor, üstüne bolca bilim felsefesi boca ediyor, sonra tabii karşısında saygı duruşuna geçmek istediğim hayal gücünü ekleyip, her zamanki lezzetli diliyle anlatıyor da anlatıyor. Hakikaten pek acayip.

Adı üstünde, kozmokomik öyküler. Uzayın yeni oluştuğu zamanlardan, canlıların evrimleşme süreçlerinden, dünyamızın yaratılışından ve çürüyüşünden kalma hikâyeler; müthiş deneysel, zaman zaman okurun beynini zorlayan, son derece zeki, bence ziyadesiyle cesur, bir yandan da pek naif öyküler, yahut yetişkinlere masallar. Aya tırmananlar, yıldız patlamaları nedeniyle galaksiler arası seyahat etmek zorunda kalan göçmenler, suyu terkedip karada yaşama zamanı gelince direnen ilk canlılar, kendini gizlemek zorunda kalan dinozorlar var bu kitapta. Ne kadar heyecan verici şeyler bunlar ya; bunu yazabilmek, zamanı böylece eğip bükebilmek ne acayip bir meziyet.

Günler boyunca anlatıcımız Qfwfq amcamın dizine yatıp kendisinden milyarlarca yıl geride kalmış gençliğini ve çocukluğunu dinledim; kafam karıştı, şaşırdım, güldüm, heyecanlandım, korktum. Vallahi nefis bir deneyimdi. Qfwfq'in biz dünyalılara söylediği şu cümleyle bitireyim: "artık ayan beyan belli oldu ki, sizin yenginiz yenilgidir."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Temel Parçacıklar
Bruno’nun başarısızca yaşama girmeye çabaladığı o yıllarda, Batı toplumları karanlık bir şeylere doğru dönüşüm içindeydi. O 1976 yazında, tüm bunların kötü sonuçlanacağı belli olmuştu. Bireyleşmenin en yetkin gerçekleşme biçimi olan fiziksel şiddet, arzunun ardından, Batı toplumunda yeniden belirecekti.”

Michel Houellebecq’in çok tartışılan ve son derece provokatif romanı Temel Parçacıklar’ı sonunda okudum. Provoke oldum mu? Valla pek olmadım ya. Peki sevdim mi bu kitabı? Galiba evet.

“Ben şimdi sizin tüm kutsallarınıza bi güzel tüküreyim” diye başlamış yazmaya kendisi herhalde bu romanı. 60’lar sonunda başlayan cinsel özgürlük akımına kapılıp çocuklarıyla hiç ilgilenmeyen bir annenin farklı erkeklerden olan iki çocuğu Bruno ve Michel’in hayat öyküsünü okuyoruz. İki uca savrulmuş iki kardeş onlar - Michel her tür hazdan ve duygudan kendini soyutlamış bir bilim insanı, Bruno ise sadece haz için yaşayan ve neredeyse yalnızca cinsel dürtüleriyle davranan biri. İkisi de farklı biçimlerde mutsuz, eksik, tatminsiz.

Yazar, ilk gençlikleri dünyanın büyük bir dönüşüm geçirdiği 70’li yıllarda geçen bu iki karakter üzerinden Avrupa’da olan bitene de bakıyor; insanlığın o büyük anlam yitiminin ardından düştüğü boşluktaki savrulmalarını son derece vulgar bir dille anlatıyor. Bu tercih kimileri için rahatsız edici olabilir, ben de pornografik seks sahnelerini ve epey detaylı şiddet anlatılarını okurken özel bir keyif almadım ama açıkçası bu dil tercihinin metne katkı sağladığını düşünüyorum: “içinde yaşadığımız saçmalık ancak böyle bir dille anlatılabilir, hiçbir şeyi süsleyecek değilim” gibi bir tavır sanki onunki. Ölümle ve yaşlanmakla ilişkimizden politik doğruculuğumuza, dinle kopan ilişkimizin ardından tutunduğumuz spiritüel akımlardan feminizme, her şeyi ama her şeyi yerle bir ediyor yazar.

Daha önce okuduğum Houellebecq romanı Harita ve Topraklar’ı daha çok sevmiştim açıkçası ama bu kafa karıştırıcı metni de okuduğum için mutluyum. Bu arada kitaba verilen tartışmalı Prix Novembre ödülünün jürisinde de olan Julian Barnes’ın Penceremden kitabında romanın nefis bir eleştirisi var, onu da ekleyeyim, meraklısı baksın bence.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bruno Schulz'un Zihninin İçinde
Bruno Schulz’un Tarçın Dükkanları kitabı senelerdir kütüphanemde bekliyor, kendisiyle tanışamadan imgesiyle tanıştım - Maxim Biller’ın minik novellası “Bruno Schulz’un Zihninin İçinde” ile. Alman yazar Maxim Biller’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı bu, sonra başka eserleri de çevrildi, bu kitaptan kendisiyle ilgili tam bir fikir edinemediğim için onlara da bakacağım.

Yazarı bol bir kitap bu, kahramanı yazar, kahramanın muhatabı yazar. Merkezde Polonyalı yazar Bruno Schulz var. Yaklaşmakta olan İkinci Dünya Savaşı’nı ve Nazi dehşetini sezen Schulz (ki zaten 1942’de gestapo tarafından sokak ortasında vurularak öldürülecekti), kendini evinin bodrum katına kapatarak Thomas Mann’a uzun bir mektup yazmaya başlıyor. “Burada siz olduğunuzu iddia ederek gezen biri var” diye başlıyor yazmaya ve Mann’ın dikkatini çekmek için bolca kurmaca ekliyor mektubuna.

Ünlü yazarın, kitaplarının yurt dışında yayımlanmasına yardımcı olabileceğini ve böylelikle Drohobych’i terk etmek zorunda kalmayacağını uman Schulz’un mektubu, ilerledikçe tuhaflaşıyor; gerçeklik, rüya ve kâbus arasında gidip gelen tuhaf bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor.

Şöyle diyor arka kapakta: “Maxim Biller bu novellayla, insanlığın evrensel hikâyesini gerçeküstü öğelerle görkemli mitlere dönüştüren Bruno Schulz’un dünyasına eşsiz bir hayal gücüyle yeniden hayat veriyor.” Schulz’u tanımadığım için bu bağlantıyı ben kuramadım ancak şehre doğru yaklaşmakta olan kolektif deliliği iliklerimde hissettim okurken. Çocuklar, güvercinler, öğretmenler - herkese sinmiş bir delilik, bir tekinsizlik hali var, sanki başlarına geleceklerin provasını yaparmış gibi bir halleri var tüm karakterlerin. Öyküye eşlik eden çizimler de bu duyguyu güçlendiriyor.

Schulz’a dair bazı gerçek bilgileri alıp tuhaf gerçeküstü unsurlarla birleştiren, epey yaratıcı ve özgün bir metin sonuçta bu - hem Biller’ı, hem Schulz’u okumak için bir istek ve merak uyandırdı içimde. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Quincas Suçığlığı'nın Ölümü ve Ölümü
Brezilya edebiyatının en büyük isimlerinden Jorge Amado ile epeydir uzak kalmıştık, minik novellası “Quincas Suçığlığı’nın Ölümü ve Ölümü” ile kavuştuk, vallahi özleşmişiz. Amado’yu genelde politik alt metni kuvvetli eserleriyle tanıyoruz, hatta kimi zaman o alt metin biraz üst metne bile dönüşebiliyor ki son okuduğum kitabı Kızıl Tarlalar böyle olduğu için beni biraz üzmüştü, mesaj hikâyenin önüne geçince ben soğuyorum kitaptan. Bu kitapsa bugüne dek okuduklarım arasında en hafif, en neşeli metniydi yazarın, çok iyi geldi.

Sınıf meselesi yine var, zira Amado sıkı bir sosyalist ve dünyaya bu paradigma üzerinden bakıyor ama bu kitaptaki sınıf mevzuu çok daha örtülü verilmiş. Son derece saygın bir hayat sürmüş olan iyi aile babası Joaquim Soares de Cunha; ailesini birdenbire terk edip kendine bambaşka bir hayat kuruyor. Toplumun “alt” kesimlerinden müteşekkil bir çevre ediniyor kendisine; ayyaşlar, fahişeler, evsizler, serseriler. Bu yeni hayatında işte amcamıza Quincas Suçığlığı adı konuyor, nedenini kitabın içinde okursunuz, şahane bir hikâye. Ve günlerden bir gün hayatını kaybediyor kendisi, biz de ardından gelişen olayları okuyoruz. Kendisinden utanan ailesinin cenazeyle ne yapacağını bilemeyişi, herkesçe aşağılanan dostlarının ona sahip çıkma biçimi vs.

Çok eğlenceli bir biçimde yazılmış bir metin bu, üstelik de bir dostunun ısrarıyla bir haftada yazıp teslim etmiş ve fakat sonradan bir klasiğe dönüşmüş; tiyatroya, sinemaya uyarlanmış. Büyülü gerçekçiliğin çok tadında bir örneği; öldü mü ölmedi mi tam anlayamadığımız Quincas amcamızın naaşının dostlarıyla geçirdiği gece muazzam. Ölmüş bir adam nasıl bu kadar “canlı” anlatılabilir, minicik metin nasıl bu kadar atmosferik olabilir, karakterler nasıl bu kadar az kelimeyle bu kadar iyi çizilebilir - işte büyük yazar olmak böyle bir şey dedirtiyor Amado resmen.

Çok sevdim. Quincas Suçığlığı’nın son cümlesi bu incelemenin de son cümlesi olsun hadi: “Herkes kendi cenazesini kaldırsın, imkânsız yoktur.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Brodie Raporu
Borges’in geç dönem eserlerinden biri “Brodie Raporu” ve okuduğum diğer eserlerine göre epeyce farklı. Bu kitaptaki öyküler, yazarın diğer öykülerine göre çok daha gerçekçi, çok daha az sihirli ve çok daha sade bir dille kaleme alınmışlar. Peki bu onları daha kıymetsiz kılıyor mu, bence hayır; yalnızca farklılar. Büyük eserlerindeki barok lezzet bunlarda yok evet ama aynı tekinsizlik mevcut – ve o tekinsizliğin yarattığı bir tuhaf içine alma hâli. Bu kitap belki Borges’e başlamak için iyi bir kitap olabilir diye düşündüm – Borges’e dair gerçek bir fikir vermeyecek olmasına rağmen kolay okunabilirliğiyle beraber onun beyin yakıcı evreninin hafifçe sezilmesini sağlayabilir çünkü. Bence bu kitabı en iyi kendisi tarif etmiş önsözde: “Yıllar bana Borges olmaya boyun eğmeyi öğretti.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Alçaklığın Evrensel Tarihi
Borges’imiz her zamanki gibi. Alçaklıklarıyla nam salmış gerçek kişilerin kısa hikâyelerini anlatıyor ve 7‑8 sayfalık o hikâyelerde sizi alıp acayip diyarlara götürmeyi başarıyor. Bir sürü korkunç insanla tanışıp onları Borges’in muzip dilinden dinlemek isterseniz buyrunuz. Ben çok sevdim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şifre
Borges yine Borges. Çeviri şiire bir türlü ısınamasam da yazan Borges olunca uzak duramıyorum, yine duramadım, iyi ki duramamışım. Hazine gibi bir minik kitap, sihirli kelimeler birleşkesi gibi bir şey. “Çölde şafak söküyor / Biri biliyor bunu.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Evaristo Carriego
Borges külliyatını tamamlama yolculuğum çerçevesinde okuduğum Evaristo Carriego, okuduklarım arasında en yabancıladığım Borges eseri oldu. Normal, çünkü adını hiç duymadığım bir şair olan Evaristo Carriego'nun hayat hikâyesini yazmış Borges. Carriego'nun yaşamı ve eserleri üzerine bir inceleme bu kitap, şairi tanımayınca elbette bazı yerler havada kalıyor.

Ancak Borges yine de Borges ve kendisinin yazdığı biyografi de öyle dümdüz biyografi olmuyor. 20. yüzyıl başı Buenos Aires'ine dair bir sürü şey öğrendim bu kitaptan. Borges, kenar mahallelerden gelen bir şairin hayatını ve çalışmalarını yazdığı için eleştirilmiş zamanında (ne saçmalık di mi, bence de). Fakat kendisi, şairin eserlerinde Arjantin’in ruhunu bulduğunu ve bu kitabı doğup büyüdüğü Buenos Aires’i anlatmak için yazdığını söylüyor, bir tür gereklilik ve borç ödeme duygusuyla. Şöyle diyor Borges: "tüm bildiklerimi, hiçbir ayrıntıyı atlamadan anlatacağım; çünkü aynı suç gibi yaşam da kendini gizler, Tanrı katında makbul olan anlar hangileridir, bilemeyiz. Ayrıca, ayrıntıların her zaman dokunaklı bir yönü de vardır" - hiç tanımadığım bir adama dair olan bu kitabı, sırf şu cümle için bile okurdum, dolayısıyla iyi ki okudum, canım Borges.

Bir de elbette, Borges'in şiire ve yazmaya dair fikirlerinden yine zengin bir seçki de var elbette kitapta. Örneğin şairin erken dönem şiirlerini eleştirdiği şu bölüm: "İki eğilime değinmek istiyorum. Birincisi bazı sözcükleri -genelde görkem ve yetki anlatan sözcükler- kullanmaktan neredeyse fiziksel bir haz duyması, ikincisiyse bilinen olguları bilmem kaçıncı kez yeniden betimleme tutkusu. Gece, fırtına, tensel istek, mehtap gibi adı üstünde, yani herkesin bildiği, paylaştığı, açıklama gerektirmeyen şeyleri tanımlama hevesine kapılmayan yeniyetme bir ozan yoktur." Yahu, ne kadar doğru. Bugüne dek pek çok eserde sezdiğim ve adını koyamadığım sorunu yine Borges'in işaret etmesiyle anlamış oldum.

Ezcümle, ben severek okudum. Şöyle diyebilirim sanırım - Borges: bana hiç tanımadığım bir şairin hayatına dair 150 sayfa okutabilen o adam.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın Aynasındaki Adam
Borges külliyatını benim gibi İletişim Yayınları baskılarından okumuş herkes, James Woodall’un her kitabın başında yer alan ön sözünü ezberlemiştir. Bu ön sözün aslında çok daha geniş bir Borges biyografisinin parçası olduğunu öğrenince kitabı almış, epeyce kurcalamıştım, bu kez baştan sona ve bir sürü not alarak bir daha okudum.

Kitabın Aynasındaki Adam başlı başına iddialı bir iş, zira Borges anlaması da anlatması da epey güç bir figür şüphesiz. İçine kapalı, çekingen, kendinden ve hayatından bahsetmeyi pek de sevmeyen bir adam, dolayısıyla biyografisini yazmak epeyce çaba gerektiriyor. Okuduğum en iyi yazar biyografilerinden biri olmadığı şüphesiz ama ben epeyce tatmin edici buldum kitabı. Borges’in külliyatını okuduktan sonra kitabı okumak çok daha iyi oldu, zira dediğim gibi, özel hayatına dair çok fazla bir şey bilmediğimiz için metin büyük ölçüde eserlerine odaklanıyor, neyi ne zaman yazdı, o sırada neredeydi, dünya ne haldeydi gibi bir çizgide ilerliyor. Yani aslında Borges’ten çok külliyatının biyografisi gibi bir metin bu, bu biraz tuhaf bir ifade oldu biliyorum ama başka türlü nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yine de kafamda bir çerçeve ve resim oluştu ve bazı boşluklar doldu.

Woodall bu kitap için çok fazla söyleşi yapmamış sanki, mevcut kaynaklardan toplamış gibi gözüküyor, yanılıyor olabilirim. Özellikle annesi ve ölümünden hemen evlendiği Maria Kodama ile ilişkisine dair merak ettiğim çok şey vardı, kısmen yanıt bulabildim diyebilirim ama bu kısımların daha ayrıntılı olmasını arzu ederdim açıkçası, bilmiyorum, bundan daha iyisini yapmak mümkün müdür emin de değilim aslında. Zira Borges eserleriyle de sürekli oynayan, bırakın hayatını külliyatını bile doğru düzgün sıraya dizmenin çok zor olduğu biri malum.

Benim için en faydalı kısım, hayatı boyunca peşini bırakmamış olan siyasi eleştirilere dair öğrendiklerim oldu. Muhtemelen kendisine Nobel edebiyat ödülüne malolmuş siyasi pozisyonu (ya da pozisyonsuzluğu demeli belki) hakkında epeyce bilgi edinmiş oldum.

Ben zevkle okudum, ama tabii benim gibi Borges’le kafayı bozmadıysanız şart değil. Meraklısına, diyeyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir