İstanbulin
Biliyorsunuz, kimi zaman bir kitap okuyup kitabın anlattığı şehre gitmek için yakıcı bir arzu duyuyorum ve koşullarımı zorlayıp gitmeyi başarıyorum bazen. Eğer İstanbul’da yaşamıyor olsaydım, İstanbulin de bana bunu yapan o kitaplardan biri olacaktı işte. İstanbul’da olduğum için İstanbul’a gitme arzusu yaratmadı ama İstanbul’a başka türlü bakma arzusu yarattığı şüphesiz. Ve kendime söz verdim, yapacağım bunu.
Kitabın son cümleleri aslında tüm derdimi anlatıyor, buraya da almak isterim:
“Rehber kitaplar bize bıkmadan usanmadan sultanların, kraliçelerin ve azizlerin portreleriyle dolu kasvetli müzeleri, hiçbir hükümdarın tadını çıkaramadığı sarayları, şu sultanın boğulduğu bu paşanın kesildiği köşeleri, geçmişini okuduğumuz an unutacağımız insanların heykellerini ve birbirine girmiş isim ve tarihlerle dolu hikâyeleri anlatıyor.
Peki ne yapacağız?
Bir şehri nasıl tanıyacağız?
Cevabım kısa.
Yürüyün.”
Yazar ve mimar Ertuğ Uçar şehirde yürüyor, bakıyor, hayal kuruyor, çiziyor. Çiziyor kısmı önemli, zira o güzelim çizimleri sayesinde kitabı okurken sık sık gelen Google Street View’dan anlattığı yere bakma arzuma ket vurabildim. Öyle güzel çizmiş ki, “bırak bu imge kalsın aklında, sureti muhtemelen aslından güzel bir şey bulmuşsun, kurcalama” dedim kendime. (Bu arada evimde bir Ertuğ Uçar çizimi olduğu için ne kadar şanslı olduğumu da bir kez daha hatırladım.)
Bol bol Charles Baudelaire’i ve John Berger’i düşündüm okurken. Baudelaire iyi ki flanörlüğü icat etmiş de Ertuğ Uçar peşine takılmış, Berger iyi ki “bakmak bir seçme edimidir” demiş de Ertuğ Bey bu biçimde bakmayı denemiş. Kentin kimi zaman gizli sokaklarına çağırıyor okuru yazar, kimi zamansa son derece aleni bir yerindeki gizi keşfe davet ediyor: başka türlü bakarak. Palmiyelere, hurmalara, vapurlara, kedilere, köpeklere, yıkık köşklere, kaldırım taşlarına, hurdacılara, hırdavatçılara, parklara, seslere, su kemerlerine, kalelere ve kulelere bir güzelleme bu kitap. Yahut da kimi zaman çirkinleme - çünkü idealize etmeden, oldukları halleriyle orada, metnin içindeler.
Büyük bir hazla okudum. Kimi mekânları kendim de gidip keşfedeceğim. Çok, çok, çok tavsiye ediyorum!