Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sınıf ayrımının değişmeyen hikayesi
Meksika'da yaşayan çok fakir bir inci avcısı bebeğini akrep sokması nedeniyle, doktora tedavi ettirmek için çok büyük bir inciye ihtiyaç duyar ve mucizevi bir şekilde denize ilk dalışında bu inciyi bulur. Bu benzersiz incinin hikayesi kasaba içinde hızla yayılır ve olaylar bu çok değerli inci etrafında gelişmeye başlar. Yazar bu kısa romanında zengin ve fakir arasındaki uçurumu, insanların açgözlülüğünü, batıl inançlarını, hırslarını etkileyici bir dille anlatıyor.

Fakir yerlinin bebeğine paraları olmadığı için bakmayan ve "Ben doktorum, veteriner değil." (s. 21) diyerek onları aşağılayan doktorun incinin bulunmasından sonra fakir yerlinin ayağına kadar giderek bebeğini tedavi etmesi, inci tüccarlarının aralarında anlaşıp fakir halkın denizden çıkarttığı incilere değerinin çok altında fiyat vererek haksız kazanç elde etmeleri, insanların para hırsı için neler yapabileceklerini gözler önüne seriyor.

Yazar sade anlatım tarzıyla insanların hırslarının sınırsız olduğunu ve hırslarına yenik düşerek diğer insanlara, özellikle güçleriyle ezebilecekleri insanlara karşı ne kadar acımasız olabileceklerini anlatıyor. Romanı okurken bu durumun zamandan bağımsız bir durum olduğunu ve belki de insanlık tarihinin başlangıcından beri değişmeden günümüzde de devam ettiğini düşünüyor insan.

Yazarın karakter tahlilleri ve doğa betimlemeleri yer yer Yaşar Kemal tarzını anımsatıyor.

Oldukça kısa bir roman olmasına rağmen içinde birçok ders barındırıyor.

"Juana denize yürüdü. Bir avuç kahverengi yosun kopardı, yosunları yassılttı, nemli bir bulamaç haline getirdikten sonra bebeğin şiş omzuna bastırdı, en az doktorun verebileceği herhangi bir ilaç kadar etkili bir lapaydı bu, belki de daha etkiliydi. Gelgelelim yosun lapası bedava olduğundan, kimselerde güven uyandırmıyordu." (s. 25)
Yanıtla
15
2
Destekliyorum  6
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkes Yalnız Ölür mü?…
İnsanlık tarihinde bitmez tükenmez şekilde süregelen savaşların bıraktığı izler üzerine kül serpilse de varlığını günümüze değin ve sonraki yıllarda da savaşların şekil değiştirerek de olsa bu izlerin kalıcılığını bizlere hissettiriyor. Yakın yüzyılın büyük savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, yıkımın ve acıların tüm yeryüzünü etkilediği bir savaştı. Bu savaşın etkin aktörü Almanya ve Hitler’di. Bu dönemi anlatan romanlar yazıldı; filmler çevrildi; belgeseller hazırlandı. Konu ağırlıklı olarak cepheleri önceliyordu. Konumuz olan “Herkes Yalnız Ölür” adlı romanda Hans Fallada, savaşın cephe gerisinde sivillerin yaşadığı sıkıntılar, cepheye yetiştirmeye çalıştıkları malzemeleri ürettikleri fabrikalardaki mesaileri, karartma geceleri, acılar, kaybedilen evlatlar, babalar, analar, abiler, sevgililer kısacası yaşananları anlatıyor. Bunu oğulları savaşta ölen bir anne ve babanın yaşadıkları üzerine kurguluyor. Hitler Almanya’sında sivillerin maruz kaldığı polisiye takipler, ihbar üzerine kurulu korku ve şantaj sistematiği ve sonrası gözaltı, işkence ve hapis… cezaevi günleri ve sağ girip cesedi yok olanlar…

Roman 636 sayfada bu psikolojinin toplumda oluşturduğu travmayı roman kahramanları üzerinden size aktarıyor. Ve kimi yerde akan kimi yerde yoran bir anlatım sizi de yaşananların içine çekiyor. Romandaki bölümlerde o günlerde yaşananlar ve yaşayanlarla bütünleşiyorsunuz.

Quangel ailesinin (Bay Otto ve Bayan Anna) merkezinde olduğu ve çevrelerinde şekillenen olaylar örgüsü… Geliştirdikleri pasif direniş yönteminin Hitler Almanyası’nda bulundukları şehir yöneticilerini ve Gestapo’yu sarstığını uzun uğraşlardan sonra yakalandıklarında anlayacaklardı.

"Fakat biz öyle kolay lokma değiliz. Onlar kurnazsa biz de kurnazız. Biz hem kurnazız hem de dikkatliyiz. Anna, dikkatli davranmalı ve devamlı tetikte olmalıyız. Ne kadar uzun mücadele edebilirsek etkimizde o kadar uzun süreli olur. Erken ölmemizin hiçbir anlamı yok. Biz onların çöküşünü görene kadar yaşamalıyız. Anna, ancak o zaman, biz de onların çöküşüne şahittik diyebilme imkanına kavuşmuş oluruz." (s.176)

Hans Falllada’nın “Herkes Yalnız Ölür” romanı yalın bir anlatımla, sade vatandaşların merkezinde olduğu yaşanan tarihsel gerçekliği okurla buluşturuyor.

İyi okumalar.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikâye Ve Anılara Tutunmak
İfade sanatlarımız ve edebiyatımızın içinde; hikâye, anı ve gezi yazılarının yeri ayrıdır. Bizlere kalbi bir lezzet, zihinsel bir gıda, toplumsal bir huzur sunarlar. Yaşanmış bir olay veya kurgusal bir anlatım olsa da okurlarını zamandan zamana, mekândan mekâna taşırlar.

İşte bu sanatın büyük ustalarından Mustafa Kutlu’nun eseri de böylesi bir güzergâh üzerinde yürüyen anlatımlar içeriyor. Daha önce okumuş olduğum: Tirende Bir Keman, Uzun Hikâye, Hayat Güzeldir, Rüzgarlı Pazar, Dem Bu Demdir, Nur adlı eserleri gibi, 124 sayfalık esere, 13 hikaye sığdırılmış. Hikayeleri okurken adeta bir kahramanı, gözlemcisi de siz oluyorsunuz. “Keşke” ile başlayan, “Bu kadar da olmaz” la biten cümleler kuruyorsunuz gıyaplarında. Belli bir noktadan sonra bilim, felsefe, hukuk, düşünce, deneme, makale ağırlıklı eserlere de yönelmek gerekiyor. Fakat hayatta masal da, öykü de, roman da, fıkra da gerekli elbette. Neyle neyi besleyip, nereye ulaştırdığı önemli. Şekil, imge, sembol ve metaforlara takılmadığımız sürece, tüm anlatımlar bizi maddi ve manevi geçekliğe, yaşamın özüne, hakikate ulaştıracaktır.

Kitapsız, yazısız, anısız, öyküsüz bir yaşam olmaz. Olsa da bir şey doldurmaz ve geride bir şey bırakmaz.

İyi okumalar.

Yanıtla
21
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sağlık ve Psikolojiyi Harmanlayan Bir Kitap: İnsan Neden Hasta Olur?
Göreceğiniz üzere bu kitabın iki yazarı var: Darian Leader ve David Corfield. Kitabın hiçbir kısmında iki yazarı olduğu hissedilmiyor, bu en iyi detaylarından biri olabilir. Yazarlardan biri psikanalist, diğeri de biyolojik sibernetik alanında uzmanlaşmış bir bilim insanı, akademisyen.

Gelelim kitabın içeriğine. Henüz başındayken, bu kitabın hastalıklar üzerine yaygınlaşmış birtakım yanlış düşünceleri inceleyip, yetersiz çözümlerin ve yanıtsız kalan tedavilerin yerine daha bütüncül araştırmalar sunacağını anlıyoruz. Somatik hastalıkların çeşitli nedenlere bağlı olduğunu, zihinsel süreçlerin ve duygu durumlarının da hastalıkların arka planında ne kadar önem arz ettiğini görüyoruz. Hastalıkların nedenlerine bütüncül bir perspektiften bakmamızı sağlayan “İnsan Neden Hasta Olur?” adlı bu kitap, yine bu hastalıklara tedavi süreçlerinde ve sonrasında bütüncül yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu da vurgulamakta.

İlerleyen bölümlerde ise kalp, bağışıklık sistemi, kanser üzerinde duran ve okurunun çeşitli farkındalıklar geliştirebilmesine katkı sunan bu kitap tam anlamıyla herkese hitap ediyor. Tedaviyi uygulayan uzmanın da, tedavi görenin de, yalnızca meraklısının da faydalanabileceği güzel, besleyici ve akıcı bir çalışma.

Hücre düzeyinde olup bitenleri ve hormonları daha yakından tanıyabileceksiniz. Anlatımı anlaşılır. Ayrıca zihin-beden ilişkilerini, anne-çocuk bağlarını, stresin hastalıklar üzerindeki etkilerini, psikoterapiye dair bazı detayları ve daha pek çok konuyu en çok da psikoloji biliminin ışığında aydınlatarak okuruna ulaştırıyor.

Tamamı bilimsel çalışmalara, araştırmalara ve deneylere dayanan bilgilerden oluşan bu kitabı seveceğinize eminim. Bahsi geçen araştırma, makale ve deneyler için sonunda yaklaşık kırk sayfalık bir notlar kısmı da bulunmakta.

Kitapla ilgili notlarımı alabilmek için birkaç ek boş sayfa olması iyi olurdu. Kıyıya köşeye yaza yaza kitapta yer kalmadı. Gelecek baskılarda değerlendirmeleri için yayıncıya notum olsun.

Ayrıca "Beden Kayıt Tutar", "Seninle Başlamadı" gibi kitapları okuyup beğenmiş kişilere “İnsan Neden Hasta Olur?” adlı bu kitabı edinmelerini söyleyebilirim. Sağlıkla alakalı holistik bir rehber. Mutlaka okuyun.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşlı bir adamdan vazgeçmemeye dair kısa bir ders...
Bu kısa romanda yazar yaşanmış bir olaydan yola çıkarak, uzun süredir avlanmakta başarısız olan yaşlı bir balıkçının son gücü ve umuduyla çok büyük bir balık yakalamak için denize açılmasını anlatıyor.

Yaklaşık 3 aydır istediği büyüklükte bir balık tutamayan yaşlı balıkçı, her zaman açıldığı mesafeden çok daha uzak bir mesafeye açılmaya karar veriyor ve çok erken bir saatte denize açılıyor. Balıkçının oltasına takılan oldukça büyük bir kılıçbalığı, balıkçı ve kayığını sürüklemeye başlıyor.

Yazar, romanında yaşlı balıkçının oltasına takılan balık ile yaptığı fiziksel ve psikolojik mücadeleyi gözler önüne seriyor. Balıkçının av süresince fiziksel olarak verdiği mücadeleyi, balığı kaçırmamak için günlerce hem balıkla hem de kendi yaşlı vücudu ile savaşmasını, bunları yaparken de denizin ortasındaki sonsuz yalnızlığı içinde geçmişiyle hesaplaşmasını, yaşadığı süre boyunca yaptıklarını düşünmesini, mutluluklarını ve pişmanlıklarını tartmasını gözlemliyorsunuz.

Yazarın en çok bilinen eserlerinden olan roman, sıkılmadan okunabilecek, "mücadeleyi asla bırakma" önermesini öne çıkaran bir kitap.


" "Balık" dedi, "Seni seviyorum ve pek saygı duyuyorum. Ama bugün sona ermeden seni öldüreceğim." " (s. 62)

" Hala epey güçlü ve kancanın ağzının kenarında olduğunu gördüm, ağzını sıkı sıkı kapalı tutmalı. Kancanın eziyeti hiçbir şeydir. Açlığın eziyeti ve de anlamadığı bir şeye karşı olmak, en kötüsüdür." (s.87)
Yanıtla
23
7
Destekliyorum  17
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkler Hakkında GÖRDÜKLERİM ve DUYDUKLARIM
"Türkler Hakkında GÖRDÜKLERİM ve DUYDUKLARIM" adlı eser, değerli Ahsen D. Batur'un çevirisi ve notlandırmasıyla dilimize kazandırılan çok kıymetli bir çalışmadır. Öncelikle eserin yazarı Şihabeddin b. Fazlullah El-Ömeri, H. 700 yılında Dımaşk (bugünkü Şam) şehrinde dünyaya gelmiştir. El-Ömeri, iyi bir fıkıh âlimi ve edebiyatçı olmasının yanı sıra iyi bir tarihçi olarak da bilinmektedir. Özellikle hadiseleri analiz etmekte ve şahsiyetleri değerlendirmede konusunda başarılı olmasıyla anılır. Hatta El-Ömeri hakkında çağdaşlarının ondan övgüyle bahsettikleri görülmektedir. Ayrıca Cengiz Han döneminden yaşadığı zamana kadarki Moğolların tarihini de iyi bilen biridir.

Bilinen en önemli eseri Mesâlikü’l-ebṣâr fî memâliki’l-emṣâr'dır. Müellifin en önemli çalışması olup, döneminin diğer yazarları gibi, ağırlıklı olarak tarih ve coğrafyadan bahseden ansiklopedik özelliğe sahip bir eserdir. Mesâlikü’l-ebṣâr adlı eseri, kendisinden sonra gelen müelliflere de asırlar boyu kaynaklık etmiştir. Eseri iki ana kısma ayırmış olup, yirmi yedi ciltlik eserin birinci bölümünde karalarla denizlere (fizikî coğrafya), ikinci bölümünde milletlere ve tarihlerine (beşerî coğrafya) yer verilmiştir.

Kendi döneminden önceki Orta Asya, Harezm, Deşt-i Kıpçak gibi bölgeler hakkında verdiği bilgiler, kendinden önce yazılmış coğrafya kitaplarında yazılanlardan ya da o bölgelere seyahat edenlerden dinlediklerinden ibarettir. Dolayısıyla bilgilerin kesinliği konusunda şüpheyle yaklaşmak gerekir. Ancak Mısır ve Suriye dolaylarında bulunduğu süreç boyunca yazdıklarının tamamı bizzat kendi yaşadığı hadiselerden aktardıklarından oluşmaktadır. Bu noktada El-Ömeri'yi diğer coğrafyacılardan ayıran en önemli özelliği, duyduklarını doğrudan değil de, yazılmış diğer kaynaklar ile karşılaştırarak aktarmasıdır. Bu özelliği ise, El-Ömeri'nin aktardıklarını nispeten doğrulukla kabul edilebilir kılıyor. Diğer eserlerde genellikle Türklerden bahsetmekle birlikte, onların savaşlarından ya da çeşitli mücadelelerinden bahseder. Ayrıca çağdaşı yazarların eserlerini de okuyanlar bilir, diğer coğrafya, tarih yazarlarına göre Türklerin sosyal yaşamlarını detaylı bir şekilde ele aldığı görülmektedir.

Eserin dili akıcı olmakla birlikte, Ahsen D. Batur'un çevirisinin de oldukça iyi olduğunu vurgulamak gerekir. El-Ömeri'nin üslubu da açık ve anlaşılır olmakla birlikte kronolojik düzene sahiptir. Türklerin siyasi ve askeri yaşantılarını ağırlıklı olarak aktarmakla birlikte, diğer hadiseleri de önemli görerek aktardığı görülmektedir. Özellikle Moğol ve Haçlı saldırılarını görmesi hasebiyle döneminde korkuyla anılan bu topluluklar hakkında dahi oldukça objektif ifadelerinin bulunduğu gözlerden kaçmamaktadır. Sadece verdikleri kayıpları aktarmakla birlikte ilave yorum katmadığı okurken hissedilebilmektedir. Genel Türk tarihi ve Ortaçağ Türk tarihi için kıymetli bilgiler içeren bu eser, Genel Türk tarihi ve Ortaçağ tarihi açısından oldukça kıymetli sayılmaktadır. Tuğrul Bey ve İbrahim Yinal arasındaki mücadeleyi dahi aktardığı görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında özellikle Ortaçağ Türk tarihi çalışanların mutlaka görmesi, okuması gereken bir kaynak eserdir.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Batı Kaynaklarında İslam Peygamberi
Runik Kitap’ın Bilgi serisindeki bu kitapta 1946 doğumlu Alman akademisyen Hartmut Bobzin, öncelikli amacını, “okuyucuya, Hz. Muhammed’in daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan ve başka şekilde kolay olarak bulamayacağı (…) bilgileri kısaca sunmak” şeklinde belirtiyor. Eserin, ülkemizdeki okurların birçoğu için Hz. Muhammed hakkında muhtemelen ilk defa okuyacakları detaylar barındırdığını belirtmek gerekir.

Bobzin, öncelikle Hz. Muhammed’i tanımlamak için 7. ve 19. yy arasında Avrupa’da kullanılan ve Voltaire, Goethe ve Dante gibi birçok isme ait görüşleri sunuyor: Sahte peygamber, tanrıtanımaz, sahtekar, saralı, tanrıların yanında tanrı, deccal, kanun koyucu ve kahraman şeklinde batı dünyasında yapılan olumlu ve olumsuz tanımlamaları kaynaklarından aktarıyor. Mesela şu ifadeler Voltaire’e ait: “Hiç şüphesiz ki O, büyük insanları da şekillendiren çok büyük bir insandı. O, ya şehit ya da fatih olmalıydı; bunun ortası yoktu. Her zaman kazanıyordu ve bütün zaferleri daima küçük sayılarla büyüklere galip gelen zaferlerdi. Fatih, yasa koyucu, hükümdar ve din adamı…” (s. 22)

Peygamberin hayatı hakkındaki kaynaklar konusunda 17. ve 19. yy arasındaki araştırmalar, ayrı bir başlık olarak karşımıza çıkıyor. Bobzin, bu konuda İngiltere (Oxford) ve Hollanda (Leiden) merkezli (Thomas Erpenius, Edward Pocock ve Jean Gagnier gibi uzmanlara ait) çalışmalara yer veriyor. Burada ayrıca batılıların çalışmalarında esas alınan kaynak eserler de unutulmamış: İbn İshak’ın siyeri, Taberi’nin çalışmaları, Vakidi’nin Kitabü’l Megazi kitabı, İbn-i Sa’d’ın Tabakat kitabı ve bizzat Kuran-ı Kerim.

İslam öncesi Arabistan ve çevresinin durumuna dair bilgiler unutulmamış. Siyasi ve coğrafi durumun yanında yarımadadaki dini hayat, putperestlik, Yahudilik, Hristiyanlık yönleriyle aktarılıyor. Arap coğrafyasının sosyal yapısı, kabile hayatının dinamikleri, yarımadada Mekke’nin özel konumu izah ediliyor.

Eserin ikinci yarısı Hz. Muhammed’in hayatına ayrılmış. Sünnet ve hadis konusunu işleyen 2. Bölüm (s. 25-33) ve peygamberin hayatını anlatan 5. Bölüm (s. 67 vd.) Türk okuru için oldukça aşina bilgiler içeriyor.

İngiliz ve Alman dillerine hâkim olanlar için kitabın sonunda verilen kaynak eserlerin listesi önemli.

İlerleyen yaşına rağmen Friedrich-Alexander Üniversitesi (Erlangen-Nürnberg) bünyesinde akademik çalışmalarını sürdüren yazarın, İslam ve Kuran üzerine başkaca çalışmaları da mevcut. (İlgilenenler için: de.wikipedia.org/wiki/Hartmut_Bobzin)

İyi Okumalar!
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Mayıs 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayata dair anılar
Thomas Mann’ın büyük oğlu olarak tanıdığımız Alman yazar Klaus Mann; (1906- 1949) yılları arasında 43 yıl yaşamış, maddi sorunlar ve depresyona dayanamayıp, intihar ederek yaşama veda etmiştir. Bir yazarın farklı alanlarda eserleri varsa; tek ve ilk yazdığı eseri okuyarak tamamı hakkında fikir yürütmek, büyük bir yanılgı olur. Ben yalnızca ilk yazdığı eseri okudum.

Çocukluğundan olgunluk yaşına kadar farklı eserler üreten yazar, bu eserinde anı ve öykülerini toplamış. “Çağının Çocuğu” olarak yaşadığı Nazi Almanya’sı dönemindeki sorunlu ve mutlu anılarını bizlere aktaran yazarın, babasının gölgesinde kalmamak için özel ve yoğun bir çaba sarf ettiğini gözlemliyoruz.

Geçmiş döneme ait bilgi, bulgu, yorum ve gözlemleri hakkında bir kanaat edinmek, nereden nereye geldiğimizi mukayese edebilmek için okumakta yarar görüyorum. Duygusal ve yalın bir anlatımı olmasa da içerikten edinebileceğimiz bilgiler var.

İki de öneri sunup sözümüzü bağlayalım: Kanun gereği sinema ve dizi filmlerde; gençlere olumsuz örnek olmasın diye, kadeh ve tütün ürünlerine buzlama/karartma yapıldığı gibi, bu kuralın kitap kapaklarında da uygulanmasını öneriyorum. Ayrıca yazı karakteri büyüklüğü bir numara artırılabilir.

Yanıtla
3
3
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
George Dobson Seyahatnamesi
Günümüzde mekanikleşen hız ve haz döneminde ulaşım çeşitlenmesine bağlı olarak insanların dünyanın bir noktasından başka bir yerine erişimi geçmişe nazaran hiç olmadığı kadar kolaydır. Ama bundan yüz yıl önce askeri ve ekonomik olarak dünya ulaştırma tarihinde bir taşıma aracı altın günlerini yaşamaktadır: Tren... Büyük devletler oluşturdukları demiryolu ağıyla güçlerini diğerlerine gösterirken, örümcek ağı gibi ülkelerin her yerine örülen ray sistemleri turizmin de tali olarak gelişmesine vesile olmaktadır. Artık seyyahların deve kervanlarıyla bin bir zahmetle katlandıkları yolculuklar daha konforlu ve hızlı kat edilmektedir.

Modern seyyahlardan George Dobson da trenin nimetlerinden istifade edenlerden… 1854 yılında Londra’da doğan Dobson’un öncelikli mesleği gazetecilik, hatta 93 Harbi denilen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde görev yaptığı düşünülürse savaş muhabiridir. Savaş sonrası Rusya- S. Petersburg’da bulunması bazı bağlantılar edinmesini sağlamış, bu rabıtalar sayesinde 1905 yılında S. Petersburg’daki İngiliz Konsolosluğu’nda göreve başlamıştır. Yer yer başlayan biten görevlerle İngilizlerin meşhur gazetesi Times’ta çalışan Dobson’un makaleleri mezkûr gazetede yüksek ilgiye matuf biçimde yayımlanmıştır. Hatta kendisi de bu ilgiden memnun olacak ki bu makalelerinin bir kısmını derleyerek kitaba dönüştürmüştür.

Özellikle Rusya’nın güneye doğru genişleme politikalarına bağlı olarak 1908 yılında Hazar Ötesi Demiryolu’nu açması İngiltere’de askeri ve bürokratik kesimin ilgisini çekmiştir. Dobson bu dönemde Rusya’daki bağlantıları sayesinde Türkistan’ın göbeğinden geçen bahsedilen demiryolunda seyahat etmiş, görüşlerini içeren makaleleri Times’ta düzenli olarak yayımlanmıştır. Ele alınan eser işte bu makalelerin Dobson tarafından kitaba dönüştürülmüş halidir.

Dobson’un yol güzergahı S. Petersburg- Moskova- Kafkaslar- Hazar Denizi- Türkistan şeklindedir. Bu doğrultudaki önemli şehirler ve kasabalar bazen en ince ayrıntısına varıncaya kadar çeşitli yönleriyle tasvir edilmektedir. Özellikle Semerkand, Buhara ve Merv gibi Türkistan tarihinin önemli kavşak noktaları detaylı bir biçimde anlatılmaktadır. Yazarın her şeyden önce bir muhabir olması yazdıklarının içeriğine sirayet etmektedir. Bu açıdan ilk aşamada Dobson’un notlarından haber bülteni havasını edinmek mümkündür. Zira herhangi bir bölge ele alınırken güncel olaylar yaşanan önemli vakaların öncesi sonrası anlatılır. Böylelikle bahsedilen bölgenin güncel durumu aşikâr edilir.

Üstelik Dobson’un anlattıklarında sadece güncel durum yoktur. Yazar bölge tarihini yaşanan mücadeleleri bir İngiliz’in bakış açısıyla yansıtır. Bu kısımda yakın dönemdeki tarihi verilerin gayet mahirce kullanıldığı dikkat çeker. Dobson adeta ülkesinin üst düzey askeri ve bürokratik sınıfını yönlendirircesine fikirlerini aktarır. Siyasi yorumlarını yaparken geleceğe ilişkin tahminlerini yorumlarıyla karışık verir. Bölgedeki büyük siyasi güçlerin alt birimi diyebileceğimiz farklı etnik gruplar detaylı tahlil edilir. Böylelikle bu grupların askeri, siyasi, ekonomik güçleri açığa çıkar. Esasında ülkesinin Türkistan’da neden etkili olmadığının Rusya’nın neden hâkim unsur olduğunun şifreleri bu şekilde satırlar arasında kendisini gösterir.

Dobson’un aktardığı bazı bilgilerden onun sanki görevli bir istihbarat elemanı olarak bölgeye gittiği izlenimini edinmek mümkündür. Zira adım attığı her bölgeyi istatistiki olarak net rakamsal ifadelerle analiz eder. Aslında basit bir seyahatname için bu kadar net bilgilere lüzum yoktur. Üstelik sayfalarda sadece rakamlar yoktur. Asker miktarı, ordunun geçiş güzergahları, lojistik olarak bölgedeki takviye unsurlarının oranı, askerî harekât olanakları, bölgedekilerin kime taraftar olduğu, gücü elinde tutan komutanların ve yerel beylerin görüşleri paralelinde otoriteye bağlılık durumları vb. bilgiler sık sık verilir.
Her ne kadar Dobson eserinin ön sözünde tarafsız bir gazeteci olduğunu söylese de yazdıklarından İngilizlerin bayrağını taşıdığı bariz olarak anlaşılmaktadır. Zira kendisinin ifadesiyle Ruslara karşı düşmanlık beslememekte ama demiryolunun İngiliz çıkarları için bir tehdit olduğu bilgisini sık sık yinelemektedir. Yani deyim yerindeyse yazarın kalemi siyaset kokar, fakat anlattığı başka şeylerle bu duruşunu gizlemek için kılıf biçer. Zaten anlatıda yer yer yaşadıklarına ve hatıralarına yer vermesi de bu gölgeleme prensibiyle ilgilidir.

Yazdıklarından Dobson’un Rusya’yı ve Rusları çok iyi tanıdığı fark edilir. O bir Rus’u karakterize eden hâkim özelliklerin bilincindedir. Bu nedenle geleceğe yönelik tasarılarından bahsederken bazen fazlasıyla kesin konuşur. Üstelik fikirleri sadece Ruslar için de vaki değildir. Bölgedeki Türkmenlerin durumunu anlatırken somut verilerden anlamlı sonuçlar çıkarır. Üstelik bunu bölgeye tamamen yabancı biri olarak sunar. Misal bölgede yağmacılık yapan Türkmen kafilelerinin bu tavrını coğrafyanın verimsiz yapısına bağlar ki yanlış sayılmayacak bir tespittir. Yine yazarın ilk aşamada Türkmenleri sıradan, kaba ve kültürsüz olarak algılamasına rağmen karşılaştığı bazı olaylar sayesinde fikirlerinin değiştiği görülür.

Dobson’un anlatısının en güzel yanlarından birisi de her kaynakta bulunmayacak bazı ayrıntıları içermesidir. Zaten seyahat notlarının böyle müstesna bir özelliği bulunmaktadır. Misal bölge insanının tütün içme metodu, evlilik ilişkileri, kilimleri, ceza metotları, giyim kuşamları, ananevi ritüelleri vb. bilgiler satırlar arasında birden okurun karşısına çıkar. Ele alınan bölgenin sosyal yönünün böylesine güçlü ifade edilmesiyle birlikte yazarın notlarına sonradan eklediği bölümde bölgenin ekonomik olarak derin bir şekilde analiz edildiği de görülür. Hatta bu kısmın bölgenin 20. yüzyıl başındaki ekonomik potansiyelini hedef alacak eserlere güçlü bir referans olabileceği düşünülebilir.

Tabii yazarın gazeteci olması bölge tarihiyle ilgili bazı tespitlerinde yanlışa düşmesine neden olmuştur. Örneğin yazar Türk olan Timur’u Moğol, Turanlı olan Efrasyab’ı İranlı olarak nitelendirmiştir. Ama bunların sık sık tekrar ettiğini belirtmek esere haksızlık etmek olur. Zira yazarın verdiği bazı bilgiler diğer kaynaklarla doğrulanmaktadır. Hatta bazen verdiği malumat kulağa küpe olacak derecede doyurucudur.

Eserde bölüm başlarında kullanılan anahtar başlıkların okuru bölümde neler olduğu konusunda aydınlattığı malumdur. Yine eserin Resul Şahsi tarafından gayet rafine ve güzel bir şekilde çevrildiğini belirtmek gerekir. İyi bir biçimde çevirmen tarafından notlandırılan esere benzer çalışmalarda pek rastlanmayan bir kısmın da eklendiği dikkat çekmektedir. Bu kısımda bölgede anlatılan şehir ve kasabaların koordinatları verilmektedir. Bu tarzda bir hazırlanmış bir ek kısmının özellikle seyahatnamelerde olması, okurun beklentisi dahilindedir. Zira her eserde haritalar yardımcı olacak şekilde kullanılmaktadır. Ama ilgili okurların daha fazlasını isteyeceği kolaylıkla tahmin edilebilir. Bu açıdan koordinat takibiyle bilgisayar ve İnternet yordamıyla şehirlerin, mekanların günümüzde ne şekilde olduklarını görmek mümkündür.

Tarihimizin teşekkül ettiği coğrafyalar üzerinde seyahat eden ziyaretçilerin notlarını okumak çoğu zaman doyurucu olup tarih yazınımızın şekillenmesi yönünden önemlidir. Her ne kadar İngiliz yazar George Dobson kendi milletinin çıkarları için bu yolculuğu yapmış olsa da verdiği bilgiler Türk tarihinin belirli bir zaman dilimi ve evresindeki görünümünü aşikâr etmektedir. Zaten tarihi bilgideki verim ancak bu şekilde farklı kaynaklarla artmaktadır. Bu sayede Dobson da tarihimize dolaylı yoldan katkı sunar.






Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dinçer Koç'un İdil Bulgarları Adlı Eseri Hakkında
Dinçer Koç'un 2021 yılında Selenge Yayınevi'nden neşretmiş olduğu bu eser, Genel Türk Tarihinin alt konularından olan İdil Bulgarlarını geniş bir çerçevede resmediyor. İdil Bulgarları ise 922 yılında İslamiyet'i kabul ederek ilk Müslüman Türk devletlerinden sayılmaktadır. Bununla birlikte, bulundukları konum itibariyle İdil boylarının da Türkleşmesi için adeta bir koridor görevi görüyordu. Rus steplerinin güney kesiminde, transit ticaret yollarının kesişim noktasında bulunuyor olmaları da İdil Bulgarlarını ticari arenada önemli bir noktaya taşıyordu.

Eser toplamda 376 sayfadan müteşekkil olup, ilk etapta "Bulgar" adı ve Bulgarların kökenine yer verilerek bizlere Bulgarların tanıtımını yaparak esere iyi bir giriş yapılmaktadır. Sonrasında pek tabii İdil Bulgar Devletinin kuruluşu ve İdil Bulgar tarihinin dönüşüm noktası olan İslamiyet'i kabul süreci ve etrafındaki devletlerle kurmuş oldukları siyasi münasebetlere değinilmektedir. Hiç şüphe yok ki Dinçer Koç, kaleme almış olduğu bu eserle Genel Türk Tarihi alanında önemli bir yeri olan, ciddi bir boşluğu doldurduğunu ifade etmekte beis yoktur. İçerik açısından İdil Bulgarları hakkında tatmin edici bilgileri okuyucusuna sunuyor.

Genel Türk Tarihi alanında yapılan pek çok çalışma gibi, bu esere de kılavuzluk eden Rus kaynakları, müellifin de İdil Bulgarlarını Rus yıllıkları kapsamında siyasi, sosyal ve ekonomik vb. pek çok unsuru genişçe ele almasına olanak sağlamıştır. Bu noktada müellif de kaynak analizi hususundaki marifetlerini de eserinde ustalıkla sergiliyor. Üstelik eserin arkeolojik verilere de yer veriyor olması, eserin kaynak bakımından doyurucu olduğunu gösteriyor. Arkeolojik buluntuların görsellerinin de eklenmiş olması, İdil Bulgarlarının dünyasına kolaylıkla adapte olmamızı sağlıyor. Ayrıca arkeolojik verileri metodolojik hakimiyet açısından sağlam bir zemine oturtuyor. Zaten eserde arkeolojik verilerin de kullanılıyor olması eseri sadece siyasi tarih zemininde hapsolmaktan kurtarıyor. Bir de İdil Bulgarları ile ilgili olan tarihsel mitlere karşı kuvvetli bir kanıt olarak da düşünülebilir.

Eserde, İdil Bulgarları haricinde dönemin önemli güç unsurları olarak bulunan Rus, Hazar ve Bizans İmparatorluğu gibi büyük devletlerle kurduğu diplomatik münasebetler sayesinde, o devletlere de İdil Bulgarları gözünden bakabilme imkanı buluyoruz. Örneğin, bir zamanlar dünyayı ve tarihi kasıp kavuran Moğolların Avrupa eksenli genişleme girişimlerini ve gerçekleşen Moğol istilasının etkilerini doğrudan bir kısım olarak görebiliyoruz. Son olarak, eserde de ele alınmış olan konu, tarihte devlet olarak boy gösteren İdil Bulgarları olması dolayısıyla bir devlet teşekkülünden bahsediliyorsa, devletin siyasi, sosyal kültürel ve ekonomik unsurlarından bahsetmek gerekir. Müellifin eserinde okuyucunun beklentilerini karşılayan bir içerik sunduğu kolaylıkla ifade edilebilir.

Eserin anlatım biçimine gelindiğinde, oldukça akıcı ve anlaşılır bir niteliktedir. Bozkır Türk Devletleri, ilk Müslüman Türk devletleri ve genel olarak Türk tarihinde önemli bir konunun aydınlatıldığını görmek biz okuyucuları ve tarih severleri memnun eden bir hizmettir. Genel Türk Tarihine ve ayrıca Bulgar tarihine ilgi duyanların kitaplığında yer vermesi gereken önemli bir eserdir. Bu eseri keyifle okumamızı sağlayan müellifin kalemine sağlık diyor, nice eserler neşretmesini diliyorum.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir