Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yolları Çatallanan Tren Düşleri...
Blondie'nin şerife racon kestiği sahne Vahşi Batı'da güvenliğin evlere şenlik olduğunu gösteriyor, kasabalıya para yedirip şerifliği satın alabilir, gönlümüzce at koşturabiliriz. Sisters Kardeşler -"Biraderler" daha şık olurmuş ki film uyarlamasının adı böyle- daha yakından görmemizi sağlar o dünyayı. Matrak bir romandır, karakterler tam karikatür değildir de o sert doğa ve sert insan tokuştuğunda ne olur, gangster tayfanın kırsala yayılma çabası tipik kovboyları nasıl etkiler, komiklik ayarı biraz yüksek bir hikâyede dünyanın bir de o yüzü. Namınız almış yürümüştür, efsanesiniz, bir köşede sakin sakin yaşayıp ölümü bekliyorsunuz ama başınıza iş geliyor, herkes peşinize düştüğü için silahları tekrar kuşanıyor, anlaşılmak için peşinize düşenlerin dilini istemeye istemeye konuşmaya başlıyorsunuz. Sert, doğrudan. Parçaları bir araya getirmeye çalışıyorum, sayısız kaynaktan sayısız sahne eklenebilir ama Doyma Ânı'yla bitireceğim çünkü Johnson'ın metnindeki zaman diliminde geçiyor mevzu. Bu kitap da Pulitzer almış, ABD tarihini iyi işleyen metinler alıyor, malum. Stegner yabanda var olmaya çalışan, insanların kendi kanunlarını çat çut uyguladıkları zamanlarda medeniyetten uzağa düşmemeye çalışan karakterlerine karşı yufka yüreklidir biraz, iki adım ötede insanlar asılırken o manzarayı göstermez çünkü esas kadının korkusu, esas adamın korumacılığı daha önemlidir, zaten anlatıcı da duygusal değişimleri, ABD'nin orta yerinde yeni yeni kurulan kasabaların yaşamı nasıl değiştirdiğini üç nesle yayarak gösterme derdindedir, çarpıcı sahneler sunmaz. Bu sahneleri Johnson sunar, Carver'dan aldığı elle atmosferi olduğu gibi yansıtarak vahşiliği gündeliğin bir parçası haline getirir. Robert Grainier'ı doğrudan olayların orta yerine fırlatır mesela, Spokane Beynelmilel Demiryolları'nın depolarından hırsızlık yaptığı düşünülen Çinli bir ameleyi infaz etmek için uğraşan Grainier'ın psikolojisi hakkında hiçbir bilgi vermez. Yıl 1917, mekan Idaho, demiryollarının iskeleti oluşturulmuş ama internetten şak diye yaptığım araştırmaya göre hararetli çalışma 1970'lere kadar devam etmiş, yani hâlâ zengin olma hayalleri kurulabilir oralarda. O dönem Çinlilere karşı yükselen nefret dalgasının sonucu. Robert E. Howard, H.P. Lovecraft gibi yazarların metinlerindeki ırkçılığı anlatan bir önsöz vardı, Dost Körpe yazmış olabilir, ilk orada rastlamıştım bu meseleye. Grev!'de sınıf mücadelesi yürütülürken Siyahi işçileri dışlayan beyaz işçilerin kaybettikleri gücü hiç umursamadıklarını görüyorduk, feminist mücadelede de benzer bir tablo vardı, patronlar ve uşaklar bu farklılıkları fiştekleyerek örgütlü mücadeleye uzun süre çomak sokmayı başarmışlar. Benzer bir tablo bu metinde de var, Johnson eşelemeden devam ediyor ve ailemizin akıbetini daha başlarda sunuyor: "Karanlıkta kızının gözlerinin köşeye kıstırılmış vahşi bir hayvan gibi kendisine döndüğünü fark etti. Düşünceleri ona bir oyun oynuyordu aslında sadece ama tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Ürpererek yorganı boğazına kadar çekti." (s. 15) Hikâyenin ana çizgisi bu, yolları çatallanan hikâyelere bakacağız.

İnşaatında çalıştığı köprüden geçen treni görünce sevinir ve hüzünlenir. Grainier'ın çalıştığı sayısız inşaattan biridir orası, anlatı bir anda onlarca yıl sonrasına uzanır ve ömrünün sonlarına gelmiş Grainier'ın kişisel tarihinin karman çormanlığını aktarır. Mistik olaylara değinmeyeceğim de gerçekliği sorgulayacağım, Kate'in malum gizemi aslında yasın çarpıttığı bir yaşam algısının ürünüdür belki, tartışılır. "Grainier bir keresinde de sihirli bir at ile bir kurtçocuk görmüş ve 1927 yılında çift kanatlı bir uçakla uçmuştu. Hayat hikâyesi hatırlayamadığı bir tren yolculuğuyla başlamış, sonunda da kendini içinde Elvis Presley'nin bulunduğu bir trenin dışında bulmuştu." (s. 25) Çift kanatlı bir uçakla uçmanın kurtçocukla karşılaşmakla aynı hakikat düzeyinde yer alması makul, tren yolculuğunun hız yüzünden delirtici olacağının düşünüldüğü zamanlar çok uzak değil, uçak gibi akıl almaz bir icat daha da korkunç. Ne mucizevi çağ, süper kahramanların kolaylıkla kabul görmesi, benimsenmesi hiç şaşırtıcı değil.

Grainier'ın çocukluğuna bir geri dönüş, Çinli bir ailenin kasabadan sürgün edilmesi ilk hatıra. Çizgi bulanır iyice, gerçekle hayali karıştırmaya başlarız çünkü Grainier karıştırmaya başlar, adamın algılarından ibaret bir uzamın her tahlili aşırı yoruma kaçmaya meyillidir.

İyidir, romandır, tavsiye ederim.

Yanıtla
4
8
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir ressamın aşkın konuma ulaşma çabası...
Dinlenmek ve resim yapmak için bir dağ kaplıcasına giden bir ressamın dilinden anlatılıyor hikaye. Resim yapan ve biraz da şiir yazan bir sanatçı, kendi tabiriyle " ortak duygular dünyasını geride bırakmak ve sanatçının aşkın konumuna ulaşmak" (s.136) amacıyla bir dağ kaplıcasına doğru yola çıkıyor.

Yazar, bu kısa romanın giriş bölümünde, dünyanın her şeye rağmen yaşamaya değer bir yer olduğu tezini savunuyor. "Yirmi beş yaşıma geldiğimde, aydınlık ve karanlığın, madalyonun iki yüzü olduğunu ve güneşin parladığı yere mutlaka gölgenin de düşeceğini fark ettim." (s.6)

Yazar, romanın bazı bölümlerinde ana karakterin dilinden batı resim ve şiiri ile üyesi bulunduğu Japon sanatını karşılaştırıyor.

Ana karakter kaplıcada tanıştığı ve başkasından duyduğuna göre garip bir geçmişi olan bir kadından etkilenip, kafası dağılınca kafasında tasarladığı huzurlu çalışma ortamını bulamıyor ve hikaye bu çerçevede gelişiyor.

Yazar, kitapta bolca doğa betimlemesi ve biraz da insan karakter analizi yapmış, diyaloglar da çok az miktarda olunca kısa bir roman da olsa kitabı okumak için bazı bölümlerde özel dikkat ve yoğunlaşma gerekiyor.

Kitapta genellikle Japon sanat ve edebiyatından ve bazen de dünya sanat ve edebiyatından sanatçıların eserlerine bol miktarda atıfta bulunulmuş. Batılı sanatçıların adı ve eserleri tanıdık gelse de Japon sanatına özel ilginiz yoksa Japon sanatçılar ve eserleriyle ilgili bölümlerde yabancılık çekebilirsiniz. (Kitapta geçen sanatla ilgili kişi ve eserleri çevirmen her sayfada alt bilgi olarak detaylandırmış.)

Japon sanatına ilginiz varsa severek okuyabileceğiniz bir kitap.

"Bireyi geliştirmek için tüm imkanlarını harcamış olan uygarlık, daha sonra mümkün olan her şekilde onu ezmeye devam ediyor." (s.154)
Yanıtla
16
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Önyargıları Parçalamak...
Modern Amerikan Edebiyatı'nın en önemli klasiklerinden biri olan "Bülbülü Öldürmek", yayımlandığı yıldan bu yana en çok okunan kitaplar arasında. 1960 yılında ilk baskısını gören kitap, 1 yıl sonra Pulitzer Ödülü' nü kucaklayarak ününün tesadüf olmayışını kanıtlıyor.

Konusu, kurgusu ve karakterleri ile dikkat çeken kitap, ayrıca yazarının kullandığı yalın ve gayet anlaşılır dili ile de her kitleye hitap edebiliyor.

Kitabın satırlarını henüz ergenliğe dahi adım atmamış Scout Finch'in ağzından okuyoruz. Avukat babası Atticus ve kendisinden çok da büyük olmayan ağabeyi Jem ile yaşayan Scout, henüz küçük yaştayken annesini kaybediyor. Babası tekrar evlenmeyince siyahi bir bakıcı olan Calpurnia'nın elinde büyüyor. Hayal dünyası öylesine geniş ve zekası öylesine güçlü ki, Scout nahifliği ile okurun kalbinde taht kuruyor adeta

Kitabın geçtiği yıllar 1930'lar... Ve elbette o dönem Amerika'sının yoğun gündemi : Irkçılık!

Beyazlar ve siyahlar iki ayrı rengin temsilcileri... Siyahın sınırları daha keskin beyaza göre... Siyah ezilen, hor görülen, aşağılanan ve daima altta kalan kesim oluyor. Beyazla olan mücadelesinde haklı dahi olsa kaybeden taraf. İşte böyle bir dönemde, avukat Atticus Finch bir siyahinin davasını üstleniyor. Tecavüz ve yaralama ile suçlanan biz siyahiyi "aklamak" için mahkeme salonunda tek başına savaşıyor...

Kitap uzun soluklu bir yolculuk gibi... Önce çocukların neşeli dünyasına dalıyor. Bir müddet orada eğlendiriyor. Hemen ardından da asıl değinmek istediği noktaya temas edip, okurunu mahkeme salonunda bir koltuğa oturtup seyirci yapıyor... Ve bu koltukta iken kırılmayan önyargıları, benmerkezciliği, sürü psikolojisini gözler önüne seriyor...

Irkçılık temasını merkezine oturtan kitap, aile ilişkilerini de bünyesinden ayırmıyor ve duru bir güzellikle kendini noktalıyor.
Yanıtla
12
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir ergenin serseri yürüyüşü…
Okumaya başladığımda kitabın isminin çağrıştıracağı bir konuyla karşılaşacağımı sanıyordum ki, hemen hemen her okurunda bu durumu yaşayacağını umuyorum. Ancak başladığınızda kitabın bir kahraman üzerinde yürüyen kurgusu ve bu kurguyu besleyen ilginç bir dili olduğunu göreceksiniz. Kitabı popüler kılan unsurlardan biri bu galiba. Elbette, 1951 yılında yayınlandığını düşünürseniz; dönemin ABD’sinde Holden adındaki yeni yetme bir ergen karakteri üzerinden okuldan başlayarak (nihayetinde okuduğu okullardan atılan bir öğrenci) toplumsal, ahlaksal ve dinsel eleştirileri sansür ve yasaklamayı getirmiş olduğunu görüyoruz. Kitabı popüler kılan özelliklerden bir diğeri de bu sanırım.

Yazarın kendi yaşamından esinlendiği muhakkak. Ana karakter ve anlatıcı ‘Holden’ için J.D.Salinger’in kendisidir diyebiliriz. Ergenliğin getirdiği bir başkaldırı ve zaman zaman boş vermişlik, kural tanımamazlık, ben merkezci tutumun psikolojik yansımaları metinde kendini baskın olarak hissettiriyor. Küfür, argo konuşma ve cinselliğin serseri bir ergenin dünyasında ne kadar yer tuttuğunu size gösteriyor.

Kitap içinde yer yer kitap isimleri, okuma edimine yaklaşımlar Holden’ın ilginç kişiliğini ortaya çıkran ayrıntılar…“Oldukça cahilimdir, ama epey okurum. (…) Bir kitapta en hoşuma giden şey, en azından, arada bir gülünç şeyler olmasıdır. (…) Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” (s.23)

Dikkat çeken bir başka başlık başına buyruk bir ergen olan Holden’ın ikiyüzlülüğe, yapmacıklığa ve dayatmacılığa tepki vermesi… Anlatısında net ve saklamadan romanda geçen kişiler üzerinden bunu sürdürmesi… “…tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, “Tanıştığımıza memnun oldum,” demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.” (s.86)

Ergenliğin getirdiği psikolojik savrulmalar, karşılaştığı yenidünyalar, ayakları yerden kesilmeler, zaman zaman olgun tavırlar… Özetle, Holden “Çavdar Tarlasında Çocuklar” da kendini,ergenliğini anlatıyor yapmacıksız ve yalın bir dille.

Yanıtla
16
3
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Balkanlar'da İsyan- Mithat Aydın
Kıymetli okurlara kitap hakkındaki değerlendirmeyi sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. Mithat Aydın, 1970 yılında Elazığ'da doğdu. Lisans eğitimini Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin Tarih Kürsüsünde tamamladı. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi kürsüsünde devam ettiği akademik kariyerinde 1993-1996 yılları arasında Yüksek Lisans, 1996-2002 yılları arasında da Doktora derecelerini aldı. Günümüzde ise Pamukkale Üniversitesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü'nde Profesör unvanıyla görev yapmaktadır. Yazar, Osmanlı Tarihi, Balkan Tarihi ve Kent Tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Balkanlar'da İsyan adlı eserinin incelemesine gelindiğinde ise, Osmanlı Devleti’nin XIX. yüzyılda içerisinde bulunduğu kötü durum, dış dünyanın da etkisiyle, önce 1875’te Hersek ayaklanması ile daha da belirgin bir hal aldığı görülüyordu. Bunu takiben, 1876’da ise Hersek ayaklanmasının bir uzantısı olarak Bulgar isyanlarının yaşanması, Balkan krizinin ciddiyetinin kritik bir boyuta ulaşmasına neden oldu. Bu ayaklanma, Osmanlı merkez yönetimi tarafından güçlükle bastırılmıştı. Bu gelişme ile, Bulgar ve Rus kaynaklarına dayanan haberler kısa süre içerisinde İngiliz liberalleri tarafından siyasi propaganda aracı haline getirilerek Türklere karşı bir öfkenin oluşmasına ortam hazırladı. Buna karşın İngiliz hükümeti, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü politikasını devam ettirmek istemişse de yoğun kamuoyu baskılarına daha fazla direniş gösteremedi. Nihayetinde İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı benimsediği bu politika gelenekselleşmekle birlikte Bulgar ayaklanmaları ve Osmanlı-Rus harbinin de katkılarıyla, Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin gelişiminde bir dönüm noktası oldu. Balkan krizinin önemli bir bölümünü oluşturan Bulgar ayaklanmaları, döneminin en önemli olaylarından biri olarak da kabul edilebilir. Eser içeriğinde konu genel hatlarıyla üç ana başlık altında ele alınmıştır. Kapsamı bakımından bütünleyici olmakla birlikte, bahsi geçen bölgenin Osmanlı hâkimiyeti öncesi ve süreci boyunca dönem hakkında derli toplu bilgiler vermektedir. Bu da okuyucular açısından konunun anlaşılmasına ve bölge hakkında genel bir bilginin oluşmasına olanak sağlamıştır.

Eserin I. ve II. bölümleri Bosna-Hersek ayaklanmasının kilometre taşlarını neden-sonuç ilişkisi içerisinde detaylı ve akıcı bir dille ifade edilmesi, konuyu bilgi karmaşasından uzaklaştırdığı görülüyor. Bunlara ilaveten eserde görsel ve harita materyallerine eserde yer verilmesi, okuyucu için bölgeyi coğrafi ve beşeri faktörler açısından zenginleştirmiştir. Eserin son bölümüne gelindiğinde ise Bulgar ayaklanmasının neticeleri ele alınmıştır. Ayrıca, I. ve II. bölümlerde aktarılan bilgilerin beraberinde, 1876’da gerçekleşen Bulgar ayaklanmasının neden ve sonuçlarının tam manasıyla bağlayıcı olduğu kanaatine varılmaktadır. Kaynak tahlili ve tasnifi son derece mahir bir şekilde yapılan eser, konuyu son derece sansasyonel hale getirmiştir. Eser içeriğinde araştırma eserlerin cömertçe kullanılması, çalışmanın iyi bir taramadan geçtiğini gösterse de, birinci el kaynakların sadece Osmanlı Arşivlerinden oluşması, - ancak yabancı literatüre de yer verilirse - eserin daha kapsamlı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle eserin akademik çevreden ziyade, serbest okuyucu kitlesine de hitap ettiği söylenebilir. Ayrıca eserin pragmatik anlatımı olaylar arasında bağlantılar, yaşananlar karşısında diğer devletlerin gösterdiği reaksiyonlar da çok net bir şekilde aktarılmıştır. Esas itibariyle bölgede yaşananların, tesadüfi gelişmeler olmadığını tarihsel gelişimi ile başarılı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kitabı inceleme vesilesiyle, eser sahibi Mithat Aydın’a teşekkürlerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na. Böyle kıymetli çalışmaların artması dilekleriyle...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oğuz Yabgu Devleti hakkında en kapsamlı çalışma
Sergey Grigoreviç Agacanov, Oğuzlar ve Selçuklular konusunda uzman bir tarihçidir. Oğuzlar konusunda ülkemizde Faruk Sümer'den sonra okunması gereken en önemli eserin sahibidir. Oğuz Yabgu Devleti'nin X. yüzyıldaki müstakil bir devlet olarak var oluşunu ortaya koyan kaynakları ile Oğuzların tarihi coğrafyasını, sosyal-kültürel hayatını ve siyasi tarihini karşılaştırmalı olarak ortaya koyan önemli bir eser yazmıştır.

Büyük emekler harcanarak yazılan eserin kaynakçası incelendiğinde, 800'e yakın eserin kritik edildiği görülmektedir. Farklı dillerden kaynakların incelenmesi verilen emeğin göstergesidir. Ayrıca, karşılaştırmalı bir tarz benimsenmesi akademik açıdan eserin değerini yükseltmektedir.

Anadolu Türkleri Oğuzların, Türkmenlerin torunları olarak tarihini merak edenler için Oğuz, Türkmen kimdir, tarihleri, kültürleri nasıldır? diyen, her bu tarihi mirasa sahip varisin yani mirasçının bu eseri okuyup bilinçlenmesi gerekmektedir. Bu konuda bu baş yapıtı kaleme alan Sergey Grigoreviç Agacanov'a, çeviren Ekber Necef'e ve Ahmet Annaberdiyev'e, bu eseri basarak tarihi mirasa değer verip önemli bir hizmet sergileyen Selenge Yayınevi'ne teşekkür ederiz.

Eser ayrıca Selçuklu Devleti'ni de işleyerek Selçuklu Devleti'ni araştıran, merak edenler için Oğuz-Türkmen meselesinin anlaşılmasına katkı sunacak tespitler yapmaktadır. Bu alanda çalışanlar bilir ki Selçuklu Devleti'nin kuruluşunda ve gelişmesinde Oğuzlar ve Türkmenler büyük katkı sağlamıştır. Ancak sonraki politikalar Oğuz-Türkmenleri devletten uzaklaştırmıştır. Bu konulara önemli tespitleri ile katkı sunan Sergey Grigoreviç Agacanov'un sözkonusu eseri kütüphanenizde bulunması gereken baş yapıtlardan biridir.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kafkasya'yı Tüm Yönleri İle Anlatan Kıymetli Bir Eser
Kafkasya, o eşsiz coğrafyasıyla büyüleyici bir bölgedir. Hazar Denizi ile Karadeniz arasında yükselen görkemli dağ sıralarıyla çevrili olan Abhazya, Adigey, Kabardey, Karaçay-Malkar, Osetya, Çeçen-Inguş ve Dağıstan gibi ülkeler, bu topraklarda ev sahipliği yapar. Kafkasya'nın tarihinde, Yunan-Roma-Bizans medeniyetleri ve Ön Asya medeniyetleri, sadece Türk ve Hint-Avrupa kavimleriyle sınırlı kalmayarak, etnik ve sosyo-kültürel yapıyı şekillendirmede önemli bir rol oynamıştır. Bu güçlü etkiler, yerli kavimlerin etnik ve kültürel dokusuyla bir araya gelerek, yeni bir sosyo-kültürel kalıbın doğuşunu müjdeler.

Kafkasya'nın halkları, yalnızca etnik olarak değil, kültürel anlamda da birbirleriyle kaynaşma eğilimi göstermektedir. Geleneksel hukuk sistemleri ve aile yapıları, feodal ilişkilerin ve toplumsal tabakalaşmanın izlerini taşır. Eski mitolojik inançlar ve dinsel uygulamalar, Kafkasya halklarının çoğunda çok tanrılı inanç sistemine dayanır. Ancak 6. yüzyıldan itibaren bölgede yayılan Hristiyanlık, tüm Kafkasya halklarının eski dini inançlarında belirgin bir değişim yaratmıştır. Zamanla, Hristiyanlık, Kafkas toplumlarının eski çok tanrılı inançlarıyla kaynaşarak semavi özelliklerini yitirmiştir. 8. ve 19. yüzyıllar arasında ise çoğu Kafkasya halkı İslam'ı benimseyerek farklı bir dini kimlik kazanmıştır.

Bu uzun tarihsel süreç içinde, Abhaz-Abazin, Adige, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş, Lezgi, Avar, Kumuk, Lak, Dargı gibi halklar, etnik ve sosyo-kültürel yönden birbirleriyle iç içe geçerek akraba milletler haline gelmiştir. Bu nedenle, onları sadece ırk veya etnik köken temelinde sınıflandırmak ve farklı milletler olarak değerlendirmek bilimsel olarak doğru değildir. Kafkasya halkları, dil gruplarına göre sınıflandırılarak daha iyi anlaşılabilir ve çeşitliliklerinin zenginliği daha iyi kavranabilir. Kafkasya'yı tüm yönleriyle anlatan kıymetli bir eser olduğunu vurgulamak isterim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Plevne Marşı'nı Okuyan Sekeller
İnternette dolaşan videonun birinde, kilisede çocuklardan oluşan bir koro tarafından Plevne’nin şanlı direnişinin destansı marşı okunur. İlk aşamada marşın aşina olunan yorumdan uzak bir şekilde seslendirildiği görülür. Üstelik, alışıldık kilise müziklerinin aksine marşımız gayet tempolu bir biçimde söylenir. Akla ve mantığa hatta tahayyüle uymayan bu görüntünün altında Sekel Türkleri diye bir yazı vardır. Dünya üzerindeki birçok Türk topluluğu gibi onların hakkında da bilgi sahibi olmak için böyle bir video keşfine ihtiyaç duyulması gariptir. Peki, kimdir bu şanı büyük Osman Paşa diye bağıran Sekeller?

İsmail Hakkı Işık, bu soruya yanıt arayarak “Doğu Avrupa’da Unutulmuş Bir Hun Kavmi Sekeller” isimli eserini tarih literatürümüze kazandırır. Türklerin geniş bir coğrafyada boylar ve kabileler halinde yaşaması, onların tam manasıyla tetkik edilmesini zorlaştırır. Binlerce Türk boyu belli bir coğrafyaya bağlı olmaksızın Tuna’dan Çin Seddi’ne kadar hesaba gelmeyen bir alanda parça parça görülür. Unutulan ve esamisi okunmayan ama tarihi etkinlikleri yadsınamayacak bu Türk topluluklarının detaylı analiz edilmesi, Türk tarihinin karanlıkta kalmış bir kesiminin aydınlığa kavuşturulması demek olacağından Işık’ın amacının ulvi yönü ortaya çıkar.

Elbette, adı az duyulmuş bir kavmin ele alındığı düşünülürse adı geçen topluluğunun varlığının ortaya koyulmasından önce köklerinin aşikâr kılınması önem arz eder. Bu nedenle Sekellerle ilgili literatürün -yazarın eserinde sıkça bahsettiği gibi- büyük kısmını etnolojik ve etimolojik çalışmalar oluşturur. Fakat tez aşamasında olup akim kalan bu bilimsel ilanların tarih ve kültür sahasına tam manasıyla hizmeti olur mu tartışılır. Zira eserde bahsedildiği gibi Sekel kelimesinin anlamı üzerine bile bilim dünyasında hatırı sayılır bir münakaşa yapıldığı görülür. Oysaki, kelimeleri yeni bağlamına oturtan kültürel özelliklerin vurgulanması ve siyasi tarihinin yeni yorumlarının ortaya koyulması bazı bilgilerin anlaşılmasını daha kolaylaştırır. Misal, eser okunduktan sonra yazımızın başında belirtilen kilise korosunun durumu hiç yadırganmaz.

Buradan hareketle eserine şekil veren yazar, kitabını dört bölüm halinde tasnif eder. Sekellerin Macarlarla akrabalığına ve ortak tarih anlatısına sahip oluşlarına istinaden ilk kısımda Macarların kökenine ve tarihine ilişkin bilgiler verilir. Macar tarihine bütün olarak bakıldığında Sekellerin yerleştiği yer daha aşikâr bir biçimde ortaya çıkar. Zira mevzu bir Türk boyu ise genelden özele bir anlatım konunun bağlamına yerleşmesini sağlar.

İkinci bölümde, Sekellerin etnik kökenine ışık tutulmak istenir. İlk aşamada analitik bir yönelime sahip olan anlatının zamanla teorik düzleme oturduğu dikkat çeker. Zira Sekeller hakkında kalem oynatanların büyük kısmı kendi tasavvurlarını bilim dünyasına kabul ettirmeye gayret gösterirler. Bunun önemli sebeplerinden birisi Sekellerin hakkındaki bilgilerin yetersizliğidir. Kaynak azlığından dolayı tezlerin farklılaştığı ve yoğunlaştığı noktasından hareket eden yazarın teorisini şekillendirmesinin güçlükleri inkâr edilmez. Buna rağmen ortaya tatmin edici bir tablo koyulur.

Eserin üçüncü bölümü siyasi tarihe ayrılır. Sekellerin siyasi tarihin penceresinden nasıl göründükleri onların geçmişini aşikâr kılarken, kronolojik olarak sunulan siyasi faaliyetler önceden verilen etnolojik bilgileri manidar hale getirir. Tarihin devamlılığını kanıtlayan bu bilgilere istinaden savunulan tezi sadece kelimeler de değil kültürün ve siyasi tarihin içinde aramanın mantıklı bir tutum olduğu anlaşılır. Yine Sekellerin vatanı Erdel’in Osmanlı tarihindeki görünümü birçok yeni bilginin öğrenilmesini sağlar. Zaten yazarın didaktik öğretisi konunun anlaşılmasını kolaylaştıracak tüyoları sürekli okura verir. Siyasi tarihin anlaşılmasının büyük zorlukları, coğrafya bilgi düzeyinin arttırılması ve verilen haritalar yardımıyla ortadan kaldırılır. Yine bölgede otorite kuran devletlerin yönetim özelliklerinin kıyas edilmesi, akılda kalıcı örneklerin neşet etmesine neden olur. Misal, bölgedeki Osmanlı asırlarının istikrarını yazılanlardan anlamak mümkündür.

Eserin dördüncü bölümü ise; Sekellerin sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerine ayrılır. Bu kısmın Sekellerin iyi bir biçimde tanınmasını sağladığı şüphe götürmez. Tarihi bilgilerle harmanlanan güncel bilgilerin geçmiş gelecek ekseninde okurun kıyas yapmasının önünü açtığı dikkatten kaçmaz. Özellikle sosyal yapıya dair diğer Türk topluluklarıyla paralellik arz eden bilgilerin eserin başında verilen etnolojik verilerden daha etkili olduğu görülür. Çünkü boy yapısı, aile özellikleri, ekonomik yapılanmaları, örf ve adetleri Türklerle paralellik arz eden bir topluluğun köklerini dışarıda aramaya gerek yoktur.

Yazarın kaynak kullanımına ayrı başlık açmakta fayda vardır. Öncelikle Sekellerin Erdel coğrafyasında görülmeye başladıkları ilk günden günümüze kadar uzun bir zaman diliminde kaynaklara hâkim olmak zordur. Buna karşın eserde kaynakların izinin iyi sürüldüğü savunulabilir. Yazarın Sekelleri araştırmak için ilgili coğrafyayı ziyaret etmesi, orada çeşitli temaslar kurması onun konuya olan ciddiyetini kanıtlamaktadır. Ayrıca ilk dönem antik kaynaklarının, Osmanlı dönemi kayıtlarının ve güncel demografik verilerin bile eserde yer etmesi çalışmanın zenginliğini ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili son söz söyleyenlerden sonra uzun süre bilimsel aktivitenin olmaması, verilen bilgilerin genel kabul görmesini sağladığı gibi Sekellerle ilgili alanın bakir kalmasına da neden olur. Işık, burada devreye girerek Sekeller konusunda yeni şeylerin söylenmesinin gerekliliğini eserinde vurgular ve özgün tezlerle konusunu daha açık bir duruma getirir. Zaten hangi bilimsel araştırma sahası mevzu olursa olsun hedef edinilmesi gereken amaç da budur.

Yine eser, ilgiyi Sekellere kanalize ettiği gibi yeni kaynakların okunması yönünde okurunu şevklendirir. Bu yüzden Işık’ın yaptığı çalışmanın ilerleyen dönemde Sekellerle ilgili özel alanlara yöneleceğini düşünmek şaşırtıcı olmaz. Misal bugün bir milyona yakın nüfuslarıyla Sekelistan (bugünkü Romanya sınırları içinde) yapılan araştırmaların iyi bir başlangıç noktası olabilir. Yine arkeolojik verilerin tarihlendirilmesi ve kimliklendirilmesi, genetik çalışmalardan elde edilen sonuçlar Sekellerin tarihinin deşifre edilmesi için iyi birer fırsata dönüşebilir.

Sonuçta, Sekeller hakkında Türkçe kaynaklardaki yetersizliğin giderilmesi adına eserin yazılması güzel bir girişimdir. Türklerin boy yapılarının tam haritasının çıkarılması bile kendi içerisinde bazı zorlukları ortaya çıkarmaktadır. Türklerin onomastikası (özel isim bilimi) üzerine yapılan “Bütün Türk Halkları” isimli eserde yirmi üç bin boy, oymak ve obanın isminin bulunduğu düşünülmektedir. Sekellerin bu boylardan biri olduğu düşünülürse tarihçilerimize fazlasıyla iş düştüğünü tahmin etmek güç değildir. Üstelik bazı Türk boylarının tarihte gösterdiği etkinlik hiç de azımsanacak kadar değildir. Küçük boy ve oymaklardan neşet eden büyük devletler düşünüldüğünde işin boyutunun daha da fark edileceği anlaşılır.

Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Galsan'ın İnsanlık Mirasına Değerli Katkısı
Tuva halkının çağdaş ozanı olarak kabul edilen yazar Galsan Tschinag, Moğolistan’ın en batısındaki Bayan-Ölgii şehrinde doğmuş (1940). Hikâye, roman ve şiir türünde ortaya koyduğu çok sayıda eserleriyle dünya çapında tanınan bir isim olmuş.

Tuva halkı, günümüzde, Rusya içindeki Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde ve Moğolistan’ın kuzeyinde yoğunlaşan bir nüfus dağılımına sahip. “Kızgın Rüzgârların Ülkesinde” bir Tuvalının gözünden Tuva halkının yaşayışını, dünyayı nasıl yorumladığını, bu halkın değerlerini, inançlarını ve kültürünü dillendiriyor.

Ulu Altaylar, vatan, kültür, insan ilişkileri, aile, soy, çocuk yetiştirme, aşk, tabiat, evcil ve yabani hayvanlar, avcılık, Şamanizm, Tuva tarihi, Tuva dili, Almanya deneyimleri, ölüm, ruh, göçebelik, göçebe hayatı, “medeni” hayatla kıyaslamalar, Moğolistan siyasi ve sosyal tarihi, eserin anahtar kavramları arasında gösterilebilir.

Kitabın yazımında farklı bir yöntemle Tschinag ve kendisine eşlik eden Dr. Amélie Schenk, bu eseri birlikte meydana getirmişler. Eserin hangi kısmını kimin kaleme aldığı net değil. Yazılanlara bakılırsa Tschinag ve Schenk, uzun bir zaman süren çok detaylı sohbetler etmişler ve bu diyalogları yazıya dökmüşler, belli ölçütlere göre tasniflemişler. Schenk bu birliktelik hakkında şöyle diyor: “Başlangıçta her şey farklı düşünülmüştü. Ben, ulu Altaylardan ve çadırdan olan anlatıcının söylediklerinin bilimsel tarafını yazmalı, onlara etnografik yorumlar eklemeliydim. Ama başka bir şey ortaya çıktı. Birlikte bir kitap yazmaya başlamış olmamız gerçeği bizi aştı. Kısa bir süre sonra, yapmak istediğimiz biçimde, öyle ayrı ayrı ilerleyemez olduk... Sonuç, her şeyin iç içe geçtiği metnimizdir. Fikirler akıyor, öyküler ilerliyor." (s.236)

“Bütün dünyanın gözünde biz göçebeler, hele de biz Tuvalar, zavallı, yoksul, beklentisiz gezginleriz. Ama bizim açımızdan durum farklı görünüyor. Yerleşiklik, büyük, ağır eşyalar ve sahip olunan çok sayıda mal mülkle medeni bir hayat demektir. Ama mal mülk bizim için yüktür, zahmetlidir, hatta rahatsız edicidir. Bunlarla ilgilenmek zorunda kalmak, insanın hayatını, bizim varlığımızın temeli olan hayvanları gütmek yerine bir şeylere bakmakla geçirmesi anlamına gelir. Bizim hayatımız, çayırlardaki hayvanlarımızla, çadırlardaki çocuklarımız ve yaşlılarımızla hayatta kalmak demektir. Sizin sahip olduğunuz, yığdığınız, gözettiğiniz, koruyup oraya buraya taşıdığınız pek çok şey, -dağlarda geçireceğimiz birkaç hafta için taşıdığın şeylere bak-, hayatta takılıp düştüğümüz taşlardır." (s.188)

Tuva halkının İrgit boyundan Zengin Şınak’ın oğlu Galsan, insanlık mirasına önemli bir katkıda bulunmuş. Ülkemize bu kıymetli eseri kazandıran çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir ve Salt Okur’un başarılı ekibi övgüyü fazlasıyla hak ediyor.

İlgilenirseniz, çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir’le kitap üzerine yapılmış bir söyleşi için bkz.: bit.ly/42Y0Cdl

İyi Okumalar!
Yanıtla
11
2
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Enteresan Bir Anlatı: İnsanlığımı Yitirirken
Bir Peren Ercan çevirisi ile Japon kültürüne yaklaşırken hüzünlü bir hikâyeye tanıklık ediyoruz. Anlatıcının çocukluğuyla açılıyor kitap. Çocukluk yıllarından beri yüzüne taktığı görünmez “soytarı” maskesiyle insanları güldüren bir karakter olduğunu anlatıyor. Elbette, aslında içinde kopan fırtınaları da. Perdenin arkasındaki hüznü ve yalnızlığı sadece bir kişi görüyor. Bir başka çocuk. Kahramanımızın anlattığı hikâye boyunca ara sıra geçmişe dönüp o çocuğun adını anması bundandır belki de.

Daha sonra liseye gidiyor. Artık evinden uzakta. Büyükşehirde tek başınalığının ve savrulmuşluğunun daha çok farkına varıyor. Sanatın ve siyasetin içine giriyor. O günlerde edineceği bir başka arkadaş, ona hikâyesinin sonuna kadar eşlik etmeyi başarıyor. Yaşamına giren kadınlarla, aile bireyleriyle, diğer insanlarla olan ilişkileri ve yetişkinlik dönemi de hep sancı dolu. Sevilmekten ötürü ızdırap çekiyor. Başarısız olmak ve oradan oraya savrulmak için yemin etmiş bir karakter. Dünyayı görme biçimi oldukça hüzünlü. Bu bakımdan çok enteresan bir anlatı. Yer yer sinir bozucu olsa da zamanı ve farklı kültürleri tanımak ve anlamak açısından okunmalı.

Osamu Dazai, melankolik yanıyla farklı coğrafyalarda Sâdık Hidâyet ile benzer bir dili konuşan bir yazar bana kalırsa. Bir de Mark Gibeau tarafından yazılmış ve Elif Kılıç tarafından dilimize çevrilmiş olan sonsözde de bahsedileceği üzere, “İnsanlığımı Yitirirken” pek çok kısımda yer alan gerçekçi ve etkileyici detaylarla, otokurguya göz kırpan tirajikomik bir anlatı.
Yanıtla
28
3
Destekliyorum  2
Bildir