Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yatakta Sigara İçmenin Zararları
Arjantinli yazar Mariana Enriquez’nin Yangında Kaybettiklerimiz’ine düpedüz vurulduğum için Yatakta Sigara İçmenin Zararları’nı da çıktığı gibi aldım ve okudum. Yazarın ilk öykü kitabı kendisi, zamanla yazını ilerlemiş şüphesiz, o nedenle Yangında Kaybettiklerimiz kadar etkileyici olmamakla beraber yine de çok iyi bir derleme bu.

Zaten Arjantinli çağdaş kadın yazarlar basbayağı bir mesele bence, hepsiyle ilgili uzun uzun düşünmek, konuşmak lazım. Çok güçlü, çok tekinsiz, çok sert metinler yazıyorlar. Yangında Kaybettiklerimiz’deki öykülerin toplumsal tarafı daha güçlüydü, ataerki eleştirisi çok daha sertti, yazar yazdıkça kendi sesini bulmuş, cesaretlenmiş muhtemelen.

Bu kitaptaki metinler daha gotik, daha punk, daha bireysel. Yine kadın öyküleri anlatıyor Enriquez ve tabii ki toplumun her yerine sinmiş ataerki burada da gözüküyor, ancak burada başrolde değil sanki. Bu kitapta her şey daha müphem, yer yer de gerçeküstü olaylar ve mitlerden besleniyor öyküler, her ne kadar hikâyeyi güçlendirse de anlattıklarının sertliğini biraz yumuşatıyor gibi hissettim.

Ama tabii yumuşatmak demişken öyle aklınıza neşeli, uçucu öyküler filan gelmesin. Okuması oldukça zor metinler bunlar, pek çok okur için tetikleyici olabilir hatta. Ölü çocuklar, parçalanan bedenler, şiddet, yağma, sapkın hazlar ve vücut sıvılarından müteşekkil metinler. Çocukları kaçırıp fuhuşa zorlayan çetelerden insanları şiddete sürükleyen toplumsal eşitsizliğe, cunta yönetiminin insan kaybetmelerinden pedofiliye... Şiddetin binbir türlüsü var Enriquez’in kısacık öykülerinde.

Ölülerle yaşayanların iç içe geçtiği, okurken insanı fena halde geren bu öyküler, Enriquez’le tanışmak için ideal olabilir. Dediğim gibi Yangında Kaybettiklerimiz kadar çarpıcı bulmadım ama ilk okuduğum kitabı bu olsa da çok etkilenirdim muhtemelen.

Okuyunuz efendim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yara İzleri
Arjantinli yazar Juan Jose Saer ile ilk münasebetimiz geçen sene, kendisinin "Kimsesiz" adlı romanı vesilesiyle olmuştu. 150 sayfa olmasına rağmen epeyce zor bir kitaptı kendisi; insan doğasına dair epey detaylı analizler barındıran, özellikle son bölümde basbayağı felsefik bir sorgulamaya girişen bir metindi. "Egzotik bir adada geçen alternatif ve kolonyal bir Kayıp Zamanın İzinde okur gibi hissettim" diye yazmıştım o kitap için. Saer'in iddialı bir yazar olduğunu idrak etmiş; başka bir eserine geçmeden biraz soluklanmak istemiştim.

Eylülcüm amma uzattın, ne diyeceksen de işte. Diyorum; Yara İzleri, Kimsesiz'e göre çok daha kolay ve hafif bir metin olsa da, yer yer okuru zorluyor yine de. Saer besbelli ki takıntılı bir abimiz, zaman zaman öyle detaylara giriyor ki anlatıdan kopuveriyorsunuz. Dört anlatıcımız var kitapta, her bölümde bir başkasını dinliyoruz. Ergenliğinin zirvesinde bir genç gazeteci, kumarbaz bir avukat, herkesten nefret eden ve insanlardan "goril" diye bahseden bence epey Thomas Bernhardvari bir hâkim ve tüm bu anlatıcıların hikâyelerini birbirine bağlayan cinayetin müsebbibi, karısını öldürmüş bir işçi.

Öyküleri birbirine cinayet bağlıyor evet ama bir yandan da tüm anlatıcılar maktul gibi. Mutsuzlar, yalnızlar, savrulmuşlar, sürükleniyorlar. Toplumla bağları kopmuş hepsinin, bunda tabii Saer'in arkada bize sürekli verdiği toplumsal çürümenin payı çok büyük. Dolayısıyla arka kapaktaki "bu kişilerin ortak noktası ceset karşısındaki korkunç kayıtsızlıklarıdır; çünkü gerçekte anlatılan bir cinayetten çok, cinayete kurban gitmiş bir toplumun bireylerinin parçalanmışlığı, yaralanmışlığıdır" cümlesi çok yerinde, aslında kitabın özeti gibi.

Görece yumuşak başlayıp gitgide karanlıklaşan bir metin Yara İzleri. Kıtayı saran büyülü gerçekçilik akımı zirvedeyken bambaşka ve zamanının bence epey ötesinde metinler yazmayı başaran Saer'in epey ilginç bir figür olduğuna iyice kâni oldum. Ancak yine de arka kapaktaki William Rowe alıntısına laf sokmadan edemeyeceğim: “Saer, Arjantin’in Borges’ten bu yana çıkardığı en iyi yazardır" demiş kendisi. Pardon ama, Cortazar varken bunlar çok büyük laflar William Bey. Size söyleyecek çok lafım var da neyse artık.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayali Yerlerden Yemek Tarifleri
Arjantinli yazar Alberto Manguel külliyatına devam ediyorum. Hayali Yerlerden Yemek Tarifleri, yazarın kitaplarda geçen kurmaca yerlerden yola çıkarak ürettiği yemek tariflerini içeriyor. Örneğin Italo Calvino’nun Zenobia’sından devşirilme bir börek tarifi, Tolkien’in Gondor’undan uydurulmuş bir cheesecake, Rowling’in Hogwarts’ından bir kızartma, Le Guin’in Yerdeniz’inden bir omlet tarifi gibi.

Tariflerin bazılarını sahiden merak ettim ve denemeyi düşünüyorum. Her tariften önce mevzubahis kurmaca mekânla ilgili birkaç cümlelik bilgi de veriyor Manguel, bu kısımlar da tatlıydı. Tariflerde zaman zaman komik şeyler var, örneğin Yerdeniz’den verdiği Ejderha Omleti tarifinde “1 ejderha yumurtası ya da bulamazsanız 5 normal tavuk yumurtası” diyor filan, güldüm buralarda.

Ama genel olarak, yani, vasat bir çalışma olduğunu söylemem lazım Manguelciğim ki seni ne çok severim bilirsin. Okuduğumuz kitaplardaki yerlerin, şeylerin, yemeklerin izini sürmek çok güzeldir, ben de bayılırım ama bunlar biraz şişirme olmuş gibi. Keşke o mekânla o yemeğin ilişkisini daha çok anlatsaymışsın da sıradan bir yemek kitabı gibi olmasaymış kitap.

Kitabın en güzel yeri ön sözüydü resmen, çok şahane bir fikir ama biraz yavan bir uygulama olmuş. Ön sözdeki şu cümleleri de ekleyip bitireyim: “Bu kitapta ben ‘gerçek’ kurmaca mekânlardan kaçınıp bunun yerine yalnızca hayal gücümüzde var olan yerlerin yiyecekleri üzerinde durdum. Atlantis’te verilen ziyafetlerden Robinson Crusoe’nun adasında yenen en basit yemeğe kadar her çeşit ve görüntüdeki yiyecek (edebiyatın bize anlattığı gibi) özünde ortak insanlığımızın kanıtıdır: Hepimizin gelmiş olduğu yeryüzünü hatırlatmak için ekmek, hepimizin mutlaka döneceği yeryüzünü hatırlatmak içinse tuz.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa ve Olağanüstü Hikayeler
Arjantin’in iki devi Borges ve Casares ortaklığının bir diğer mahsulü olan Kısa ve Olağanüstü Hikâyeler bu iki tuhaf adamın kafasından ne delice işler çıkabileceğinin bir diğer ispatı. Arka kapakta şöyle yazıyor: “Çin’den İngiltere’ye, Arabistan’dan 1700’lerde Fransa’ya, 19. yüzyılda Latin Amerika’dan eski Roma’ya olağanüstü olaylardan bahseden çok geniş bir yelpazedeki metinleri içeren kitap ilk bakışta bir derleme izlenimi verebilir; ancak Borges ve Casares’in yaptığı bunun çok ötesindedir: İki yazar çağları ve coğrafyaları kuşbakışı gözden geçirmekle kalmamış, halihazırdaki metinleri kısaltarak, başlık koyarak, montajlayarak yeni metinlere dönüştürmüşlerdir. Dahası, kitapta bizzat kendilerinin yazıp hayali yazarlara atfettikleri metinler de yer alır. “

Hal böyle olunca insan tüm kitabı acaba hangi metin otantik, hangisi uydurma diye keşfetmeye çalışarak okuyor, bu da okumayı acayip eğlenceli bir şeye dönüştürüyor, yaşasın oyunbaz edebiyat be! Birtakım tahminlerim var ama hangilerini tutturdum bilemiyorum, ama Kafka’nın yazdığını iddia ettikleri metinler mesela, sanki hiç Kafka değiller gibime geliyor, bilemiyorum, ama çok da önemli değil zira çoğu tek sayfalık öyküler pek güzel.

Borges’in Düşsel Varlıklar Kitabı’nı okuyanlara tanıdık gelecek bazı öyküler olacaktır, yaklaşık üç sene evvel okuduğum kitaptaki bazı karakterlerle yeniden karşılaşmak pek tatlıydı. Öyküler belirli temalara göre kategorize edilmiş olmasa da aslında birbirini izleyen metinler benzer konularda dolaşıyor ve birbirlerini tamamlıyorlar; ki bunlar da Borges ve Casares sevenlerin iyi tanıdığı temalar; rüya, ölüm, öte taraf, zaman, labirentler...

Muzip, kafa karıştırıcı, çok zekice yazılmış bu öyküleri çok sevdim. Gerçi yani içinde Borges olan ve sevmediğim bir şey var mı, pek yok. Şu çok sevdiğim öykücükle bitireyim:“Diyalog Androgué’de meydana geldi. Bel altı yaşlarında yeğenim Miguel yere oturmuş kediyle oynuyordu. Her sabah olduğu gibi sordum ona: ‘Dün gece rüyanda ne gördün?’

Bana şu yanıtı verdi: ‘Bir ormanda kaybolmuş olduğumu, sonunda küçük bir ahşap eve ulaştığımı gördüm. Kapı açıldı ve sen dışarı çıktın.’ Ani bir merakla bana sordu: ‘Söylesene, o evde ne yapıyordun?’”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yedi Deli Adam
Arjantin edebiyatının büyük isimlerinden Roberto Arlt'la birkaç sene evvel Deli Oyuncak kitabı ile tanışmış, ancak kitabın çevirisi çok sorunlu olduğu için doğru düzgün bir fikir edinememiştim. Nihayet kendisinin bir eserini Saliha Nilüfer çevirisiyle okuma şansına eriştim.

Valla pek tuhaf bir kitap Yedi Deli Adam. Gerek isimleri, gerek yaptıklarıyla; karakterlerin hepsi birbirinden acayip. Örneğin Ebesini Gören Adam isimli bir karakterimiz var, ebesini görmüş ve bu kendisinde bir travmaya sebep olmuş filan. Yani evet, kitap adının hakkını verir şekilde delice bir şeyler anlatıyor, haliyle de yer eyer epey komik.

Çalıştığı yerden para çaldığını birinin ihbar etmesi sonucunda kendini yüklü bir borçla karşı karşıya bulan Erdosain'in, parayı bulmak için çıktığı yolda başına gelenleri okuyoruz. Karısıyla da sorunlar yaşayan adam, kendini devrimci bir örgütün içinde buluveriyor. Ama yani ne örgüt! Öyle dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek filan gibi bir idealleri yok, dertlerinin iktidar olduğunu gayet net ortaya koyuyorlar, insanlığın zaten herhangi bir iyiliği hak etmediğini, kitleleri yalanlarla kandırmak ve önemli bir kısmını da yok etmek gerektiğine inanıyorlar. Bu nedenle genelevler üzerinden örgütlenecek bir model geliştirmişler, ayrıca insanlığı zehirli gazlarla zehirlemek ve veba vs gibi çeşitli hastalıkları yaymak gibi de planları var.

Kitabın 1920'lerde yazıldığını belirtmek isterim. Henüz Naziler filan tarih sahnesine çıkmamışken böyle öngörülü bir metin yazmak acayip sahiden. Keza Arjantin'in önünde uzanan Peron dönemine dair de çok şaşırtıcı ve isabetli tespitleri var - yaşanacakları daha yaşanmadan yazmış Arlt.

Devrimci mücadelenin türlü tuhaf dinamiklerini müthiş yakalayıp karikatürize eden kitabı okumanın çok kolay olmadığını da belirteyim. Karakterlerin hepsi çok sınırda tipler ve yer yer giriştikleri varoluşsal sorgulamalar ve ortaya koydukları felsefe, okumayı güçleştirebiliyor.

Ezcümle, zorlayıcı olsa da çok sevdim. Arjantin edebiyatına dair kafamdaki resimde Arlt daha iyi anlaşılması gereken bir boşluk gibi duruyordu, şimdi tam oldu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çerçeve
Aradığımı bulamadım. Tesadüf, dün kadinlarneyazmis Cusk’ın üçlemesinin ikinci kitabı olan “Geçiş”i paylaşmış ve “bu üçlemeden emin olamıyorum. Ya çok orijinal bir şey ya da ölümüne sıkıcı, hâlâ karar veremedim” diye yazmıştı. İlk kitabı bitirdim, benzer bir duygu taşıyorum. Sanki hafif bir Javier Marias ya da Julian Barnes tadı alacağım gibi geldi en başta, heyecanlandırdı ancak devamı pek yavan gitti. Bana kalırsa bu kitapta eksik bir şeyler var; ilki mizah. Elbette ki mizah şart değil ama bu kitabın donukluğunu biraz alırmış gibi hissediyorum. İkincisi de anlatıcının olayların fazla dışında oluşuydu sanırım. 150 sayfa boyunca ağzından cümleler okuduğumuz anlatıcıya dair bende oluşan fikir çok bulanık, çok silik. Sadece gözlemliyor ve aktarıyor, kendisine dair daha net bir fikir edinebilmek isterdim. Bunun yazarın bilinçli tercihi olduğunun ve aslında cesur bir deneme yaptığının farkındayım ancak bu yöntemin ‑en azından bu kitapta‑ iyi çalıştığını düşünmüyorum. Özetle, içinde ilişkilere dair bazı zihin açıcı tespitler barındırmakla beraber, donukluğundan ötürü bir türlü içine giremediğim bir kitap oldu kendisi. Yine de diğer 2 kitabı okuyacağım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
M. Yüzyılın Oğlu
Antonio Scurati'nin dev işi, beş kitaplık Mussolini projesinin ilk cildi olan Yüzyılın Oğlu'nu bayılarak, çok büyük heyecanla okudum. Bir küçük not: kitabın çevirisindeki problemleri hikâyelerimde paylaşmış ve yayınevini bilgilendirmiştim, bu süreçte kitap piyasadan çekildi ve düzeltilerek yeniden basılmasına karar verildi, ben de kitabın ilk 150 sayfasından sonrasını İngilizce çevirisinden okudum, yorumumu da o baskı üzerinden yapıyorum.

Her şeyden önce sahiden ortaya koyduğu iddia nedeniyle bile hayranlığı hak eden bir iş karşımızdaki. Kitap manifesto niteliğinde bir pasajla açılıyor: "Bu belgesel niteliğindeki romanda adı geçen karakterlerin hiçbiri yazarın hayal gücünün ürünü değildir. Aksine anlatılan her bir olay, karakter, diyalog ve konuşma tarihsel olarak ya belgelenmiş ya da birden fazla yetkili kaynak tarafından tanıklık edilerek doğrulanmıştır." Basit bir "gerçek olaylara dayanmaktadır" ibaresinden farklı bir şeyle karşı karşıyayız yan,. Tarihsel roman geleneğine bir nevi meydan okuyor Scurati, tarihteki boşlukları bir romancının hayal gücüyle doldurmayı reddederek bir arkeolog titizliğiyle arşivlere dalıyor ve bulduğu ham materyali (Mussolini’nin mektupları, sevgilisi Margherita Sarfatti’nin günlükleri, polis raporları, gazete kupürleri, meclis tutanakları...) bir romancının araçlarıyla yeniden düzenleyip hayat veriyor. Tarihi "kurgulamak" değil, kurguyu "tarihselleştirmek" yani bir anlamda yaptığı şey.

Bu ilk kitapta Mussolini'nin yükselme, düşme ve yeniden yükselme dönemi diyebileceğimiz erken dönemine, 1919-1925 arasına bakmaya çağırıyor okuru Scurati. İleride neler olacağına dair hiçbir ipucu vermiyor ve bizi 1919’un belirsizliğine, o gün yaşayan bir İtalyan gibi, olayların nereye evrileceğini bilmeden tanıklık etmeye zorluyor. Faşizmin zaferinin kaçınılmaz olmadığını, tarihin akışının o an orada bulunan aktörlerin -Mussolini, Kral, sosyalistler, liberaller, halk- kararlarına, hatalarına ve tutkularına bağlı olduğunu hissettiriyor.

Bu metinde beni en çok etkileyen şeylerden biri geniş zaman kullanımının yarattığı "anda"lık hissi oldu. Romanın büyük ölçüde geniş zamanda yazılması, olayların geçmişin tozlu sayfalarından çıkıp gözümüzün önünde, şu anda yaşanıyor gibi hissetmemize sebep oluyor. Bu kitabı bir roman, hem de çok iyi bir roman yapan şeylerin başında bu geliyor bence: bu teknik sayesinde anlatı bir tarih okuması olmaktan çıkıp bir tanıklık eylemine dönüşüyor. Olayları bir anlatıcının güvenli mesafesinden değil, doğrudan doğruya karakterlerin omuzlarının üzerinden izliyoruz.

Yazarın başardığı şey öyle acayip ki, hikâyenin sonunu gayet iyi bilmemize rağmen sanki bazı anlarda Mussolini tökezleyecek, kaybedecek, iktidarını yitirecek ve o korkunç kabus hiç yaşanmayacak gibi hissediyor insan, tarif etmeye çalıştığım "anda"lık duygusu bunu başaran işte. Ve tabii insan okurken ne kadar çok şansın kaçtığını, yaklaşan şiddetin nasıl önlenebilecekken önlenemediğini de öfke ve üzüntüyle görüyor.

Ezcümle, bayılarak okudum. İktidarın performatif doğasına, bu tür ideolojilerin zaman zaman ne kadar baştan çıkarıcı olabileceğine, tarihin kırılma anlarında kitlelerin nasıl paralize olabileceğine dair müthiş ufuk açıcı, dili çok lezzetli, çok ihtişamlı bir iş bu. Dilerim düzeltilmiş çeviri tez zamanda yayınlanır ve diğer ciltler de dilimize çevrilir, zira çok heyecanlı bir anda bitiyor roman, bundan sonra Mussolini'nin artık iktidarının zirvesine çıkışını okuyacağız.

O zamana kadar MUBİ'deki dizisini izleyebilirsiniz. Son yıllarda izlediğim en iyi uyarlamalardan biriydi kendisi, fena halde tavsiye ediyorum.

O müthiş final cümlesiyle bitireyim: "Kimse gücün çarmıhını omuzlamak istemedi. Onu ben alıyorum."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Güzel Karanlık
Antonio Muñoz Molina'nın Güzel Karanlık'ı, aslında epey sevdiğim İspanyol yeni roman akımının örneklerinden biri ama iyi bir örneği mi, hmm, pek değil açıkçası. Franco sonrası İspanyol romanı diye bir gerçeklik var ve İspanyol edebiyatı 1975 sonrasında muazzam romanlar çıkardı, ilk kez okuduğum Molina'dan da beklentim yüksekti ama bir türlü tam içine giremedim bu kitabın.

Aslında girmem beklenirdi zira yüksek tempolu bir polisiye bu roman. İç savaş sonrası İspanya'sında geçiyor, ajanlar, kendini gizleyen devrimci polis komiserleri, hainler... Epey umut verici bir ilk cümle: "Madrid'e daha önce hiç görmediğim bir adamı öldürmek amacıyla gelmiştim." Bir "hain"i öldürmeye gelen anlatıcımızın geçmişini de okudukça öğreniyoruz, öykü zamanda ileri-geri giderek anlatılıyor bize ve kim hain kim kahraman yahut hain kimdir, kahraman kime denir gibi sorular bırakıyor yazar okuyucunun kucağına.

Ancak karakterler bir türlü tam derinleşemiyor. Özellikle kadın karakterler epey karikatürize geldi, her ajan hikâyesinde bulabileceğimiz türde tek boyutlu ve biraz klişeler maalesef.

Anlatıcımızı da sevemedim ayrıca. Ham fazla boşvermiş, hem fazla keskin fikirli, bir tuhaf.

Valla hiçbir şey demediğimin farkındayım ama ne yapayım, olmadı bu kitap. Bazen de olmaz işte. Zaten baskısı da yok, çok övsem de bulamayacaktınız. Belki de iyi olmuştur sevmemem. Bu bomboş değerlendirmemi böylece bitiriyorum. Affediniz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genç Adam
Annie Ernaux’nun son kitabı Genç Adam; novella demesi zor, uzun öykü bile olmayan bir öykü. Ben açıkçası bu kadar kısa yazmasını çok sevmiyorum, biraz daha uzunca metinlerini daha tatmin edici bulduğumu söyleyerek başlayayım söze. (Yalın Tutku hariç, o olağanüstü yoğun bir metindi çünkü.)

Genç Adam’da Ernaux, ellili yaşlarındayken kendisinden otuz yaş küçük bir üniversite öğrencisiyle yaşadığı ve iki yıl süren tutkulu bir ilişkiyi anlatıyor. Sanırım her Ernaux yorumumda geçen bir sözcük vardır; “dürüst” - yine onu kullanacağım. Öyle dürüst, öyle kendi içine bakarak, öyle çıplak anlatıyor ki. Bayılıyorum, bayılıyorum bunu yapabilmesine. Özkurmacanın hakkını muazzam biçimde veriyor.

Bu minicik metinde yine bir sürü şey var; sevişmek ve yazmak arasında kurduğu ikilik, toplumsal ahlak, her ikili ilişkide ama az ama çok kendini gösteren tahakküm ve iktidar mekânizmaları, elbette ki sınıf -Ernaux eserlerini sınıftan ve kendisinin taşralı genç kızdan şehirli bir küçük burjuva olmaya uzanan yolunu ve bu deneyimi anlamlandırma çabasından muaf düşünemeyiz şüphesiz- hafıza... Bir genç adamla beraber olmanın; o genç adamın hiç deneyimlemediği yıllara dair hafızasını nasıl canlandırdığını, aslında bu ilişkinin tam da bu ihtiyacı karşıladığını öyle güzel anlatıyor ki.

Metnin kısalığına itirazım da bundan zaten. Şu kadarcık metinde öyle çok şey var ki, biraz daha açsa, anlatsa kim bilir nasıl çarpıcı olurmuş kitap diye düşündüm. Bu arada bu ilişki sayesinde hayatında yüzleşmekten uzun süre kaçtığı kürtaj hikâyesini anlatabildiğini ve ünlü Olay kitabının da böyle doğduğunu öğreniyoruz Genç Adam’dan.

Son not: kitabın sonundaki fotoğrafı nasıl güzel. Muhtemelen bir akşam vakti, deniz kıyısında, beyazlar içinde, çıplak ayaklarıyla. Ne kadar gerçek bir insan Annie Ernaux. Kusurları, arızaları, öfkeleri, hırslarıyla. Ne kadar gerçek, ne kadar duru karşımızda, bu fotoğraf bana bunları düşündürdü. Kendisi çağdaşımız olduğu için şanslıyız.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Kadın
Annie Ernaux'nun annesinin ardından yazdığı bir veda metni "Bir Kadın" - bir anlamda annesinin karnından yeniden çıkma ve aynı anda annesini doğurma metni belki de. Babasını anlattığı "Babamın Yeri" ile beraber düşünmeli bu kitabı sanırım, birbirlerini tamamlıyorlar.

Anne-kız ilişkisinin karmaşık doğası; barındırdığı garip dinamikler itibariyle edebiyatın bayıldığı konulardan biri malum. Biz insanlar bir şeyi ne kadar çözemez isek, o kadar edebiyata malzeme ediyoruz onu; edebiyat üzerinden anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Ernaux yine son derece kişisel bir yerden yazıyor ve annesinin hayatını anlatıyor bize. Her zamanki gibi bireysel olanı anlatırken toplumsal olana dair de konuşuyor elbette. İçlerinde yaşadıkları çağ, insanlar, değerler değişirken annesinin nasıl konumlandığını, o dönüşümlerin onda (ve muhakkak ki diğer kadınlarda) nasıl yansımaları olduğunu da aktarıyor.

Okura şirin gözükmek gibi bir derdi olmamasını çok seviyorum kendisinin. Annesine karşı duyduğu, zaman zaman acımasızlığa varan öfkesini gizlemeye yahut meşrulaştırmaya hiç çalışmıyor - ki bu yakınlıktaki ilişkiler zaten aslında karşılıklı haksızlıklardan örülmemiş midir? Anne-kız ilişkisine çok içkin bir şey bence o öfke, kıskançlık, haksızlık hâli - hatta bir tür samimiyet seviyesi gibi. "Canını acıtma hakkı"nı ayrıcalıklı biçimde elinde tutabilmek... Kutsamadan, yüceltmeden, gerçek hâliyle gösteriyor bize ilişkiyi ve pekala bu biçimiyle de güzel olabileceğini ispatlıyor.

Çok çalışan annesinin, kendi sahip olamadıklarını kızına sunmak için çok çalışması, çabalaması, ama kızı o şeylere sahip oldukça da bir tür öfke ve kıskançlık duyması, minnet beklemesi... Ne kadar insani, ne kadar tanıdık ve aslında ne kadar "hiç öyle şey olur mu canım" diyip inkar ettiğimiz bir şey. Olur. Oluyor. İnsan olmak kusurlu bir var olma hali işte. Anneler de o kusurlardan azade değil.

Ezcümle yine hacmine kıyasla çok cevherler barındıran bir küçük kitap "Bir Kadın". Annie Ernaux iyi ki yazmış, bizler iyi ki onu okuyabiliyoruz.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir