Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaşlar ve Bireyler
Sis ve Ay Işığı, Meşa Selimoviç ile tanışma kitabım oldu. Karakterlerin savaşın içindeki mevcudiyetleri ve ruh halleri ile okunan güzel bir roman.

Anlatıcı mütemadiyen değiştiği için yakalamak bazen zor olsa da kitap, okurunu hikayeden koparmıyor. Betimlemelerini sevdim. Duyulara ve duygulara hitap ediyor. Bolca diyalog var.

Savaş zamanında bir köy, bu köyün biraz dışında bir ev, evi yolgeçen hanına dönmüş Yovan, başkalarının ne düşündüğüne aldırmadan yaşayıp giden karısı Luba ve Luba’nın pek de bilinmeyen bir geçmişte -şehirde- saklı sevgilisinin hayali etrafında dönen gerçekçi bir hikayeye tanık oluyoruz.

Belirsizliğin ve savaşın insanlar, topraklar üzerindeki yıkıcı etkisini gösteriyor. Süresiz bir bekleyiş ve bilinmeyenin beraberinde getirdiği tekinsiz, ürpertici havayı solutuyor bize. Çoktan kabullenilmiş bir huzursuzluk içinde aheste biçimde bekleyen insanları okuyoruz.

Yüzleşmeler, iç hesaplaşmalar, hiç dile gelmemişler, bir daha asla söylenemeyecekler bekliyor bizi.

Başlarda anlatıcı değişikliğini kavramak ve karakterleri ayırt etmek pek kolay olmasa da, hikaye ilerledikçe karakterler belirginleşerek daha net ve keyifli bir okuma deneyimi yaşattı.

Bir film izler gibi, gerçek bir hikayeye tanıklık eder gibi akıp gidiyor 142 sayfalık bu roman. Ben etkilendim, öneririm.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ben, Kirke
1978 doğumlu Madeline Miller; Brown Üniversitesi “Klasikler” bölümünde hem Lisans hem de Yüksek Lisans eğitimini tamamlamış, yazarlığı kadar uzmanlığıyla da dikkat çeken bir isimdir. Lise düzeyinde öğrenciler için “Yunanca, Latince ve Shakespeare” dersleri veren bir öğretmen olduğunu da hatırlatmakta fayda var. İlk eseri olan “The Song of Achilles / Akhilleus’un Şarkısı” 2011’de kaleme alınmış ve 2 sene sonra da dilimize kazandırılmıştır. Daha sonra, 2018’de, “Circe / Ben Kirke” romanını yazmış ve sanıyorum ki yıldızı da bu eser ile parlamıştır.

Kitabı Homeros ve Hesiodos’un (ya da belki erken Greek yazımının) bir yeniden okuması olarak görmek mümkün olabilir. Yukarıdaki isimleri okurken üzerinde çok fazla durmadığımız, daha çok yan karakterlere odaklanan bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. “Akhilleus’un Şarkısı” adlı kitabı okuyan arkadaşlar “Patroklos” ve “Briseis” odağını fark etmiş olacaktır. Dolayısıyla yazarın kıyıda köşede kalmış isimleri, kalemiyle sahneye çağırdığını ve bunu muhteşem bir kurgu ve arka plan bilgisi ile harmanladığını söylesek herhalde çokta yanılmış olmayız.

Özünde kıskançlığın, düşmanlığın, sevginin, büyünün ve mitolojinin harmanlandığı bu güzel eseri herkese şiddetle tavsiye ederim. Ancak okumadan önce, kanaatimce, yazarın ilk eseri olan “Akhilleus’un Şarkısı” ve Homeros ile Hesiodos’un eserlerini okursanız (ya da zaten okumuşsanız) alacağınız zevk ve lezzet son derece artacaktır. Elbette şart değil. Kitabın sonuna, kitapta geçen özel isimleri kapsayacak şekilde, küçük bir sözlük de eklenmiştir. Kitabın çevirisinin son derece akıcı ve temiz olduğunu, kapak tasarımları ve cildinin ise son derece güzel olduğunu söyleyebilirim.

Herkese bol kitaplı ve sağlıklı günler!
Yanıtla
22
19
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mitolojiyi Dirilten Efsun: Kirke
Neredeyse bütün edebi anlatı türlerinde yer yer mitolojiyle temas edildiği görülür. Çünkü söylenegelen mitolojik hikâye ve hikayecik efsaneleşmiş, dilden dile aktarılmış ve herkesin bildiği bir olay halini almıştır. Yıllar öncesinden gelen o meşhur hikayelere gönderme yapılacak çok olay olur günümüzde… Yazarlar bunun bilincinde olmuş olacaklar ki klasik bir edebi türü tekrar tekrar diriltirler. “Ben, Kirke” isimli eseriyle Madeline Miller, kurgusunu Yunan mitolojisinin merkezinden çıkararak hem mitolojiye hem de eserine ilgi çekmeyi başarır.

Madeline Miller, üniversiteyi tamamladıktan sonra master eğitiminde klasik eserler üzerine yoğunlaşır. Özellikle klasik dillerdeki vukufiyetini göstermek açısından son 5 yıldır Latince dersleri verdiğini belirtmek gerekir. Miller, elindeki zengin mitolojik malzemeyi çok iyi kullandığından olsa gerek, 2012 yılında “Akilleus’un Şarkısı” isimli eseri ile Orange Ödülü’nü kazanır. Hatta yazarın ülkesinde edebi açıdan bir yere gelmiş olduğu ve uluslararası alanda da popülaritesinin hızla arttığı gözden kaçmaz.

Miller, ilk aşamada yazdığı eserlerle mitolojinin hakkını verme amacını güder. Çünkü mitoloji içerisindeki fantastik ve insanüstü üslubundan dolayı bazı kitlelerce beğenilmez. Oysaki fantastik yazının edebi gücü bazen yadsınamayacak kadar dikkat çekicidir. Miller, yazdığı eserler vasıtasıyla mitolojik efsaneleri dirilterek yıllar yılı üzerilerinde birikmiş olan tozu kaldırır. Hatta öyle ki yazdığı metinlerin mitolojiye soğuk yaklaşanların dahi ilgisini çekmesi olasıdır.

Eserin ilgi çekici başkahramanı Kirke, Güneş Tanrısı Titan Helios’un kızıdır. Yani kahramanımız güneşin kızıdır. Buradan hareketle mitolojinin o gerçek üstü sınırlarının Miller’in kalemiyle sık sık geçildiği ön görüsü ortaya çıkabilir. Doğal karakterlerin çizilmesinin genel geçer kuralları olmasına karşın, tanrısal karakterlerin nasıl çizilebileceği muammadır. Ya da tanrıların insani doğasının deşifre edilmesi biraz zordur. Ama Miller’in bu zorluğa kaleminin gücüyle karşı koyduğu söylenebilir. Misal insani duyguları yaşayan tanrıların o sıra dışı hikayeleri bazen karakterin tanrı olduğu izleniminin silinmesine neden olur. Bu noktadan itibaren bazen okur keşke yazar biraz daha realist olsaydı diyebilir. Fakat aslında gerçeğin üstünü ve altını aynı dikkatle takip eden okur için bu tespitlerin önemi yoktur. Çünkü, iyi anlatı mitolojik hikayelerin günümüze kadar nasıl ulaştığını kanıtlarcasına rağbet görür.

Tabii fantastik kurguların önemli özelliklerinden birisi de özgünlük açısından eşsiz bir yapı göstermelerinde yatar. Miller ise eşsiz olmanın uzağında gezinerek söylenegelen ve çok bilinen mitolojik hikayelerin çevresine kurgusuyla şekil verir. Yani mitolojik hikayedeki ana eksen herkesin bildiği gibidir. Ama hikâyeye yeni bir şekil verilmiştir. Misal Kirke’nin amcası Prometheus’un insanlara ateşi armağan etmesi ve buna bağlı olarak cezalandırılarak Kafkaslara zincirlenmesi, bir kartalın her gün karaciğerini yemesi gibi çok bilinen bir mitolojik hikâye, Miller’in kurgusuyla ustaca birleştirilerek yeni bir şekil kazanır.

Mitoloji seven okur için anlatılan hikayelerin oldukça ilgi çekici olduğu bir gerçektir. Fakat herkesin mitolojiye aynı ilgiyi göstermesi beklenemez. Miller’in kalemi öylesine etkilidir ki; mitolojiyi sevmeyenlerin bile ikinci kez düşünmelerine neden olacak, efsanevi bir dille karşılaşmaları olasıdır. Günümüzün fantastik edebi yapımlarına bakacak olursak azımsanamayacak bir ilgiye matuf oldukları dikkatten kaçmaz. Miller her ne kadar elde olan ya da bilinen efsanenin üzerinden anlatısını şekillendirse de, çağımızda kitap raflarını dolduran fantastik edebi eserlerden daha çok ilgi çeker. Çünkü efsaneyi hatırlamak, yeni efsaneyi uyum sağlamaktan daha caziptir. Yeni fantastik efsaneler, hiç şüphe yok ki insanlığın ortak hafızasına zuhur etmiş destanlar kadar ilgi çekici olamaz. Sözün özü Miller’in kaleminin gücü ile birleşen mitolojik efsane daha çok sükse yapar.

Kirke karakterinden ortaya çıkan hikayeler bir antik çağ cadısının bir gününü de satırlara yansıtır. Yapılan bitkisel karışımlar, efsunlu sözcükler Kirke’nin dilinden masalsı bir söylevle okuyanların aklında yer eder. Kirke, tanrıların ve insanların dünyasında yaşamakla ikisine de olan ilgisini ve görgüsünü okurlarıyla paylaşır. Kirke’nin tanrısal olan ve insani olan arasındaki gitgelleri romanın öyküsündeki düalist yapının ortaya çıkmasına neden olur. Böylelikle ölümsüz ruhun tanrısal, duyguların ise insani olduğu gerçeği Kirke’nin anlattıklarından zuhur eder. Ayrıca Kirke diliyle tanrıları ve insanları karakterize eder. Tanrıların dünyasını ziyaret eden insanlar diğerlerinden ayrılacak özelliklere sahip olmalarına karşın, Miller’in kalemiyle tanrılardan daha fazla insanileşir. Zaten romanın başından sonuna tanrıdan insana, insandan tanrıya varan başkalaşımlar anlatıya damgasını vurur.

Yunan Panteonunun tanrıları kendilerine has hikayeleriyle yer yer satırlar arasında kendisini göstermesine karşın, anlatılan hikayelerin sanki tüm insanlığın mirasıymışçasına algılanır. Farklı milletlerin mitolojik öykülerindeki benzerliklerin manidar olduğu bir gerçektir. Belki de Miller ortak mirası su yüzüne çıkaracak çok yönlü bir anlatıya can vermiştir. Zira hırs, sevgi, aşk, kıskançlık, nefret, asalet, cesaret, açgözlülük, kibir vb. kavramlar üzerine özlü bir hikâye anlatılması istense, karakterlerin isimleri değişmekle beraber üç aşağı beş yukarı benzer temaların olduğu öyküler ortaya çıkar. Mitolojik sözlü mirasın günümüze kadar gelmesinin, kültürden kültüre aktarılmasının sebebi de budur. Miller eseriyle buna da aracılık etmektedir.

Sonuçta, Homeros’un kendi çağında yaptığı edebi eylemi ona nazire yaparcasına günümüzde de Miller yapmıştır. Destansı dil tarihte yaşayan insanları doğaüstü bir pencereden bakarak ihya ederken evrensel mesajlarını vermekten de geri kalmaz. Homeros’un efsanevi dili illa ki zamanında ilgi çekmiştir. Miller’in eserinin de günümüzde benzer bir ilgiye matuf olması, mitolojinin hiç eskimeyeceğinin kanıtıdır. Bazı kavramları dirilten hayat tılsımları vardır. Kirke’nin büyüsü mitoloji kavramına üflediği ölümsüz ruhtan kaynaklanır mı bilinmez, bin yıllık öyküler mezkûr eserle tekrar dirilmiş…
Yanıtla
31
26
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“üç damla kan”a bir bakış
Sadık Hidayet’in 1932 yılında yayınlanan Üç Damla Kan adını taşıyan bu hikaye kitabı 11 adet bağımsız hikayeden oluşuyor. Hikayelerin genel temasını her hikayenin ana karakteri üzerinden yaşanan psikolojik arka plan, ruhsal gelgitler, umutsuz bir sona doğru akan hayatlar oluşturmakta. Sadık Hidayet’in hikayelerinde kendi yaşamı ve sonuçta geldiği nokta, hayata dair bulduğu cevap yada cevapsızlığı görmekteyiz. Nihayetinde Hidayet, hayata dair cevabı yada cevapsızlığı intihar ederek vermiştir.

Sadık Hidayet hikayelerinde mutlaka merkezde veya çevrede ona eşlik eden bir hayvan figürünü görmekteyiz. Kitaba adını veren hikayede, hikayenin kahramanlarından Siyavuş’a eşlik eden Nazi adını verdiği kedisidir. Dissosiyatif bozukluklar, kişilik parçalanmaları, imgelerin etkilediği yoğun takıntılı bir ruh hali hikayedeki baskın çerçeveyi çizmektedir. Hikayeyi okuduğunuzda ‘Üç Damla Kan’ın ne olduğunu daha iyi anlayabilecek ve Sadık Hidayet’in gerçek hayat hikayesinde nasıl şekillendiğini görebileceksiniz.

Kitapta yer alan tüm hikayelerin etkileyici kurgusu ve sonuçları, kahramanların geldikleri son bizim için çıkarılacak dersleri olan sonlardır.

İyi okumalar...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zaman, Yaşamın Kendisidir
Momo her ne kadar masal niteliğinde bir kitap olsa da her yaştan insanın okuması gereken bir eserdir. Aynı Küçük Prens'te olduğu gibi.

Kitap, tiyatro harabelerinde tek başına yaşayan Momo adlı bir kızın öyküsünü anlatıyor. Momo buldukları ya da kendisine hediye edilenlerle hayatını idare eden ve fazlasını beklemeyen bir kızdır. Günlerini arkadaşlarıyla oynayarak, insanları dinleyerek ve gayet mutlu bir şekilde geçirmektedir. Bir gün bu şehre duman adamlar gelir ve hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmaz. Momo kaplumbağasını da alıp duman adamları şehirden göndermek ve her şeyi eski haline getirmek için yola koyulur.

Momo; özellikle gündelik kaygıların peşine düşüp saniyeler kazanmak için bir şeylerden tasarruf ettiğimiz zamanlarda bize zamanın değerini hatırlatacak bir kitap. Aynı zamanda Momo bize dostluğu ve karşımızdaki insanı dinlemenin önemini de anlatıyor. Momo'nun sabrını ve karşısındaki insana verdiği değeri görünce kendi arkadaşlarımızla, çevremizle ilişkilerimizi de gözden geçiriyor ve kendimize "Acaba bir arkadaşım bir şey anlatırken ben onu ne kadar iyi dinliyorum?" sorusunu soruyoruz.

Ayrıca kitabı bir arkadaşıma hediye olarak da almıştım. Arkadaşım okuduktan sonra kitabı çok beğendi ve ben de ona böylesi güzel bir hediye verdiğim için ayrıca mutlu oldum. Siz de çevrenizdeki değerli insanlara güzel bir kitap hediye etmek isterseniz Momo'yu alabilirsiniz. Umarım hem size hem hediye ettiğiniz kişilere zamanın değerini hatırlatır.

Son olarak kitabın içindeki çizimlerden bahsetmek istiyorum. Kitabı okurken size eşlik eden bu çizimler sayesinde sanki siz de o dünyanın içindeymişsiniz gibi bir izlenime kapılıyorsunuz. Momo her an yanı başınızda ve siz de onunla birlikte duman adamlara karşı mücadele ediyorsunuz.

Keyifli okumalar...
Yanıtla
51
18
Destekliyorum  15
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kimin Çiftliği ???
George Orwell’ın hicvi nitelikte bir eseri olan Hayvan Çiftliği ilk olarak 1945’te yayımlanmıştır. Eser; sahiplerine isyan eden ve hayvanların eşit, özgür ve mutlu olduğu bir toplum oluşturmayı düşleyen çiftlik hayvanlarının sıra dışı hikâyesini anlatmaktadır. Bununla birlikte hayvanların isyan hareketi ihanete uğrar ve çiftlik hayal edildiğinin aksine önceki kadar kötü bir hâle dönüşür.

Hayalden hakikate sıra dışı bir iktidar mücadelesinin ele alındığı eser alegorik olarak önemli mesajlar vermektedir. Yayımlandığında Stalin döneminin eleştirisi olarak bilinen eser esasında sadece Stalin dönemi için değil, tüm otoriter ve totaliter rejimlere önemli eleştiriler yöneltmektedir. Bu nedenle Batı da dâhil olmak üzere otoriterleşme hareketlerinin gündemden düşmediği dünyada eserin eleştirileri güncelliğini devam ettirmektedir. Eserdeki metaforik olarak ele alınan her olayda insan ister istemez yakında veya uzakta bir hukuk dışı olayla bağlantı kurmaktadır.

Sovyet Rusya’nın kapitalist dünyaya verdiği ilk tavizlerden ticari ilişkilerin başlatılması da komşu çiftliklerle kereste ticareti ve şehirdekilerle yumurta ticareti olarak eserde yer almaktadır.

Eserde hayvanların lideri hâline gelen Napoleon, yanındaki Squealer ve olaylar insana o kadar yakın gelmektedir ki o ortamı bir yerlerden anımsıyormuşuz hissi uyanmaktadır. Söz gelimi Squealer, Hitler'in Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels’e ne kadar benzemektedir. Squealer hayvanların ikna edilmesinde ve hakikatlerin tersyüz edilmesinde sanki Goebbels’in “Yalanlar ne kadar büyük olursa insanlar o kadar kolay inanır.” sözünü uygulamaktadır.

Günah keçisi ve tarihin yeniden yazımı üzerinden önemli mesajlar verilmektedir. Otoriter rejimler, Hitler Almanya’sında Yahudi ve McCarthyciliğin hâkim olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde komünist gibi değişik adlar altında günah keçileri üzerinden iktidarlarını sağlamlaştırmaktadır. Eserde Snowball üzerinden günah keçisi metaforu etkili bir şekilde ele alınmıştır: Napoleon her başı sıkıştığında günah keçisi Snowball’u devreye sokmaktadır. İsimler farklı olsa da yöntemler ne kadar tanıdık gelmektedir.

Koyunlar üzerinden işlenen yardakçı metaforu otoriter rejimlerde lidere göre söylem değiştiren gazeteci ve trol ordusuna ne kadar da benzemektedir! Küçük bir eleştiriye bile müsaade edilmeyerek eleştirinin susturulması, etkisizleştirilmesi ve bastırılması sistematik olarak gerçekleştirilmektedir.

Lider kültü de eserde başarılı şekilde ele alınmıştır. Liderin tanrılaştırılması bağlamında “Napoleon Yoldaş’ın önderliği olmasaydı, gölün suyu bu kadar tatlı olur muydu?” sözü gelinen aşamayı gözler önüne sermektedir.

Herkes çok zor şartlara katlansa da yöneticiler ve onları koruyanlar bu durumdan etkilenmemektedir. Napoleon’un annelerinden ayırıp canavarları özel olarak yetiştirmesi otoriter rejimin devamı bakımından püf noktalara işaret etmektedir.

Hukuk kurallarının dejenere edilmesi, cahil grupların kim konuşuyorsa ona inanması, halkın cahil bırakılması, karar alma mekanizmalarının işlevsiz hâle getirilmesi, her eleştiri girişimini düşmanla korkutma ve bastırma, liderin zaaf ve ikiyüzlülüğünün taktik olarak nitelendirilmesi, istatistiklerle halkın kandırılması, duruma göre düşmanın değişmesi, “yanılmışız” klasiği ve liderin tanrılaştırılması gibi otoriter rejimlerin kullandığı pek çok yönteme eserde rastlanmaktadır.

Domuz üzerinden verilen mesaj, bunların insanlara benzemeye çalışması ve son kertede domuzların insanlardan ayırt edilememesi, mefhumu muhalifinden insan topluluğu yönetimlerinin de domuzlaşması ve onlardan ayırt edilemeyecek hâle gelmesi metaforunu içermektedir.

Eserin tercümesi genel olarak akıcı olmakla birlikte birkaç yerde kullanılan kelimeler dikkati çekmektedir. Örneğin “birerlekol” (s. 13), “ürküye kapıl”mak (s. 48), “tecimsel” (s. 70) ve “anafordan” (s. 106) kelimelerinin yerine yaşayan Türkçede olan kelimelerden sırasıyla “tek sıra”, “korkuya/telaşa kapıl”mak, “ticari” ve “yolsuzluk yaparak” kullanılsa bu kelimelerin kullanıldığı cümleler daha anlaşılır olurdu. Eserde, bölüm başlıklarının ve bazı kelimelerin yazılışından tırnak içerisindeki ifadelerin yazılışına kadar azımsanmayacak kadar yazım yanlışına rastlanmaktadır. En çok satılan eserler listesinde yer alan eserler genel okuyucu kitlesine hitap ettiğinden bu tür eserlerde yazım kurallarına daha fazla riayet edilmesi beklenir. Bu eserin orijinal metni olan İngilizcesinde beş adet yazım yanlışı bulana helal olsun!
Yanıtla
109
11
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şizoid sanrılar içerisinde bir yazarın gölgesine yazdığı hikaye
Huzursuz bir ruhun, derin kaygılar ve korkular içeren kitabı. Sadık Hidayet, Modern İran Edebiyat'ının huzur bulmamış ruhu ve bir intihar ile süslenmiş yaralı ve dertli çocuğu. Okuduğum ilk kitabı Kör Baykuş, yaralarla acı dolu bir kitap. Kitaplar zihinde değişik duygular bırakır, işte bu kitap da bende karanlık, küflü, korku dolu, nemli, hayal kırıklıkları olan, acılı, yaşama küskün, huzursuz ve melankolik duygular bıraktı.

"Ruhu cüzzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitiren yaralar var hayatta"(sf.7) diyerek başlayan bir kitap çiçekleri, güzellikleri anlatmayacaktır elbette.

Kaç kişi kendi karanlık dünyasını bu derece ifşa edebilir. Kimdir Kör Baykuş? Kendisi mi acaba? "Sadece gölgem için yazıyorum(sf. 8)" diyerek kendi varlığını mı bu dünyada yadsıyordu. Kendisini kör baykuşa benzetip, "duvardaki gölgem aynı baykuş gibi olmuş, eğilmiş bir sekilde dikkatlice yazdıklarımı okuyordu. O muhakkak iyi anlıyordu. Sadece o anlayabilirdi.(sf. 77)" diyerek yalnızlığını ve hayata yabancılığını mı anlatıyordu? İran'ın Kafka'sı, böcek değil ama Baykuş oluyordu.

Sembollerle dolu bir kitap; "parasını vermek için elimi cebime soktum. İki kıran, bir abbasiden fazla param yoktu (sf. 25)" diyerek neyi anlatmak istiyordu acaba. Kimbilir belkide Hidayet bir şeylere dikkat çekmek istiyordu. Acaba yaşadığı bir aşk serüveninde iki defa intihar etmesi miydi anlatmak istediği. Kitabın her noktasında geçen Mavi Nilüferler neyi temsil ediyordu? Yeniden doğuş muydu anlatmak istediği? Yoksa karanlık dünyasının tek güzelliği miydi.

Kitabı okurken geçmiş, gelecek, şimdi, rüya ve gerçek hepsi birbiri içinde. Anlatılanlar gerçek miydi yoksa afyonun etkisinde şizoit yansımalar mı?

Kitaba baktığımızda hikayenin ana karakteri ebeveynleriyle sorunludur. Bu sebeple de çevresiyle de sorunlar yaşar. Tabut benzeri odasında yalnız yaşar. Hikayede anlatıcı yani kendisi vardır, bir kız çocuğu vardır sevmiştir onu sonrasında öldürmüş, parçalara ayırmış, gözlerinin resmini çizmiş ve gömmüştür. Sonra fahişe diye hitap ettiği sütannesinin kızı olan eşi vardır. Bir de gülüşüne sinir olduğu yaşlı eskici ve kasap. İşte tüm hikayenin karekterleridir bunlar. Hikayenin sonunda ise tüm erkekler yaşlı eskiciye, bütün kadınlarda tek bir kadına, eşine dönüşür. Varın kitabı okuyun ve şizoid duyguları hissedin derim.
Yanıtla
21
0
Destekliyorum  8
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri
Kitap hakkında naçizane yorumlarımı yazmaya başlamadan önce; yalnızca konuya meraklı bir okurun satırlarını okuyacağınızı, dolayısıyla çeşitli hatalar barındırabileceğini hatırlatmam gerek. Kitaba geçmeden önce yazarlar hakkında bazı bilgiler vermek, kitabı okurken fayda sağlayabilir kanaatindeyim. Şimdiden iyi okumalar!

Rene Thevenin, 1877’de doğmuş ve 1967’de hayata veda etmiş; daha çok romanları ve popüler bilim yazıları ile tanınan bir isim olmasına karşın aynı zamanda bir ressam ve senaristtir. Şu halde yazarımızın çok yönlü bir isim olduğunu söylemek herhalde yerinde olacaktır. Çalışmalarının odak noktası uzun bir süre boyunca “doğa tarihi” ve “popüler bilim” olmuşsa da, bir süre sonra Amerikan yerlilerine olan merakı elimizdeki kitabın (ve birçok makalenin) yazılmasına giden yolda kilit bir rol oynamıştır.

Paul Coze ise, 1903’de doğmuş ve 1977’de hayata gözlerini yummuş; ressam, illüstratör, etnolog ve bir yazardır. Zaman içerisinde Rene Thevenin ile yolları kesişmiş ve ikilinin ortak çalışması olan “Kızılderili Tarihi ve Gelenekleri” adlı kitap ortaya çıkmıştır.

Asıl meselemiz olan kitap hakkındaki fikirlerimize gelecek olursak; kitap kabaca iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm; “Gelenekler” başlığı ile sunulurken, toplam beş adet alt başlık bulunmaktadır. Bu bölümde yazarlarımız Kızılderililerin “maddi, manevi ve kültürel” yaşamına dair belli başlı konularda bilgi verirken aynı zamanda, “Kızılderili” kavramı üzerinde durarak bu kullanımın “yanlışlığına” ve hatta “absürtlüğüne” de değinmektedirler. Bilindiği üzere kıtaya ilk ulaşan isimler, karşılaştıkları insanlara (Hindistan’a ulaşma gayesinden olacak) “Indian” demiş bu epistemolojik hata günümüze kadar süre gelmiştir.

İkinci bölüm ise; “Tarih” başlığı ile sunulurken, burada da toplamda beş adet alt başlık bulunmaktadır. Genel olarak bu bölümün içeriği; arkeoloji, etnoloji, edebiyat vb. birçok bilim ve disiplinin iş birliği ile yazılmış diyebiliriz. Yazarlarımızın kitabın en başında söylemiş olduğu; “Her mutsuz halkın tarihi kayıt altına alınmamıştır” ifadesi burada çarpıcı bir şekilde kendini göstermektedir. Ne yazık ki, bildiğimiz anlamda, yazıyı kullanmamış olan Amerika’nın gerçek sahipleri (en azından birçoğu) arkalarında söylenceler ve maddi kalıntılar dışında fazlaca bir şey bırakmadan haksızca yok edilmişlerdir. Dolayısıyla bu bölümde az önce bahsettiğim disiplinlerin yardımı ile 16. yüzyılın öncesinden ancak ufak kesitler bulabiliyorken, Avrupalıların gelmesiyle, yani Kristof Kolomb ile birlikte, yazılı kayıtlara erişebiliyoruz. Şu haliyle bu anlatı, doğası gereği, bir miktar eksik ve karanlık bir yapı arz etmektedir. Ancak yazarlarımız bu karanlığın bertaraf edilmesi yolunda önemli sorgulamalar yapmış ve mantıklı bazı açıklamalar üretebilmiştir.

Toparlayacak olursam; bu kitabın dilimize kazandırılmış olması son derece önemli bir iştir. Genellikle medya aracılığıyla bildiğimiz ya da duyduğumuz bu insanlar hakkında Türkçede okunabilecek en temel eser olduğunu söyleyebilirim. -Sanıyorum fazla seçeneğimiz de yok, bu konu hakkında son derece kısıtlı bir tercih yelpazesine sahibiz.- Elbette tarihçilikte objektiflik ve nesnellik bir ideal olarak karşımızda dursa da, yazarlarımız eserin bazı kısımlarında (bilhassa ikinci bölümde) Fransızların sonuçta bir “işgal” olan girişimlerini yumuşatma gayesinde oldukları görülüyor. İddia edildiği üzere İngilizlere ya da İspanyollara nazaran daha kansız ve şiddetsiz bir şekilde gerçekleştirilmiş olan “işgallerin” neticeyi pek de değiştirmediği aşikârdır. Ayrıca kitabın 1928’den bu yana yayınladığını görüyoruz. Dolayısıyla akademik anlamda yapılan son değerlendirmelerin kitap ile çatışması son derece mümkündür. Okurken bunları göz önünde bulundurmak gerekir. Kitabın çevirisi son derece keyifli ve akıcıydı, çevirmen Aysen Altınel’e teşekkür ederim. Kitabın fiziki özelliklerine gelecek olursam, kapak tasarımının “popüler” olduğunu ve cildin standart – iyi olduğunu söyleyebilirim. Runik Kitap’a son zamanlarda ortaya koyduğu performans için de ayrıca teşekkür etmem gerekir.
Yanıtla
6
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Duygu ve Düşüncelerinizi Tanıyın
Psikoloji uzmanlarından uygulanabilir bir öz yardım kitabı mı? Fazlası var, eksiği yok. Bu kitabı piyasadaki benzerlerinden ayıran bazı detaylar üzerinde durmaya değer. Öncelikle bu kitap; kaygının oluşumunu bilimsel gerçeklerle ele aldığını kaynak belirtmekten çekinmeden yazıldığı için önemli. Bunun yanı sıra dili anlaşılır, okuru koparmıyor. Anlatım örnekler ve hikayelerle zenginleştirilmiş. Bundan yirmi yıl öncesine kadar bilinmeyenler şimdi bu kitapla bize gündelik hayatta basit uygulamalar şeklinde sunularak farkındalık kazandırıyor ve dönüşüm imkanı sağlıyor. Kitap, kaygı bozukluğunun anatomisini deşifre ediyor. Kaygının kaynağını ve çeşitlerini öğretiyor. Beynin ilgili bölümlerinin kaygıyı oluşturmadaki rollerini örneklerle açıklıyor. Amigdala ve kortekste işlenen bilgilerin, belleklerinde tutulanların kaygıyı nasıl tetiklediğini anlatıyor. Bu sayede okur, duygu ve düşüncelerini anlamlandırma imkanı buluyor. Duygu ve düşüncelerimize dair iç ve dış tetikleyicileri tanımamıza, “o an”ların farkına vararak olayların karşısında vereceğimiz tepkilerin yeniden programlanmasına yardımcı oluyor.

Kaygı bozukluğu başta olmak üzere, panik ataklar ve korku anlarında beynin nasıl işlediğini ve hücresel yapıda kurulan bu bağlantıların nasıl değiştirilebileceği, böylelikle olaylar karşısında düşünce yapımız ve tutumlarımızla kendimizi nasıl dönüştürebileceğimizi bize anlaşılır biçimde aktarıyor.

Uzun zamandır düzenli yoga ve mindfulness meditasyon pratiği deneyimleyen birisi olarak eklemeliyim ki, bu kitap gerek pratiklerime gerekse gündelik hayattaki duygu, düşünce ve davranışlarıma yeni bir farkındalık kazandırdı.

Uzmanlara, danışanlara, mindfulness meditasyon ya da yoga eğitmenlerine, nöroloji ve psikolojiye ilgi duyanlara; beynin işleyişini merak eden, duygu ve düşüncelerini keşfetmek isteyen herkese öneririm.
Yanıtla
42
5
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Nisan 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Santiago'nun Hazinesinden Kendi Hazinemize
Simyacı her yaştan okura hitap edebilecek cinsten bir kitap. Okuyucuya kendi içsel anlamını bulmasını ve bunun için gerekli çabayı göstermesini ifade eden kitap, aynı zamanda bu süreçte kişinin Allah tarafından yardım alacağını da gösteriyor. Dünya'nın en çok satan kitaplarından biri olan Simyacı, içerik bakımından olduğu kadar üslup bakımından da başarılı bir eser. Yazar olayları çok sade ve akıcı bir üslupla anlatmış. Okurken sıkılmıyorsunuz. Kitabın sade ve akıcı oluşundan dolayı da kısa bir sürede bitiriyorsunuz.

Kitap özünde Santiago'nun rüyasında gördüğü hazineyi aramasını konu edinse de, aslında herkesin kendi hayatında aradığı anlamı bulma çabası olarak düşünebiliriz. Her insan hayatta bir amacı olduğuna inanır ve bu amacı bulmak ister. Bulamadığı zaman huzursuzluk duyar ve psikolojik sorunlar yaşayabilir. Hayattaki anlamını çözümlediği andan itibarense bu amaca ulaşmak için çaba gösterir. İşte Santiago'nun aslında rüyasında gördüğü hazineyi bu duruma benzetebiliriz. Kitabı bu gözle okumanızı tavsiye ederim.

Yazımı bitirmeden önce okurken çok etkilendiğim ve hayatımda da defalarca karşılaştığım şu güzel alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. "(...) her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Biz görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır." (Sayfa 32)

İyi okumalar dilerim.
Yanıtla
207
25
Destekliyorum  16
Bildir
Yanıtları Göster