Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yedi Gece
"O Borges külliyatı artık bitecek" adlı şahsi projem kapsamında Borges okumaya devam ediyorum. Normalde bir yazarı okumaya nereden başlamak gerektiği sorusunu tüm külliyatı tamamlamadan yanıtlamıyorum ama sanki Borges'e Yedi Gece'den başlanabilir gibi hissediyorum çünkü hem Borges'e dair her şey var, hem de aslında konuşmalarının yazıya dökülmüş hali olduğu için, yazılı denemelerine göre çok daha basit ve kolay metinler bunlar.

Kitap, Borges'in çeşitli konularda verdiği küçük konferansların metinlerinden oluşuyor. Borges evrenine girdiğinizde karşınıza neler çıkacağına dair bir 101 gibi sahiden; bol bol etimoloji, çokça kavramsal tartışma, elbette ki Dante, Shakespeare ve Binbir Gece Masalları, birazcık şiir tekniği, okumanın dinamikleri, mitler, mitoloji ve mistisizm... Diğer kitaplarında insana kendini zekasız hissettirecek denli derinleştirdiği konuları burada daha yüzeysel ve yalın şekilde anlatıyor, tam da bu nedenle iyi bir başlangıç kitabı olabileceğini düşünüyorum.

Ben çok çok sevdim. Şu leziz ve uzun alıntıyı da ekleyeyim: "Emerson bir kütüphanenin çok sayıda büyülenmiş ruhun bulunduğu sihirli bir kabin olduğunu söylemişti. O ruhlar biz çağırdığımızda uyanırlar; bir kitabın kapağını açmadığımız sürece, bu kitap kelimenin tam anlamıyla, geometrik boyutlara sahip bir cilttir, diğer nesneler gibi herhangi bir nesnedir. Biz onun kapağını açınca, kitap okuruyla buluşunca, estetik olgu gerçekleşir. Hatta şunu da eklemekte fayda var ki, aynı kitap aynı okur için bile değişir, zira biz değişiriz, zira biz dünkü insanın bugünkü insan olmadığını ve bugünkü insanın yarınki insan da olmayacağını söylemiş olan Herakleitos'un nehriyiz. Sürekli değişiriz ve şunu belirtmek de mümkündür ki bir kitabın her okuması, her yeniden okuması, bu yeniden okumanın her hatırlanışı metni yeniler. Bu yüzden metin de Herakleitos'un değişen nehridir."
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mesafe nedir. Mesafeyi ne belirler, neyi gördüğümüz mü nereden gördüğümüz mü?

Baktığımız yer mi geçmişten getirdiğimiz “bakış açısı “ mı?

Bakışımıza/görmemize göre “nesne” nasıl anlam değiştirir. Benim gördüğüm ile sanatçının ya da bir tarihçinin bakışına göre “görünen” anlam değiştirir mi?

Mesafeye göre değişen görmek mi yalnızca yoksa duygular mı? Mesafe ya da zaman girince araya bakış açısı değişir mi? “Vicdan” neye göre şekillenir?

Senin baktığın yer ile bir başkasının baktığı yer bakılan yere göre “düşünceyi” nasıl değiştirir ? Yalnızca perspektif mi yoksa “şey” düşünceye evrilirken bu “söze” nasıl etki eder?

Anlatının gerçeğe olan mesafesi ya da gerçeğin anlatılana dönüşmesindeki “gerçek” kime göre veya neye göre ?
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarık Tufan'ın kitabından okuduğum beşinci kitap oluyor. Ve yine ters köşe edildim. Kitap yazma sürecinin aynı zamanda bir yalnızlaşma süreci olduğunu da söyler Tarık Tufan, bu kadar iyi yazmasının bir sebebi kendine ait bir zihin sanırım. Kurguları, akıcılığı, senaryoları... Muhteşem. Kitabın konusuna nereden başlayıp, nasıl değineceğimi bilmiyorum. Ana karakterin adını da bilmiyorum. Ben mi fark edemedim diye kendimi sorguluyorum ama yok, yok yani. Genç bir adam sadece... Ve o gencin savruluşları, yürüdüğü yolu kaybedişi, ne yapacağını bilemeyişi, aşkı, aşk başa gelince bütün geçmişini silebilişi, canını bu kadar hor kullanışı... Babasının şeyh oluşu, annesi vefat edince, herkes gibi savrulmaya başlayışı... "Annenin ölümünün dilbilgisi, grameri olmuyor ki..." Diye bir cümle geçiyor kitapta, hayatta bir çok acının dilbilgisi, grameri olmuyor aslında... Biz anlatabilmiş gibi yapıyoruz, karşımızda ki de anlamış gibi yapıyor. Sessizce, karşılıklı bir oyun oynuyoruz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İrem Yaşar'dan okuduğum ikinci kitap. 'Eksik Bir şey mi var?' kitabı iki kitaplık bir seri. Serinin birinci kitabı 'Her şey eksik her şey tamam' Serinin ikinci kitabını okumam neden bir sene sürdü bilmiyorum ama, her zaman okuyucu kitabı seçmiyor, bazen de kitap okuyucusunu seçiyor sanırım. Doğru vakit böyleymiş. Kitabın konusuna değinecek olursak, nazenin sokak sakinlerinin, nazenin hayatları... Samimi bir kitap, aynı zamanda içten. Çok hayatın içinden, çok olası bir hikaye. Sizi ters köşe yapmıyor, ama usulca kalbinize dokunuyor. Herkesin, belki bizim bile başımıza gelebilecek bir hikaye. Mahalle sakinlerinin hayatını okurken, kapı komşunuzun hikayesini okuyor gibi hissettiren türden...
Usul bir hikaye arayanlara gönülden tavsiye...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ernest Renan'ın bu eseri 1870 Fransa-Prusya Savaşı'nın etkisinde kalarak yazdığını göz önünde bulundurarak okunması gereken kısacık ama dönemine göre ileri bir eser. Savaşta Fransa'nın alsas ve lorraine bölgelerini Almanya'ya kaybetmesi üzerine burada yaşayan almanca konuşan halkın kimliğini arka plana koyarak bir ulus'un ne olup ne olmadığıyla ilgili kendi analizlerini ortaya koyuyor. Dediğim gibi bu eseri biraz siyasi ve tarihi bir metin olarak görmek lazım yazarın samimi düşüncelerinden ziyade.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şairin şiirlerinin geneli derinlikli ve anlatım müphemliği içermektedir. Şair, kendi içine doğru uzunca bir yolculukta olduğunu görebiliyoruz. Yazılanlar, hafızanın sisinde boğulmuş hatıralar gibi ayaklanmaktadır. Bu bağlamda, ziyadesiyle mücerret bir tavırdadır. Kimi zaman anlatım uç verse de ziyadesiyle şiirler gizem içermektedir. Ara renklerle beraber gri ve apak bir puslanma barındırmaktadır. Başka bir ifade ile şairin, şiir yazım tarzıyla müsellem, düşündüren bir tarzdadır. Şairin yürek mahbesinde uluyan boşluklardan yankılanan akisler mevcuttur. Hayal gücü eşliğinde kimi seslere ve simalara bir bilinç akışıyla yol verilmektedir. Yer yer hüzünlü hallerle beraber, yürek burkucu bir özlem halini de yansıtmaktadır. Eski üşümelerle beraber ölümler ve özlemlerde yaşanmaktadır. Yani, daha çok hüznün yaygın, huzurun mahdut olduğu bir çerçevededir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar’ın çok daha fazla ün kazanmış eserleri olmasına rağmen, Fareler ve Insanlar, Gazap Üzümleri gibi, bu kitap için söylediği sözü, bu kitabı okuyunca anladım:
“Bütün kitaplarım bu kitap için bir hazırlıktı.”

İnsan doğasını, iyiliği ve kötülüğü, zaafları, seçimleri ve insanın kendi karanlığıyla mücadelesini anlatan bütün o hikâyeler sanki burada bir noktada birleşiyor.
Romanın merkezinde ise binlerce yıllık Habil-Kabil hikâyesi var. Ama Steinbeck bu hikâyeyi sadece yeniden anlatmıyor; onu nesilden nesile taşıyor. Charles ve Adam’da, ardından Cal ve Aron’da aynı çatışmanın izlerini görüyoruz.

Fakat kitabın asıl meselesi kimin Habil, kimin Kabil olduğu değil.
Asıl soru şu:
İnsan kendisine miras kalan karanlığa mahkûm mudur?
Ve romanın bütün ağırlığı sonunda tek bir kelimede toplanıyor:
Timshel.
“Sen seçebilirsin.”

Belki de Cennetin Doğusu’nu bu kadar etkileyici yapan şey tam olarak bu.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ali İpek'in okuduğum ikinci kitabı "Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü" kitabı oldu. Birinci kitabı "General Şivasko" ya nazaran biraz daha betimlemeleri yoğun ve ayrıntılı geldi bana. Zaman zaman hikaye merakımı alevlendirse de, uzun betimlemeler kitabın temposunu ciddi şekilde yavaşlattığı için içimdeki heyecanı hep diri tutamadı. Yani okumaya olan sabrımı deneyen bir kitap oldu.

Okuma zevki alırsınız şüphesiz çünkü, ilginç bir kurgusu ve sürükleyici bir konusu var. Okuma konusunda sabrınız varsa okuyun efendim. Ali İpek Hocama çok teşekkür ederim. Ben yine de "General Şivasko"cuyum.. Diğer tüm eserlerini de okuyacağım Sayın Hocamızın.
Çok seviliyorsunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Define kitabının devam kitabı olan Kan Damlası da ilk kitap gibi son derece sürükleyici ve heyecanlıydı. Son sayfasına kadar merak ve adrenalin duygusunu yüksek tutan, elime aldığım andan itibaren bırakmadan okuduğum bir eser oldu.

İki kitap arasında benim açımdan en belirgin fark ise atmosferleriydi. Define daha gerilimli ve gizemli bir havaya sahipken, Kan Damlası daha çok Ahmet Ümit romanlarını ya da Sherlock Holmes hikâyelerini andıran, iz sürülen ve olayların adım adım çözüldüğü tam anlamıyla bir polisiye havasındaydı.

Kan Damlası bir devam kitabı olsa da ilk kitabı okumadan da okunabilir. Yine de bazı karakter ve olaylarla ilgili detayların daha iyi anlaşılması için önce Define’nin okunmasını tavsiye ederim.

Kısacası, sürükleyici polisiye ve özellikle sürekli bir şeylerin peşinden gidilen, olayların çözülmesini merak ederek okuduğunuz kitaplardan hoşlanıyorsanız Kan Damlası kesinlikle sizi içine çekecektir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ekim 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mutluluğun Mimarisi
"Güzellik bir mutluluk vaadidir. Kaç çeşit mutluluk varsa güzelliğin de o kadar çeşidi vardır."
Demiş Stendhal, Alain de Botton da alıntılamış Mutluluğun Mimarisi'nde, hatta kitabı bu cümle üzerine inşa ettiğini bile söyleyebiliriz. Ne iyi etmiş, ortaya nefis bir metin çıkmış. Benim gibi estetik şeylerle çevrili olmaktan, güzel binalarda uyuyup uyanmaktan, onlara bakmaktan ekstra bir haz duyan biri için çok lezzetli bir okuma oldu.

Alain de Botton malumunuz, gündelik şeylerin felsefesine bakan bir yazar. Kitapları hiçbir zaman devasa derinlikte olmuyor ama bana muhakkak yeni pencereler açıyor, iyi düşünce malzemeleri sunuyor ve bir şeyler öğretiyor, bu nedenle kendisini okumayı epeyce seviyorum.

Mutluluğun Mimarisi de farklı olmadı. De Botton, mimari ile felsefe, psikoloji, politika gibi alanlar arasında bağlantılar kurarak mimariyle, estetikle ilişkimize dair akıl yürütüyor, bir yandan da türlü mimari üsluplara ilişkin bilgiler veriyor, bunları da her zamanki basit, eğlenceli üslubuyla, okuru teknik bilgiye boğmadan yapıyor.

Dünyanın türlü şehirlerinde (Venedik, Londra, Budapeşte, Paris...) daha önce görüp aklıma kazıdığım kimi binalara dair yeni şeyler öğrenmek, onlarla bu kitapta karşılaşmak da pek güzel oldu; ilaveten bir sürü yeni bina tanıdım, mevzubahis şehirlere gidince görmek üzere aklıma kaydettim. Bir de mesela geçtiğimiz yüzyılın en itibarlı mimarlarından Le Corbusier'ye dair çok acayip bilgiler öğrendim, modern olacağım derken çatısı akan evler yaptığı için neredeyse davalık olduğunu, Paris'le ilgili akılalmaz planları olduğunu, yaptığı "cool" lojmanların ruhsuzluklarından ötürü işçiler tarafından baştan aşağı dönüştürüldüğünü filan... Hayattaki her şey gibi mimarinin de teoriye ve fikre fazla odaklanıp gerçeklikle ilişkisini koparınca nasıl işlevsizleşebileceğini, ölü binalar doğurabileceğini çok güzel anlatan hikâyeler var içinde.

Ezcümle, çok sevdim. Bu kitabı Lyon'da, güzel binalarla çevrili bir halde okumak da hazzımı katladı muhakkak. Mimariye merakınız olsun olmasın, kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir