Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Deniz Masalları - İtalyan Masalları
Yatmadan kendime masal okumayı seviyorum, bunları da bir süredir gece yatmadan okuyordum. Roald Dahl'ın çocuk kitaplarının bende yarattığına benzer bir mutluluk yaratırlar diye ummuştum ama Calvino'nun diğer eserleri kadar sevemedim maalesef. Hepsine eşlik eden masalsı çizimler nefisti, ama masallar biraz fazla yavandı. Bir de artık politik doğruculuk bakış açımızı fazla değiştirdiğinden midir bilmem, bazı masalların mesajları biraz rahatsız edici geldi. Çoğu klasik İtalyan masallarının derlemeleri, Calvino kendi diliyle çok da dokunmamış aslında, o nedenle de biraz kuru bulmuş olabilirim. Yine de sanıyorum 30 yaş küçük olsam daha çok sevebilirdim tabii!

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kurnazların Kazandığı Masallar
Yatmadan kendime masal okumayı seviyorum, bunları da bir süredir gece yatmadan okuyordum. Roald Dahl'ın çocuk kitaplarının bende yarattığına benzer bir mutluluk yaratırlar diye ummuştum ama Calvino'nun diğer eserleri kadar sevemedim maalesef. Hepsine eşlik eden masalsı çizimler nefisti, ama masallar biraz fazla yavandı. Bir de artık politik doğruculuk bakış açımızı fazla değiştirdiğinden midir bilmem, bazı masalların mesajları biraz rahatsız edici geldi. Çoğu klasik İtalyan masallarının derlemeleri, Calvino kendi diliyle çok da dokunmamış aslında, o nedenle de biraz kuru bulmuş olabilirim. Yine de sanıyorum 30 yaş küçük olsam daha çok sevebilirdim tabii!

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şilili Şair
Yaşayan yazarlar arasında en sevdiklerimden biri olan Alejandro Zambra’nın son kitabı Şilili Şair’in dilimize çevrilmesini epeydir bekliyorduk malum. Bugüne dek daha çok novellalarıyla tanıdığımız yazardan 400 küsur sayfalık hacimli bir roman okuyacak olmak başlı başına heyecan vericiydi. Hele ki kitabın, Zambra’nın çok sevdiği memleketlisi Roberto Bolano’ya selam çaktığını ima eden ismini de göz önüne alınca, üf yani.

Beklediğimize değdi mi? Bence evet, ama Zambra’nın en sevdiğim kitabı olamadı Şilili Şair, olacağına emin gibiydim oysaki. Kitabı okumadan önce “müstehcenliğinden” rahatsızlık duyan birkaç okur yorumu okumuştum, izninizle çüş diyerek başlayayım. Acaba hiç mi sevişmiyorsunuz yahut sevişirken hiç mi birbirinizle konuşmuyorsunuz ey insanlar ya? İki gencin birbirlerinin bedenlerini keşfettiği başlangıç bölümlerini olabildiğince gerçek, içten ve tutkulu anlatmış Zambra, rahatsız edici tek bir cümle görmedim.

Carla ve Gonzalo’nun gençlikte başlayan, sonra sönümlenen, sonra yeniden başlayan ilişkilerini anlatıyor kitap, ama asıl odaklandığı ilişki Gonzalo’nun üvey oğlu Vicente ile ilişkisi. Baba olmaya, erkekliğe, yazmaya, yazamamaya, okumaya dair akıl yürüten bir roman bu. Ve tabii ki şiire - hayatla baş etmenin bir yolu olarak şiir. Şart değil elbette ama Bolano’nun Vahşi Hafiyeler’ini okuyup üstüne bunu okursanız, özellikle şairlere dair olan uzun “Poetry in Motion” bölümünden çok daha fazla keyif alırsınız. Ben en çok bu bölümü sevdim.

Gonzalo ile Vicente’yi ve onların arasındaki ürkek, tanımsız ama kalpten yakınlığı (ve tabii bence o muhteşem Garfield şiirini) unutmak kolay olmayacak şüphesiz - ancak neden bilmiyorum, bir biçimde okuduğum diğer Zambralar kadar içime işlemedi benim. En sevdiğim kitabı olan öykü derlemesi Belgelerim’deki bazı kısacık metinleri çok daha fazla iz bırakmıştır üzerimde. Yazarın muzip ama gündelik, akışkan ama zengin, yalın ama derinlikli dilini çok özlemişim, o ayrı. Epeydir görüşmediğim en yakın arkadaşımla gülüşüyormuşuz gibi hissettim bazı yerleri okurken. Yine de Zambra ile yeni tanışacaklar için doğru adres bu kitap değil bence.

Son not: Saliha Nilüfer iyi ki var ya. Bu nasıl kusursuz bir çeviridir? Müteşekkiriz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Gençlik
Yani… 3. Modiano’m oldu bu ve sevenleri kızmasın, hala kendisine neden Nobel verilmiş olduğunu çözebilmiş değilim. Bir Gençlik, yazarın görece erken dönem eserlerinden. Daha önce okuduğum iki kitabında da (Karanlık Dükkanlar Sokağı ve En Uzağından Unutuşun) en çok aynı şeyi sevmiştim: yazarın atmosfer yaratma becerisi. Olaylardan çok Modiano’nun mekân kurgulama kabiliyeti ve insanı adeta Paris’e ışınlayan tasvirleri kalmıştı bana. Bu kitapta onun izlerini görüyoruz ama diğer eserlerindeki kadar ustalıklı biçimde yapamamış bence. (Ki aslında Karanlık Dükkanlar Sokağı’nı bundan önce yazmış, ilginç.)

Bir Gençlik, yolları Paris’te kesişen Odile ve Louis’in biraz karanlık işlere bulaşarak hayatta kendilerine yer ve yurt bulmaya çalışma hikâyelerini anlatıyor. Ama bence bu kadar küçük bir kitap için gereksiz sayıda çok olay ve karakter yığmış Modiano esere. Epey akıcı, sürükleyici bir kitap, şıp diye okunuyor ama bana 1 ay sonra sorduğunuzda muhtemelen pek bir şey hatırlamıyor olacağım kendisine dair. Yazar bu hikâyeyi niye yazmış, aralara serpiştirdiği ve pek de açıklığa kavuşmayan gizemler ne işe yarıyor, bu öyküden bize ne kalmalı filan… Bu soruların cevabı bende yok.

Yazarın genel olarak kimlik, hafıza, geçmiş ve benlik meselelerini eserlerinin merkezine koyduğunu biliyorum, burada da yine buralarda dolaşıyor ama bu da Bir Gençlik’i iyi bir kitap yapmaya yetmiyor. Bu defa biraz keyifsiz ayrılıyoruz Modiano. Olur öyle bazen.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Artemio Cruz'un Ölümü
Yani, ne diyeyim şimdi ben bu kitap için? Fuentes’e boşuna dâhi demiyoruz, bence az bile diyoruz. Nasıl olabiliyor, böyle yazmak nasıl mümkündür, bu kelimeler nasıl bulunur, nasıl bir araya getirilir, bir insanın yazdığı her şey nasıl aynı zamanda bu kadar lirik ve bu kadar epik olabilir? Böyle kitaplar okuduğumda resmen kendimi büyük bir güce teslim etmiş gibi hissediyorum, harfler gelip her yerime sızıyor, beni ele geçiriyor gibi bir hâl – ve bu hâle nasıl bayılıyorum! Seni çok sevdim Artemio Cruz. Kusurlarını, zavallılığını, acımasızlığını, kötücüllüğünü, pişmanlıklarını, öfkeni, âşık hallerini, gerçekliğini – hepsini çok sevdim. Ölümünle başlayan, doğumunla tamamlanan çemberinden müteşekkil bu kitabı çok sevdim. Terra Nostra denen kutsal kitabın ayak seslerini, ilk izlerini gördüm bazı bölümlerde, iyice bağlandım kitaba. Bir de her Fuentes kitabından sonra söylediğimi söylemeden edemeyeceğim: bence kendisi edebiyatta bugüne dek yazılmış en olağanüstü sevişme sahnelerinin yazarıdır. İnsan bedenlerinin tutkulu ve mahrem anlarını; pornografik olanla erotik olanı öyle bir acayip harmanlayıp öyle hisli ve öyle gerçek yazıyor ki; her seferinde hayranlıktan ne yapacağımı şaşırıyorum. Carlos Fuentes, sana duyduğum tutkuyu tarif edecek kelimeler bende yok. Yok.

Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Işık Bahçeleri
Yani, evet. Maalouf çok iyi bir hikâye anlatıcısı şüphesiz, okurken masal dinler gibi yumuşuyorum, her anlattığında bir mistik hal var, bunlar tamam. Ama yine de bu kitabında mesela Tanios Kayası’ndaki mesela Doğudan Uzakta’daki lezzeti bulamadım. Bir de sanırım ben bu kitabı 15 sene önce filan okumuşum, hatırlar gibi oldum. Okuduğum bir kitabı okuduğum çok vaki değildir, unuttuğuma göre demek ki çok da izi kalmamış. (Kendi unutmuş gitmiş yazara ve kitaba suç atıyor.) Neyse, kolay okunan, kendi halinde bir kitabımızdı diyelim. “Bazen merak ediyorum, sırf Tanrı’yı kötü göstermek için, acaba Şeytan mı yolluyor dinleri yeryüzüne?”

Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sonsuzluğun Tarihi
Yani bazen imkanım olsa da Borges'i karşıma alıp "dedeciğim seni çok seviyorum ama biz senin bildiklerinin binde birini bilen zavallı fanileriz, Allah aşkına bunu gözeterek yaz" diye ağlayarak yalvarabilsem diyorum. Resmen dövdü beni bu kitap ya. Borges'in kısa öyküleri ve şiirleri tamam ama denemeleri sahiden çok zorlayıcı oluyor, her bir cümlede beynimin tüm kıvrımlarını devreye sokmam gerekiyor anlayabilmek için.

"Edebiyatın, felsefenin ve çevirinin kadim sorunlarını Borges bilgeliğinin süzgecinden geçiren çarpıcı bir anlatı" diyor arka kapakta, tam öyle sahiden. Çarptı beni de güzelce. Tamamını anlayamadığım kesin, özellikle kitaba adını da veren Sonsuzluğun Tarihi isimli deneme maşallah doktora tezi gibi bir şey. Platon'un arketiplerinden girip Plotinus'a uzanıyor Borges ve zamanı kavrayışımıza dair acayip karmaşık ve fakat bir o kadar da lezzetli bir resim çiziyor.

İlerleyen bölümlerde burada ortaya koyduğu temel üzerine başka fikirler inşa ediyor; zamanın döngüselliğine dair olan deneme, yaşanan bir şeyin hangi zamanda, hangi yerde, aynı biçimde mi yaşandığına dair yaptığı sorgulamalar ve Nietzsche'nin meşhur bengidönüş teorisi üzerine olan bölümler görece daha anlaşılırdı ve nefisti.

Kitabın geri kalanında ise dilbilim ve çeviriye dair denemeler var, hayatımda ilk kez duyduğum, İzlanda edebiyatının alamet-i farikası Kenning Şiirler bölümünü ve Binbir Gece'nin Avrupa'da yapılmış türlü çevirilerini hem linguistik açıdan hem de kültürel anlamda karşılaştırdığı 2 bölümü çok çok sevdim.

Sonuçta beynimi yaka yaka bir dolu şey öğrendiğim bir kitap oldu Sonsuzluğun Tarihi. Kurmacalarındaki kadar olmasa da Borges'in dili yine pek akışkan, pek eğlenceli elbette.

Şaka maka Borges külliyatını bitirmeme de az kaldı - CV'me filan yazarım artık, zira sahiden 6 senelik Tıp Fakültesi bitirmek gibi bir şey bence. Zor, baya zor. Ama işte seviyoruz ya, çok seviyoruz. Canım Borges.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Csutora & Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikayesi
Yaklaşık 2 yıllık bir aranın ardından, sonunda, yeni bir Sándor Márai geçti elime - ne mutluluk! Dilimize bu kitap dahil çevrilmiş toplam 7 kitabı var kendisinin ve pek çoğunun baskısı dahi bulunmuyor (şükür ki vaktiyle hepsini edinebilmiş ve okumuştum) - oysaki müthiş üretken bir yazar kendisi, keşke diğer metinlerini de dilimizde okuyabilsek, umarım bu çeviri yenilerinin de yolda olduğunun habercisidir diyeyim.

Çok uzun bir giriş oldu, neye. “Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi” alt başlığını taşıyor Marai’nin Csutora romanı. Bir adam (ki kendisi yazar ve insan zaman zaman Marai’nin kendisi mi bu kişi diye düşünüyor zira yazar yazar olduğunu sık sık yineliyor ve okura da sorular soruyor, birlikte düşünmeye davet ediyor) eşine Noel hediyesi olarak bir yavru köpek alıyor. Cins bir köpek olduğu söylenen bu minik yavrunun aslında cins değil melez olduğu zamanla ortaya çıkıyor ve “burjuva” ailemiz bu durumdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik de köpeğin evcilleştirilmeye karşı gösterdiği direnç, özgürlüğüne düşkünlüğü ve kaytısızlığı işleri iyice karmaşık hale getiriyor.

Marai’nin her metnine sinmiştir sınıf perspektifi ve eleştirisi, bu metinde de öyle: aslında bir köpekle kuramadıkları ilişki üzerinden koca bir sınıfı yerin dibine batırıyor yazar. (Cins takıntısı, o sıra yeni moda olmuş “psikanaliz”le ilgili diyaloglar ve köpeği psikanalize götürme önerileri, dışarıdaki algılarına duydukları büyük saplantı vd.) İnsanların Csutora ile yaşadıkları üzerinden insan doğasına, iktidarla ilişkimize, hükmetme arzumuza, egolarımıza, komplekslerimize dair öyle çok şey anlatıyor ki. Aslında bir köpeği anlatıyor gibi gözükürken insanın karanlık yanına dair bir şeyler söyleyen bir roman bu ve Marai’nin bu işte ne kadar mâhir olduğunu önceki romanlarından da biliyoruz.

Ha ama köpeği de çok iyi anlatıyor, orası muhakkak. Kendini bir türlü o eve ait hissedemeyen Csutora’nın duygularını anlattığı bazı yerlerde çok fena oldum, içim parçalandı.

Marai’nin diğer romanları kadar ihtişamlı olmasa da yine de çok güçlü bir metin Csutora. Bitirirken: İnsanları sevmek çok zor sahiden. Keşke sadece köpekleri severek yaşayabilmek mümkün olsa!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Perde Arası / Toplu Eserleri 8
Ya valla salak gibi gözükmek pahasına söylüyorum: Woolf’un bu kitapta ne anlatmak istediğini kesinlikle anlamadım. Kitabın sonunda konuşma yapan rahip karakteri gibi “tam ne amaçladınız” diye sormak istiyorum. İntiharından önce yazdığı son romanı, muhtemelen yeterince düzeltememiş, o nedenle bazı kısımlar havada kalmış gibi geldi. (Belki de hiç yayınlanmamalıydı ama Leonard Woolf benden iyi biliyordur muhtemelen tabii ki.) Evet, nesir her zamanki gibi çok güçlü, bu arada epey de akıcı kitap, okunuyor, akıyor, ama Woolf’un genel kuvvetinde değil kesinlikle. Herhalde şu cümle miydi meselesi: değişik roller oynuyoruz ama aslında hepimiz aynıyız? Bilemiyorum. Neyse. Vaziyet budur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Kadın Bir Ev Bir Roman
Ya valla kimi öykücülerimiz romancılarımız okusun da sıradan bir hikâyeden nasıl edebiyat devşirilir, her cümlenin sonuna ünlem koymadan, kendini ve yazdığını çok da ciddiye almadan nasıl kitap yazılır görsün istiyorum. Üstelik de bunu çok sevdiğim Alman yazar Wilhelm Genazino'nun diğer kitaplarına kıyasla epey zayıf bulduğum "Bir Kadın Bir Ev Bir Roman" kitabı söyletiyor bana.

Genazino'yu genelde orta yaşlı ve yaşı itibariyle geriye dönüp o güne dek yaptıklarını sorgulayan, kafası karışık anlatıcılarıyla biliriz. Bu defaki anlatıcımız 18 yaşında - ancak bir yandan da değil sanki. 18 yaşında birinin ağzından yazmayı pek de başaramamış gibi yazar; o yaşta biri için fazla derinlikli düşünüyor anlatıcı, bir ergenin sahip olabileceğinden çok daha fazla bütünlüklü bakma, çerçeveleme ve analiz etme yeteneğine sahip ve bir süre sonra ikna edici olmamaya başlıyor.

Karakterimiz liseyi yarım bırakmış ve yarı zamanlı olarak işçilik ve gazetecilik yapan bir genç. Aslında bir roman yazmak istiyor, "bir kadına, bir eve ve bir romana" ihtiyacı olduğunu tespit etmiş, kitabın adı da buradan geliyor. Yaptığı işler sayesinde yeni insanlarla tanışmasını, hayatta kendisine neyin iyi neyin kötü geldiğini keşfetme sürecini, kibir ve vicdanla ilk ilişkilenmelerini okuyoruz. (Buralar bence çok güzeldi.) Genazino'nun diğer kitaplarından bildiğimiz gözlemciliğini bu kitapta da görmek mümkün ama diğer eserlerindeki kadar etkileyici biçimde bakamıyor bence karakterlerinin türlü hallerine.

Tatlı, iddiasız, yer yer anlatımı epey doyurucu olan, yer yer biraz yavan kalan bir metin bu ama başta söylediğime geleyim; iddiasızlığıyla barışıklığı bence çok lezzetli; bizim edebiyatımızda arayıp da bulamadığım şey tam da bu işte. Ben severek okudum zira Genazino'yu özlemiştim ama Aşk Aptallığı, O Gün İçin Bir Şemsiye yahut Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'un tadını bulamadığımı belirtmem lazım. Yine de Genazino candır bence, canımızdır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir