Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmiş ve Şimdinin Sınırlarında Bir Yolculuk
Kapka Kassabova'dan çocukluğunu da kapsayan şahane bir anlatı daha. İlk sayfalarına çizilmiş harita, yıllar sonra yurda dönen Kapka'nın yapacağı bu dairesel yolculuğuna ışık tutarken, okuruna da daha en başından coğrafi ve kültürel bir teminat veriyor. Meraklı ve bir o kadar objektif bir metin diyebiliriz İsimsiz Sokak için. Kapka'nın çocukluğu ile şimdiki hali arasında gidip gelen bu sürükleyici kitap, Bulgaristan'ı ve geçmişini merak edenleri çetin bir döneme tanıklık etmeye çağırıyor.

İsimsiz Sokak adlı kitabında; siyasi rejimlerin, yönetimlerin, Çernobil faciasının, mübadelelerin, politikaların başta olmak üzere ulusal ve küresel çaptaki olayların insanları nasıl etkilediğini anlatıyor sözünü sakınmayan yazar. Kültürel etkileşim kitabın her sayfasında kendini belli ediyor. Uğradığı yerlerde tanıştığı insanlarla olan diyaloglarını tarafsızca ve edebi bir biçimde aktarıyor. Çoğu zaman Bulgaristan'ın sınırlarındaki metruk köylere de yolu düşüyor. Buralardan okuruna belgesel niteliğinde enteresan kesitler sunuyor.

Kaleminden Balkan ruhu aktığını söylemek hiç yanlış olmaz. Belki de anlatıları bu yüzden daha bir içten geliyor. Bulgaristan'da başlayan yaşamını Yeni Zelanda ve ardından İskoçya'da sürdüren yazar, kendisi gibi yurdundan uzak yaşayan ve hatta yurdunda bir yabancı gibi yaşayan insanların hayatlarına da bir bakış sunuyor. Kendini "dünya vatandaşı" değil de "dünyalı" bir ruh olarak tanımlayan Kassabova'nın metinleri özgün ve samimi. Tarihe, kültüre ve değişime açılan 318 sayfalık bir kapı. İlgilisine keyifli bir yolculuk olacağına inanıyorum.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sıra dışı bir yazar, sıra dışı bir hayat
Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Thomas Mann, meğer ailenin edebiyat ve sanat alanındaki tek yetenekli kişisi değilmiş. Ağabeyi Heinrich Mann bir yana oğlu Klaus Mann de oldukça yetenekli bir edebiyatçıymış. Bunu okuduğum bu eserde farketmemem mümkün değildi.

Eserimiz Klaus Mann'in otobiyografik yapıtıdır. Yaşadıklarını gerçekçi bir üslupla bize yansıtıyor. Sanki o dönemde yaşamışsınız gibi hissedebiliyorsunuz kendinizi. Klaus Mann’ın yaşadığı dönem çalkantılarla doludur. İki büyük dünya savaşını bizzat yaşamıştır. Ki kitapta 1. Dünya Savaşı’nın sonuçları ve getirileri ile 2. Dünya Savaşı öncesinin derin siyasi çekişmelerini de az çok farkediyorsunuz.

Klaus Mann'ın Almanya ve tüm Avrupa’da sanat alanında devrimlere sahne olan bu dönemde, içinde yaşadığı aile evinin sanatçılar ve çağının entelektüelleriyle dolu ortamından nasıl etkilendiğini, topluma yön veren düşünce adamları ve edebiyatçıların yer aldığı, babasının dostlarından oluşan bu topluluk onun ilk çocukluk çağlarından itibaren seçkin bir sanat ve fikir ortamında büyüdüğünü görüyoruz.

Kendi kardeşleri ve komşu ailelerin çocuklarıyla kurduğu tiyatro toplulukları aracılığıyla sahneledikleri oyunlardan da sık sık bahsetmiştir K. Mann. Kurdukları “Alman Mimcileri Amatör Birliği”nin defterine kaydettikleri bilgiler, hem onun hem de arkadaşlarının bu etkinliği ne kadar ciddiye aldıklarını göstermektedir: “Amatör birlik 1 Ocak 1919 günü Erika ve Klaus Mann ve Ricki Hallgarten tarafından kuruldu. Amacı tiyatro oyunlarını sergilemektir. Oybirliğiyle Erika ve Klaus Mann başkanlığa seçildiler ve Ricki Hallgarten de metin yazarı ve kasiyer olarak görevlendirildi. Diğer üyeler geçici olarak sadece Golo ve Monika Mann. Gösterilerde giriş ücreti talep edilmeyecektir. Sadece genel masraflar için kasa yerine bir bağış kutusu konabilecektir. İlk oyun olarak von Körner’in Gouvernante (Mürebbiye) adlı eseri seçilmiştir." (s.80)

Klaus Mann sekiz yaşında iken 1.Dünya Savaşı patlak verir. Bu dönem Mann ailesinin herkes gibi savaştan etkilenmesine neden olur. Belki de ilk kez Klaus ve kardeşleri maddi imkânsızlıklarla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aynı dönem hem Klaus hem diğer aile bireyleri için hastalıklarla geçer. Öyle ki onun deyimiyle ölümün gölgesi onu sıyırıp geçmiştir.

Berlin ve Münih gecelerindeki kaçamakları, 1923 yılından itibaren Almanya’yı kasıp kavuran, insanları bir gece yoksul hale getiren enflasyon dalgasına rağmen azalmamış, oldukça becerikli bir iş adamı olan arkadaşları sayesinde bir bohem hayatı yaşamışlardır. Henüz genç olan ve siyasi olarak belirgin bir yönelime sahip olmayan yazar, günlerini gece kulüplerinde arkadaşlarının düzenlediği partilerde geçirme alışkanlığı edinmiştir. Hatta intihar fikirleri de çok ilginçtir ve bunu da sanki çok doğal bir şeymiş gibi bize sunuyor.

Ben eseri çok başarılı buldum. Belki çoğu insan "aman bana ne başkasının hayatından, okuyup niye vakit harcayayım" diye düşünebilir. Demeyin a dostlar. Böyle sıradışı yazarları okumaya değer bazı anlar.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sağ Kalan Çocuk
Merhaba sevgili kitap dostları, bu yazımda size Harry Potter ve Sırlar Odası kitabı hakkındaki düşüncelerimi, yorumlarımı anlatmaya çalışacağım.

Serinin ilk kitabında Harry bir büyücü olduğunu öğreniyordu, ardından Hogwarts'a kayıt oluyor ve hem arkadaş ediniyor hem de büyüler öğreniyordu. Ailesinin katili Lord Voldemort'u tanıyor ve hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışıyordu. Arkadaşları Ron ve Hermione ile bazı maceralara giriyordu. Kitabın son kısmında ise Karanlık Lord ile bir kez karşılaşıyor ve ikinci kez onu mağlup ediyordu.

Serinin ikinci kitabı yine ilki gibi Privet Drive dört numarada başlar. Kahramanlarımız artık 2. sınıftır. Karanlık Lord kanlı canlı ortada yoktur ancak hizmetkarları sayesinde yeni bir kötülük hazırlamıştır. Harry ve arkadaşları kendilerine karşı hazırlanan komplodan sağ kurtulmaya çalışır.

Filmi izleyenler kitabı okurken aslında ne kadar fazla bölümün filmde yer almadığını fark edecekler. 3. bölümde (Kovuk) Harry Ronlarda kalırken evdeki sihirli eşyalar ve bahçelerdeki yercüceleri kısmı, 8. bölümde (Ölüm Günü Partisi) Nerdeyse Kafasız Nick'in ölüm günü partisi, 9. bölümde (Duvardaki Yazı) sihir tarihi profesörü Binns'in sırlar odası hakkında sınıfa verdiği bilgiler gibi bazı bölümler filmde hiç yer almadı veya değiştirilerek yer aldı. Kitabı okuduğunuz vakit aslında hikayenin başka kısımları olduğunu ve filmlerin bazı noktalarda nasıl kitaptan ayrıldığını daha iyi göreceksiniz.

Harry Potter hayranı olarak Felsefe Taşı'nı bir solukta okuduğum gibi bu kitabı da bir solukta çabucak bitirdim. Çocuk kitabı gibi görünse de Harry Potter herkese hitap ediyor ve bu büyülü dünya okuyan herkesi kendine çekiyor.

Hepinize keyifli okumalar dilerim. Muziplik tamamlandı!
Yanıtla
16
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bir baba oğul hikayesi...
Hayatlarının çoğu bölümünde geleceği çok düşünmeden, günü yaşayıp kısa süreli mutlulukları yaşam biçimi haline getiren bir kadın ve bir erkeğin tanıştıktan bir süre sonra, çok da derin düşünmeden, önce evlenmesi ardından da bir çocuk sahibi olmasıyla başlıyor hikaye. Bebeğin doğumunun ardından kendini aşırı kısıtlanmış ve bıkmış hisseden anne Joanna, artık dayanamayacağını düşündüğü bir noktada çocuğunu ve eşini bırakarak evden ayrılıyor. İlk zamanlarda bu durumu kabul edemeyen baba Ted, biraz bocalasa da daha sonra ayrılığı kabullenerek oğlu Billy'e iyi bir baba olmak ve hayatını bir düzene sokmak için çabalamaya başlıyor. Bir süre sonra annenin değiştiğini öne sürerek geri dönmesi ve oğlunun velayetini almak istemesiyle de mahkeme süreci başlıyor: "Kramer Kramer'e Karşı!"

Kitap genel olarak 3 ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm, hayatta çok ciddi bir amacı olmadan yaşamak isteyen insanların evlenip çocuk sahibi olma süreci ve çocuğun evliliği farklı bir biçime dönüştürmesi; ikinci bölüm, annenin evi terk etmesi sonrasında çocuğu ile yalnız kalan bir babanın hem bu duruma hem de tek başına oğlunu yetiştirme konusuna uyum sağlama süreci; üçüncü bölüm ise annenin geri dönmesi ve velayet davasının başlaması süreci.

Kitabın en etkileyici bölümü babanın yeni hayatına alışma süreci ve bu süreçte özel hayatı ile çocuğu arasında denge kurma çabası. Kitapta genel olarak aile kurmanın zorlukları, çocuğun eşler arasındaki evlilik kavramına farklı bir boyut getirmesi ve eşler arasındaki ayrılığın kendilerine ve çocuklarına etkisi anlatılıyor.

Edebi anlamda çok zengin olmasa da, konusu itibariyle akıcı bir anlatıma sahip güzel bir roman. Kitabın sonunda beklenen bir son olacağını düşünürken son anda yazar, sanırım okuyucularını üzmemek adına, hikayeyi farklı bir şekilde bitiriyor.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  5
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyülü Bir Okul
Merhaba sevgili kitapyurdu okuyucuları, bu yazımda size 7 kitaplık muhteşem Harry Potter serisinin ilk kitabı olan Harry Potter Ve Felsefe Taşı'nı yorumlamaya çalışacağım.

Yazar Joanne Kathleen Rowling, eşinden boşanmanın ve annesinin ölümü üzerine derin bir depresyon sürecine girmişti. Zaman zaman intihar etmeyi düşündüğünü bile söylüyor. Manchester'dan Londra'ya yaptığı tren yolculuğunda Harry Potter fikri aklına gelir. Yanında kağıt kalemi olmadığı için kitabı kafasında tasarlamaya başlar. Aradan geçen 5 yıl içerisinde kitabı tamamlar ve basılması için yayınevlerine gönderir. Hayatında yaşadığı zorluklar basım esnasında da kendisini gösterir. Tam 12 yayınevi kitabı basmayı reddeder. En son kitabı yayınlayacak olan bir yayınevinin sahibinin küçük kızı hikayeyi okur, beğenir ve Harry Potter efsanesi yayınlanır.

Annesi-babası karanlık büyücü Lord Voldemort tarafından öldürülen Harry, 11. yaş gününe kadar muggle teyzesinde kalır. Teyzesi ve eniştesi onu tamamen normal bir şekilde yetiştirir ve büyünün olmadığına inandırmaya çalışır. Fakat, Harry büyüdükçe bazı sıra dışı özellikleri olduğunu fark eder ancak bunları nasıl gerçekleştirdiğini anlayamaz. Sonrasında Harry'e Hogwarts mektupları gelir. Teyzesi ve eniştesi bu mektupları Harry almadan önce ele geçirir ve yok eder. Ardından okulun anahtarlardan sorumlu görevlisi Hagrid gelir, Harry'e bütün gerçeği ve onun büyücü olduğunu söyler. Harry Hagrid'le okul alışverişine çıkar ve 1 Eylül günü onu okula götürecek Hogwarts Express'e binmek üzere King's Cross tren istasyonuna gider. Harry trende sonraki 7 yıl boyunca bütün maceralarında ona arkadaşlık edeceği Ron ve Hermione ile tanışır. Okula varırlar ve sonrasında maceralar gelişmeye başlar. Ben bu yazıda kitabın geniş bir özetinden ziyade, neden film yerine kitabı okumalıyız ondan bahsetmek istiyorum.

Filmi veya dizisi çekilmiş neredeyse bütün kitaplar için klişe bir doğru vardır. Kitap her zaman film/diziden daha iyidir. Bu genelleme Harry Potter kitapları için de doğru sayılabilir. Tabii ki filmde bazı bölümler, kitapta olmayan bazı sahneler veya orjinalinden değişitirilip uyarlanan bazı kısımlar bize daha hoş görünebilir. Harry Potter serisinde de bunlardan bolca var. Bana göre, serinin 3. filmi olan Azkaban Tutsağı, kitaptaki kurgudan en fazla ayrılan, değiştirilen film olmasına rağmen yönetmenin yaptığı ustaca değişikliklerden etkilendim ve filmi de en az kitabı kadar beğendim. Yine de bunu her film ve her sahne için söylemem mümkün değil.

Birinci kitabı okumaya başladığınız andan itibaren aslında filmden farklı bir hikaye okuduğunuzu hissediyorsunuz. İlk bölümünden başlayan bu farklılıklar kitap ilerledikçe derinleşiyor. Fazla detay verip okurken alacağınız tadı kaçırmak istemiyorum ancak beni en çok etkileyen üç kısmı sizinle paylaşmak istiyorum. Birinci kısım Harry ile Malfoy'un tanışma anı. Filmde bu ikili okula kadar birbirlerini görmüyorlar bile. Ancak kitapta daha farklı bir tanışma sahnesi var. İkincisi kitabın final bölümünden bir sahne. Harry, Ron ve Hermione felsefe taşına ulaşmak için bir dizi zorlu görevlerden geçiyor. Filmde de bu görevlerin bazıları aynen aktarılmış ancak en sonunda bir tanesi var ki yönetmen bunu filme eklemeyi tercih etmemiş. Ve son olarak diğer bütün filmler için de geçerli olan, Harry Potter hayranlarının filmler boyunca yaşadığı en büyük hayal kırıklığı olan Peevees'in filmlerde olmayışı. Peevees Hogwarts'ın bir hayaleti. Diğer hayalet karakterler varken belki de en eğlencelisi, en ilginci Peevees yok.

Son olarak bu sihirli dünyayı daha iyi anlamak, bu eğlenceli hayal dünyasına bir de kitapların gözünden bakmak için Harry Potter serisini mutlaka okuyun. Hepinize keyifli okumalar dilerim, esen kalın. Muziplik tamamlandı.
Yanıtla
54
8
Destekliyorum  15
Bildir
Yanıtları Göster
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Her kim ki hâlâ yaşıyordur, o halde umutlanmak için bir sebebi vardır.”
Varoluşçu terapinin önemli isimlerinden olan Viktor E. Frankl, “Üçüncü Viyana Psikoterapi Okulu” olarak bilinen logoterapinin kurucusudur. 1945’te yazdığı bu eseri isimsiz olarak yayımlamaya karar verse de, yeterli ilgiyi göremeyeceğinden dolayı arkadaşlarının da etkisiyle adını yazmaya karar verir.

"İnsanın Anlam Arayışı" üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm aslında yazarın otobiyografik öyküsüdür. II. Dünya savaşı sırasında Auschwitz’te kendisinin de içinde bulunduğu Nazi toplama kamplarında yaşananları bir psikoterapist olarak insanlara aktarıyor. Viktor E. Frankl kız kardeşi hariç tüm ailesini kaybettiği bu kamplardaki yaşamı gözler önüne seriyor. Aslında, ilk bölüm kısaca ‘Toplama kampında tutsak olan bir insan için hayat nasıldır?’ sorusuna cevap veriyor.

İlk bölümü okuyan kişiler, yaşama devam edenlerin bunu nasıl başardığını merak edecektir. Bu sebeple, ikinci bölümde bir psikoterapist olarak kamplarda yaşayan ve hayatta kalmayı başaran yazarın, kendisi de dahil insanların bunu nasıl başardığını bilimsel açıklamasıyla görüyoruz. İşte bu bölümde logoterapiye göre hayatın anlamını nasıl keşfedebileceğimizi anlatıyor. En kötü şartlarda bile hayatta kalmayı başaranların örneklerini veriyor.

Üçüncü bölüm 'Trajik İyimserlik Lehine' adlı bölümdür. Yazar burada acı, suçluluk ve ölüm üçlüsüne rağmen hayata evet diyebilmenin nasıl mümkün olduğunu açıklıyor.

Kitaba ayrıntılı bakacak olursak, büyük bir bölümünü birinci bölümdeki yazarın toplama kamplarındaki tutsaklığı sırasında yaşadıkları oluşturuyor. Her ne kadar kendi tutsaklığı halinde etkili gözlem yapabilmiş midir diye düşünülse de, yaşanan şeyleri dışarıdan bir insanın yeterince anlaması mümkün olamayacağından dolayı kendisi anlatmayı uygun bulmuş. İlk bölüm, çoğunluk gibi beni de daha çok etkilediği için üzerinde durmak istiyorum.

Yazar, kamp süresini üç evreye ayırıyor: Getirilişinin ardından başlayan evre, kamp rutinine uyum sağladığı evre, özgürleşmenin ardından gelen evre. Kampa getiriliş evresinde SS güçlerinin etkisi görülüyor. Tutsakların isimleriyle değil de numaralarıyla çağırılması, kuvvetlerine göre sınıflandırılması, güçsüz olanların ölüm fermanının verilmesini görüyoruz. Binlerce insanın ancak yüzlerce insanın sığacağı yerlere konulması, tuğlalar üzerinde birbirine sarılan insanların ağır şartlarda çok az bir beslenmeyle hayatta kalma çabalarını okuyoruz. Özellikle başlarındaki görevli gardiyanların sadistlerden seçilmesi, onların en küçük merhametlerine bile muhtaç olmaları, insanın insana verebileceği zararı göstermesi açısından önemliydi. İlginç olan şeylerden biri ise, tutsağın ne tür bir insana dönüştüğü kamp etkisinden ziyade içsel bir kararın sonucu olduğudur. “İnsan onuru toplama kamplarında bile korunabilir.” (s.77) Tabi ki yazarın itirafına göre çok az insan bunu başarabildi. Ancak, hayatın anlamını kavramak için tek bir örneğin bile yeterli olduğunu düşünmektedir.

Tutsakları ölüme sürükleyen, yıkıcı etki yapan şeylerden biri de, aslında tutsaklığın ne kadar süreceğini bilmemeleri hatta sınırsız olmasaydı. Bu durum onları geleceksiz ve hedefsiz hale getirmekteydi. “Zamansal olarak tutsaklık süresinin sınırsızlığı, mekânsal olaraksa hapsedilen yerlerin dar sınırları” durumu anlatan güzel bir vurgudur. Verilen örneklere bakılırsa, tutsakların kurtulacağını düşündüğü zamanlarda istedikleri sonuca ulaşamamaları da ölüm oranlarını arttırıyor. Şartların zorluğu ölüm oranının artmasını açıklamada yeterli olmadığı gibi hayal kırıklığının da bu durumu etkilediğini görüyoruz.

Günümüzde insanların birçoğu araştırmalara göre hayatında anlam arayışı içinde. Ancak, hayatın anlamını ilişkin sorunun cevabı logoterapiye göre herkeste aynı değildir. Tutsaklara bakıldığında onları hayata bağlayan şey kimisinde aile, çocuk olabilirken kimisinde yarım kalmış çalışmalar olabiliyordu. (Yazarı hayata bağlayan şeylerden biri de yarım kalmış çalışmasıydı.)

Tutsaklığın son evresi yani özgürlüğe kavuşma evresiydi. Kamplardan serbest bırakılmış olsalar bile kendilerini dünyaya ait hissetmiyorlardı. Hayattan keyif almayı bile yeniden öğrenmeleri gerekiyordu. Beni etkileyen yerlerden biri de, umudunu yitirmeyip hayatta kalmayı başaranların eski yaşamlarına döndüklerinde yaşadığı hayal kırıklığıydı. Hiçbir şey bıraktıkları gibi değildi. Istırabın bittiğini düşünen tutsaklar artık ıstırabın sınırı olmadığını öğrenmişlerdi.

"İnsanın Anlam Arayışı" hayatın anlamını keşfetmek ve logoterapiyle ilgili başlangıç aşamasında okuma yapmak isteyenler için iyi bir kitap olabilir.

Nietzsche’den bir alıntıyla yorumumu bitirebilirim. “Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.”

Herkese iyi okumalar.
Yanıtla
73
20
Destekliyorum  11
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bülbülü Öldürmek Günahtır!
Irkçılık insanlık tarihiyle başlayan ve günümüzde de devam eden bir hastalıktır. Dil, din, ırk, milliyet, mezhep, cinsiyet, cinsel yönelim gibi birçok alanda görülebilir. Bülbülü Öldürmek kitabı da, temele ırkçılığı alıp bunun yanında adalet, eşitlik, özgürlük, büyümek, gelişmek gibi kavramları Scout adlı küçük bir kızın gözünden okuyuculara aktarır.

Kitabın konusunu oluşturan olaylar örgüsü, 1930 yılının Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı Alabama eyaletinin Maycomb kasabasında geçer. Kitabı iki bölüm halinde incelediğimizde birinci bölümde Scout ve abisi Jem'in Dill adlı arkadaşları ile tanışması, üçünün bir yaz tatilini beraber geçirmesi ve okulun açılması sürecinden oluşur. İkinci bölümde Scout'un gözünden, tecavüz suçlamasından yargılanan siyahi bir vatandaşı savunan avukat olan babası Atticus'un yaşadıkları, kasabalının onlara karşı tutumu ve abisinin büyümesi, ergenlik dönemine girmesi yer alır.

Kitabı ilk kez üniversitede okumuştum ve o anki düşüncem şuydu; bu kitap okullarda öğrencilere okutulmalı ve anlaşılması sağlanmalı. Aradan geçen zamanda düşüncelerim değişmedi; ancak zaman kitaptan çıkardığım anlamların çeşitlenmesini sağladı. Belki çoğumuz kitabı okurken kendimizi Atticus'un yerine koymakta zorluk çekmiyoruz. Ülkemiz, Avrupa ve A.B.D.'ye kıyasla renk ayrımına yönelik ırkçılıkta başarılı bir konumda yer alıyor. Bu noktada okuyucular kolaylıkla Atticus ile özdeşleşebiliyor. Ancak okurken Tom Robinson'un bir Alevi olduğunu ya da Kürt olduğu veya eşcinsel bir birey düşünürsek yine aynı değer yargılarıyla Atticus gibi davranabilir miyiz? İşte zamanla düşüncelerim bu sorular etrafında çeşitlendi.

Kitap okurken altını çizeceğiniz güzel cümlelerin olmasını istiyorsanız, sosyal medya hesabınızdan güzel bir paylaşım yapayım diyorsanız bu kitapta hoşunuza gidecek hem edebi anlamda hem de derin anlamları olan birçok cümle ile karşılaşacaksınız. Yazımı kitaptan aldığım şu güzel alıntı ile bitirmek istiyorum. "Basit bir sır öğrenirsen her türlü insanla anlaşman kolaylaşır. Bir insanı anlayabilmek için, o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin..."

Hepinize keyifli okumalar...
Yanıtla
23
7
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kızılderilileri Yakından Tanımak
Normalde kurgu dışındaki eserleri okurken belli bir tıkanma payını göze alarak başlarım. Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri ise 300 sayfa boyunca akıcı bir şekilde ilerlediğinden hem şaşırdım hem de sevindim. Gerek araştırmacı yazarları, gerekse çevirmen ve yayınevi bu konuda titiz çalışmış belli ki. Emeklerine sağlık.

Kızılderililer hakkında genel hatlarıyla okuruna bilgi sunan bu kitapta her şeyden azar azar var. Kökenleri, kabileler, nerelerde nasıl yaşadıkları, üretim ve tüketimleri, savaşçılar, manevi ritüeller, sanat gibi birçok konuyu içeriyor. Kızılderililerin kültür, gelenek ve yaşam tarzları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için derli toplu bir kitap. Daha önce Kızılderililerle alakalı okumalar yapmamış biri olarak benim için besleyici bir başlangıç kitabı olduğunu söylemeliyim. Okurken aynı zamanda Avrupa’dan gelen işgalcilere, koloni dönemlerine, A.B.D.’nin kurulma sürecine de tarihteki savaşlarla ve işgallerle tanıklık ediyoruz. Ayrıca kitap Kızılderililerin günümüzdeki durumlarına da çok kısa da olsa değinmekte.

Kitabın sonlarına doğru yer alan ek kısımdaki çizimler de epey bilgilendirici, okura müze geziyormuş hissi veriyor. Runik Kitap'ın bu bilgilendirici serisini seviyorum. Meraklısına öneririm.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı Katındaydı.."
Umberto Eco, kuşkusuz, ülkemizde en çok okunan yazarlardan biridir. Kendisini birçoğumuz romanları ile tanımış olsa da özellikle "Orta Çağ estetiği" ve "semiyotik/göstergebilim" konularında da uzman olduğunu hatırlatmamız gerek. Tüm bunların yanında, yine birçoğumuzun bildiği gibi, çok ciddi editörlük çalışmaları da bulunmaktadır ki bu çalışmaların bazıları ülkemizde de yayınlanmış bulunuyor.

"Gülün Adı" Umberto Eco'nun romancılığı ile tanışma fırsatı bulduğum ilk eseriydi ve birçok kez kendimi içerisinde bulunduğum "geç kalmışlık" hissini bu kitabın satırlarını okurken de yaşadığımı itiraf etmeliyim. Kitap o kadar akıcı ve muhteşem bir kurguya sahipti ki 700 küsür sayfalık kitabın nasıl bittiğini anlayamadım. Sanıyorum bu iştahın bir sebebi de kaliteli çeviri olacak, çünkü kitabın çeviri olduğu gerçeğini unuttuğum zamanlar oldu. Yeri gelmişken çevirmen "Şadan Karadeniz"e teşekkürlerimizi sunmayı unutmayalım!

Romanımızın (ne kadar da çabuk sahipleniyorum!) zaman, mekân ve olay kurgusu olarak; Orta Çağ'da bir "Benedikten Manastır’ında” yaşanan birden çok cinayeti konu edindiğini ve tüm bunların harmanlanması ile ortaya çıkan bir Orta Çağ polisiyesi olduğunu söyleyelim. Aynı zamanda romanın geçtiği zaman diliminin Papalık ile İmparatorluk arasında ciddi problemlerin yaşandığı ve özellikle Kilise’de bazı değişimlerin ve ciddi yozlaşmaların (s.389) yaşandığı tarihlere denk getirildiğini ifade edelim. Ana karakterimiz olan William’ı belki bu değişimin bir ürünü olarak görmek çok da mantıksız olmaz. Bu anlamda Orta Çağ Avrupa'sı, tarihi ve Hristiyan yaşamına dair (özellikle keşiş ve rahip gibi görevlilerin gündelik hayatı vb.) muhteşem detaylar (Orta Çağ’da bir Manastır’ın yeme içme kültürüne dair s.147’de verilen anlatı gibi) ve bilgiler sunulduğunu ifade edebilirim. Elbette kitap tür olarak bir Roman olduğundan yukarıda bahsi geçen tarihi arka plan tüm bölümlere yedirilmiş vaziyettedir. Özellikle kitap ve muhtevası hakkında, Şadan Karadeniz’in, giriş yazısını (s.15-19) es geçmemenizi öneririm. Tekrar Manastır’a gelecek olursak, mekân o kadar iyi betimlenmiş ki (kitabın içerisinde Manastır'a ait mimari bir plan da bulunuyor s.12-13) gerçekten oradaymış gibi hissediyorsunuz. Elbette bu durum anlatımın gücünü de gözler önüne sermesi noktasında önemli. Ayrıca, yanlış bilmiyorsam, burada geçen Manastır bir kurgu değil, yani mekânımız gerçek ve günün birinde görme şansımız olabilir! Romanın içeriği ile alakalı olarak son birkaç naçizane yorum daha yapacak olursam; kitabın bölüm yerine "gün" şeklinde (1. Gün vb.) gittiğini ve bu tercihin çok ilgi çekici olup, merak uyandırdığını söyleyebilirim. Ayrıca hemen her sayfasında Latince deyişlere rasgelebilirsiniz. Önemli bir hatırlatma olarak, okumayı kolaylaştırması ve daha yararlı bir hale getirmesi adına yanınızda bir sözlük bulundurmanız faydalı olabilir. Yazar "sanat" ve "mimari" ile alakalı bazı terimleri (s.53’de geçen “aedificium” vb) kitap içerisinde bolca kullanıyor ve sözlük bu noktada işinize yarayacaktır.

Son olarak kitabın, başrollerde 2020'nin sonlarında hayatını kaybeden Sean Connery'in de olduğu, bir film uyarlamasının da (1986) olduğunu ekleyelim. Ancak, kitabı okuduktan sonra filmini izlemenizi tavsiye ederim (tüm kitaptan uyarlanma filmler için bu yorumum geçerlidir). Can Yayınları'na, Şadan Karadeniz'e ve kitabı bizlere ulaştıran kitapyurdu ekibine çok teşekkür ediyorum.

Herkese bol kitaplı, sağlıklı günler!
Yanıtla
45
9
Destekliyorum  3
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman
Felsefe dersi birçok öğrenci için sıkıcı, anlaşılmaz, keyifsiz geçen bir ders olmuştur. Bunun sebepleri arasında felsefe dersinin işleniş şekli, öğretmenlerin tutumu, üst sınıflardan gelen kulaktan dolma yanlış bilgiler olabilir. Bu durum, sadece bizim ülkemizde değil başka ülkelerde de gözlenen bir durum olacak ki; Norveçli yazar Jostein Gaarder da bu sorunun çözümü için elini taşın altına koymuş ve Sofie'nin Dünyası'nı yazmış. Çevrildiği her dilde satış rekorları kıran Sofie'nin Dünyası; öğrencilerin felsefeyi sevmesini, kendilerini geliştirmelerini, doğru bildiğini sandığı yanlışları düzeltmesini vb. daha birçok olumlu etkiyi sağlamıştır.

Onbeşinci yaş gününü kutlamak için gün sayan Sofie, kendisine gönderilen mektuptaki küçük notu okuduğunda farklı bir dünyaya adım atar. Böylece, mitlerle felsefe tarihi başlar. Ardından Eski Yunan, Ortaçağ, modern felsefe ve yakın dönem felsefe hareketleri ile devam eder. En sonunda gizemli mektupların sahibi ve Sofie'nin hayal dünyasıyla kitap sona erer.

Kitaba ilk defa lisede başlamıştım ancak derslerin yoğunluğundan dolayı devam edememiştim. Üniversitede ikinci kez başladım ve bu kez kararlı bir şekilde okuyup kitabı bitirdim. Kitap üslup olarak akıcı ve sade. Giriş düzeyinde bir felsefe bilgisi veren kitap, derslerden duyduğumuz isimlerin yanı sıra bilmediğimiz felsefecileri de içeriyor.

Okuduktan sonra yanlış bildiğim, eksik bildiğim ya da anlamadığım birçok konuyu daha iyi anladım. İlk defa duyduğum ve ilgimi çeken konuları daha detaylı araştırdım. Bu araştırmalar neticesinde yeni kitaplar okumaya yöneldim. Sofie'nin Dünyası, felsefeye ilgi duyanlara kapıları sonuna kadar açıyor.

Son olarak kitapla ilgili kişisel değerlendirmemi yaparak yazımı sonlandırayım. Kitabı çok beğendim. En çok beğendim kısımlar Sokrates, Kant ve Freud bölümleriydi. Felsefeye ilgisi olanların okuması gerektiği gibi; felsefeye karşı ön yargısı olan, bazı noktalardan ilgi duyan ama gözü korkan kişilerin de okumasını önerdiğim bir kitaptır kendisi. Kitaplığınızda bulunması gerektiğini düşünüyorum. Umarım siz de okuduktan sonra kitabı beğenir ve sevdiklerinize önerirsiniz.

Keyifli okumalar...
Yanıtla
39
7
Destekliyorum  5
Bildir