Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç Bin Yıllık Bir Serüven
Kazakistan, özellikle Kazakistan coğrafyası demek Türk tarihi demektir. Türk tarihinin erken dönemleri bu coğrafya içerisinde şekillenmiş ve kimlik bulmuştur. Bilhassa Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan devlet ve toplulukların ekseriyeti bu topraklarda yükselmiş ve adlarını duyurmuştur.

Kazakistan’ın siyasi, sosyal ve ekonomik varlığı Türk tarihinin kadim dönemlerinden itibaren bir bütünlük içerisinde kültürel aktarımı taşımaktadır. Türk tarihini anlamak ve iyi bir şekilde analiz etmek için Kazakistan’ı ve burada yaşayan halkları iyi bilmek gerekmektedir. Bu halklar Türk tarihini inşa eden halklar olarak ön plana çıkmaktadır. Özellikle de bozkır sakinleri ve bu zümrelerin yaşayışları akademik olarak ele alınması elzemdir.

İki dünyaca ünlü akademisyen S.G. Klyashtorny ve T.İ. Sultanov tarafından kaleme alınan bu eser Kazakistan özelinde Türk tarihini üç bin yıllık bir serüven içerisinde ele almaktadır. Eser gerek referans kaynakları gerekse akademik niteliği ile Türk tarihi akademisi için önemli bir başucu kitabı olma özelliğine sahiptir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayal et, çiz, harekete geç!
Öğretmen öğrenci iletişiminde zor durumlarla karşılaşıldığında, öğretmenin süreci yönetme şekli oldukça önemlidir. Çünkü, her çocuk birbirinden farklıdır ve yaş aralığına göre de yöntem değiştirmemiz gerekebilir. Çocuklar arasındaki farklılıkların güzelliğine değinilen kitabımızda, resim dersinde zürafa çizemeyen Moni ve öğretmeninin iletişimi ele alınmış. Diğer arkadaşları zürafa çizmeye başlarken Moni denemiyor bile. Yapacağı şeylerin komik olacağını düşünüyor. Çocuklar bazen yaptıkları şeyleri beğenmeyebilir. Sınıf ortamında bir şeyler yapamadığında da kendini yetersiz hissedebilir. Ancak, burada olduğu gibi öğretmenin örnekliği ve öğrencinin bakış açısının değiştirilmesi bir çocuğun hayatını güzelleştirebilir.

Kitapta sadece öğretmen öğrenci iletişimine değil, arkadaşlara ve ebeveynlere de değinildiğini belirtelim. Sonlara doğru bir çocuğun parladığında arkadaşlarına da nasıl yansıdığını görüyoruz. Grupça bir şeyler paylaşabilmenin çocuklar üzerindeki etkisi oldukça önemli.

Kitabı sekiz yaşındaki bir çocukla beraber okuduğumu belirtmeliyim. Daha kitabı bitirmeden ilk zürafasını çizmek istediğini söyledi. Üstelik resim yapmayı pek sevdiği de söylenemezdi. Bitirdiğinde kendi zürafasının kitaptaki resimlerden farklı olduğunu gördü ve çizimini kendine ait hissetti. Kitabı okumaya devam ettikçe hayal dünyası gelişti ve çizimleri farklılaştı. Moni’de de gördüğümüz gibi çocukların hayal dünyasının geliştirilmesiyle onların zürafaları uzaya da gidebilir, robota da dönüşebilir.

Kitabın içeriğinden sonra çizimleriyle ilgili de konuşmak gerekir. Gerçekten resimler bir çocuğun hayal dünyasını harekete geçirecek şekilde verilmiş. Rengarenk görselleri ile insanı kendine çekiyor. Yaş aralığına da değinecek olursak kitabımız ikinci ve üçüncü sınıf öğrencileri için uygundur.

Son olarak kitabın yazarı bir öğretmen. Öğrencilerine kendine inanmayı öğretiyor. Moni ise tüm çocukları hayal etmeye davet ediyor.

Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
40
0
Destekliyorum  4
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kimi cılız bir hikaye olarak kalırken, kimi destansı bir kahraman, eskimeyen bir roman olur.
İçe dönük bir çalışmadır İnce Memed, içinde sosyal, ekonomik, politik, felsefi ve teolojik anları tahayyül etmek için çok şey barındırır. Sosyal ve kültürel tarihinde kök salmış ciddi bir Türkiye durumuna ayna tutar. Yükselen sınıfların ortaya çıkışı hakkında cesurca atıflarda bulunur. Dağların ve ovaların güzelliğinden, soğandan, köy ekmeğinden, helvadan ve ekmekten, en çok da emekten söz eder.

Kalpsiz ağaların, acımasız eşkıyaların, çaresiz alt sınıfların haksızlığı normalleştirme alışkanlıklarıyla ortaya çıkardıkları yoğun bencillikleri, gücün neden-sonuç ilişkilerini ve sözde toplumsal konumun bütünlüğünün acı ve şaşırtıcı şekillerde sahnelenişini gösterir.

Yaşamın ve ölümün inceliklerini açığa çıkaran, kötü yönlerine ayna tutmaktan korkmayan Memed'in hikayesini takip ederiz. Aslında annesi Döne, sevdiği kız Hatçe uğruna başlayan, İnce Memed'in davası son derece kişiseldir, pek çoğumuzun da aynı değerleri taşımasından ötürü ise kaçınılmayacak şekilde empatik hisler doğurur. Pek tabii her birimizin etkiye tepki mekanizmamız karakteristik özelliklerimize göre farklı reaksiyonlar geliştirir. Kimi haksızlıklar karşısında cılız bir hikaye olarak kalırken, kimi destansı bir kahraman, eskimeyen bir roman olur.

Doğuştan gelen hayatta kalma içgüdüsüyle, masumane iyilik arzusu arasında gidip gelen küçük Memed'in dokunaklı hikayesinin yanı sıra itilip kakılmaya alışmış, ihmal edilmiş insanların, mahvolmuş hayatların köşe bucaklarına bakmaktan korkmayan, karanlık fakat cesur karakterleri de görüyoruz. Memed'in mecburen şanlı bir eşkıyaya dönüşümü, büyüyüşü ve canı pahasına kıymetlerine sahip çıkışına tanık oluyoruz. İnce Memed, çaresizliğin gerçekliğine kapılmaktan asla korkmadı ve bu özelliği, cesareti ve becerileri sayesinde kendinden takdire şayan bir kahraman yarattı.
'Bazı çocuklar erken büyürler, çocuksu suratlarının altında yaşını başını almış insanların kederlerinden fazlasını barındırırlar. Onların boyunlarını büken yaptıkları işin ağırlığından çok uğradıkları haksızlıklardır. Sevdaları da büyük olur böyle çocukların öfkeleri de...'

Çukurova, Toros Dağları, Anavarza, Tarsus ovalarının aktarılışı, zengin betimlemeleri, akıcı dili, okuru hikayenin içine çeken olayların gerçekçi karakterleri, yöre halkının doğal özellikleri, halk ağzından birebir diyaloglarıyla kah gülümsetir, kah gözleri doldurur Yaşar Kemal. Okuyucunun bu dört serilik uzun soluklu eseri kendine, kendini ise bu romana bir şekilde ait hissetmesine neden olanın, Çukurova'da yetişen yazarın bu toplumun havasından, suyundan, rüzgarından alıp aynı gerçeklik ve samimiyetle okuyucusuna ustalıkla taşımış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Yaşar Kemal kaleminin kalitesi ve tarzı doğallığından mütevellit muazzam. Elimde serinin ilk kitabını mevcut tutarak bir şekilde ansızın başlayacağım bir zaman kolluyordum. Okunacak listemin kargosunu beklediğim hafta başlamayı tercih edip, ikinci gün sona ermeden heyecanla bitirdiğim şaşırtıcı bir başlangıç oldu benim için. Sonrası malum şu anda yaptığım kitap incelemem ilk üç serinin yorumlamasını barındırdığı üzere, bu hafta serinin üç kitabını keyifle bitirmiş bulunmakta ve sizlere önermek üzere yorum yapmaktayım. Son derece samimi bir eser olduğunu, okurken feyz alarak, heyecan duyarak su gibi okuduğumu söylemek ister, keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empati Yüklü Kült Bir Eser...
Bu, Fareler ve İnsanlar’ı ikinci okuyuşum. Kitapta, her esere nasip olmayan bir etki var. Sarsıcı bir etki. Steinbeck, bunun için çok çaba sarf etmiş gibi görünmüyor. Romanı başarılı ve klasik hâle getiren sebeplerden biri de bu bence.

Güzel yarınları düşleyen iki mevsimlik tarım işçisinin yaşamlarının kısa ama önemli bir kesitine şahitlik ediyoruz. İnsan ilişkilerine, hayallere, kapitale, zorbalığa, görünüme ve içeride olup bitenlere sahici bir gözlem yapıyoruz. Yeşil Yol ve John Coffey metinler arasından bize göz kırpıyor.

Okur, akıcı diyalogları zihninde tüm canlılığıyla duyabiliyor. Diyaloglarla ilerleyen, betimlemeleriyle film gibi akan bir roman Fareler ve İnsanlar. Zorbalığın birçok biçimine dair izler kolayca okunabiliyor. Okurken hissettiklerimiz ise zata mahsus. Güçlü örülmüş hikâyesiyle yaşanacaklara dair ipuçlarını verse bile okurunu şaşırtmayı her daim başarıyor.

Kendinizi olayların gidişatına bırakmakta zorluk çekmiyorsunuz. Salinas Irmağı gibi canlı, akıcı, bayır aşağı ilerleyen bir roman. Hayatın ve doğanın ne kadar benzer olduğunu, engebeleri ve düzlükleriyle okuruna ilmek ilmek örüyor Steinbeck.

Empati yüklü bu kült eseri herkes okumalı.

Yanıtla
27
1
Destekliyorum  5
Bildir
Yanıtları Göster
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir iktidar mücadelesi ve intikam hikayesi...
Osmanlı Devleti'nin bilinmeyen bir döneminde geçen romanda, padişah şehzadeleri için günlerce sürecek dillere destan bir sünnet düğünü yapılmasını emreder. Düğün hazırlıkları sırasında sadrazamın fetihten dönerken öldüğü haberi gelince, kazasker ve defterdar yeni sadrazam olabilmek için çabalamaya başlar. Bir yandan bu mücadele sürerken, bir yandan da kazasker ve defterdara kini olan Nasrettin lakaplı bir genç, kardeşi ve en yakın arkadaşı ile birlikte intikam almak için planlar kurar. Biraz şans biraz da planlama ile Nasrettin kendini, defterdar ve kazasker arasındaki mücadelenin ortasında bulur. Bu mücadele sırasında da hiç tanımadığı bir kıza aşık olunca işler iyice karışır.

Yazar romanda; kazasker ve defterdar arasındaki mücadelede insanların menfaatleri icabı her türlü kötülüğü yapabileceğini ve devletine bile hainlik edebileceğini anlatırken; Nasrettin, kardeşi ve arkadaşının diğerleri ile mücadelesinde ise iyi insanların sevdikleri ve vatanları için ne kadar büyük fedakarlıklar yapabileceğini anlatıyor.

Yazar, her bölümün başındaki kıssadan hisse tarzı kısa hikayelerle, hem o bölüm için ipucu vermiş hem de romanı daha ilgi çekici hale getirmiş. Kitabın içinde bulunan çizimler de romana renk katmış.

Dönem romanı olması nedeniyle romanda bazı bölümler biraz ağdalı bir dille anlatılmış. Genel olarak oldukça akıcı bir anlatıma sahip olan romanın sıkılmadan okunabileceğini düşünüyorum.

"... iyiliğe giden yolların aranmasından öte iyiliğin kendisini yürünecek bir yol telakki edeceğim..." (s.73)

Yanıtla
13
2
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Etnogenez'in Kutsal Kitabı
Bilim, yeni şeyler söylediği zaman gerçek manada görevini yerine getirir, aksi takdirde kendinden önce söylenenleri nakletmekten başka işlevi kalmaz. Bilimin havuzuna atılan her yeni söz yeni tartışmaları beraberinde getirir. Öne sürülen tez ölçülür, biçilir, tartılır, onaylanır ya da reddedilir. Kimi zaman da ilmi mecralara yeni adım atan fikirler uzun uzun çözümlemeye tabi tutulur. Çünkü bazen iddia edilen şey yenilir ve yutulur olmayabilir. Ya da aşırı karışık olduğundan tartışmaların ardı arkası kesilmez. Çünkü her yeni fikir, savunucuları ve takipçileri tarafından farklı yorumlarla tahmin edilemeyecek şekilde dallanır budaklanır. Lev Nikolayeviç Gumilev tarafından ortaya atılan etnogenez tezi de tez olarak kalmayıp, bilim dünyasında adından çokça söz ettirir.

Etnogenez 20. yüzyılın büyük tarihçilerinden olan Gumilev’in hazırladığı ikinci doktora tezidir. Birinci doktora tezi Eski Türkler üzerinedir. Gumilev her ne kadar tarihçi olarak bilinse de ona biçilen bu sıfat onu tam manasıyla tanımlamamaktadır. Zira yaptığı çalışmalar kabataslak değerlendirilirse onun güçlü bir etnolog ve antropolog olduğu da görülecektir. Aslında tarih, etliye sütlüye karışmadan sadece geçmişte yaşayan insan topluluklarının yaşamlarını inceleyen bir bilim dalı olarak tebarüz eder. Yeni bilimsel yaklaşımlar felsefi tarih argümanları ise tarihin daha güçlü ve kolektif bir ilmi bütünlüğün parçası olduğunu kanıtlar.

Gumilev de tezini oluştururken ilk aşamada tarihin üzerindeki üstünkörü yorumları bertaraf eder. Her şeyden evvel tarih insanı hedef alır. İnsanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan topluluklar ve etnik sistemler kronolojik olarak şematize edildiğinde inişli çıkışlı bir güzergâhın olduğu görülür. Tarih disiplini zaman içindeki bu hareketli sistemin davranışını deşifre etmek için yeterli veriyi araştırmacıya sunmaz. Ama Gumilev gibi bilim adamları tarihe yardımcı diğer bilim dallarını da efektif bir biçimde kullanarak, önce tarihe hakkını teslim eder, sonrasında tezine sağlam dayanaklar oluşturarak halkların yükseliş ve düşüşlerindeki sistemsel hareket benzerliklerini kanıtlar.

Tabii yukarıda kısaca bahsettiğimiz olayın izahı bile kendi içinde bazı zorlukları bünyesinde barındırır. Bir kere tarih gibi sosyal bir bilim fen bilimleri gibi deneysel bir yöne sahip değildir. Laboratuvarda analiz metotlarıyla kesin sonuca gidebileceğiniz verileri tarih biliminde elde etmek güçtür. En basitinden insanın ve toplumun üzerindeki psikososyal başkalaşımların izah edilmesi kolay değildir. Yani söylemler iyi desteklenmiş bilimsel argümanlarla sunulmaz ise; yüksek olasılıkla tezler havada kalır ve söylenenlerin bilim dünyasında esamisi bile okunmaz. Çünkü tarih kimi zaman afaki sözlerin milyonlarcasının yazıldığı devasa bir defteri andırır. Bu açıdan Gumilev, kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir işe girişir.

Öncelikle Gumilev’in bilim dünyasına sadece bir tez kazandırmaz. Adeta yeni bir bilim disiplinini armağan eder. Eserde bahsedilenler düşünüldüğünde birkaç bilim dalının bir araya gelerek ortaya çıkan sentezden yeni ilmi sahanın oluştuğunu düşünmek işten bile değildir. Aslında Gumilev’in etnogenez adını verdiği alanda hem Batılı hem de Rus bilim adamları kalem oynatmışlardır. Ama hiçbiri bunu etnogenez namıyla sunmayıp etnik şekillenişin ve milletlerin zamandaki hareketi üzerine farklı tespitlerini izah etmişlerdir. Gumilev ise, kendinden önce söylenen ilmi açıklamaları eleştirerek tashih eder ve özgün tezini sağlam dayanaklarla oluşturur.

İlk aşamada eserin kolay kolay hiçbir ilmi eserde rastlanmayacak bir bilgi yoğunluğuna sahip olduğunu belirtmek gerekir. Gumilev, tezini oluştururken tarihi bilgiyi basit bir kanıt serencamıyla sunar. Tabii sunduğu tarihi referanslar sadece bilgi kırıntılarından ibaret değildir. Öyle ki Amerika kavimlerinden, Afrika kabilelerine, Ulus devletlerden, tarihi kırılma noktalarına, mikro tarihi olaylardan makro devinimlere kadar neredeyse her şeyden geniş bir zaman yelpazesinden bahseder. Bazen satırlar arasında tarih disiplin olarak kaybolur ve yazılan metin başka bir ilmi makaleye dönüşür. İspat edilmeye çalışılan konunun sunumu yapılırken bazen birden çok fazla tezin öne sürüldüğü dikkatten kaçmaz. Hiçbir tarihçinin yararlanamayacağı kadar diğer bilim dallarından istifade edilir. Bu yüzden bazen yazılanların tarihe dair olduğu izlenimi okurun aklından silinir.

Tabii yeni bir bilimden söz açılınca yeni bir terminoloji de ardı sıra gelir. Bu yüzden eserin ağır ve özgün bir dilinin olduğunu belirtmek gerekir. Hatta satırlarda bazen farklı ilmi disiplinlere dair kelimelerle, yazarın ilim dünyasına kazandırdığı yeni kelimeler birbirine karışır. Yazar kendi özgün terimlerini o kadar çok kullanır ki eserin son sayfası kapandığında okur yeni kelimelerden oluşan bir terminolojik birikime sahip olur. Çevirmen de metindeki bu güçlükleri gidermek kastıyla eserin sonuna yerleştirdiği sözlükle okura yardımcı olur.

İlk aşamada anlaşılmaz gelebilecek kelimelerin, özel terimlerin ve izahların kendi içerisinde anlamlı bir bütün oluşturduğu ilerleyen sayfalarda anlaşılır. Yazarın üstün sentez kabiliyetine ve analiz yeteneğine hayran kalmamaya imkân yoktur. Aynı sayfalar içinde sosyal hadiselerin ve fen bilimlerinin koyun koyuna olduğu ve birbirlerini anlamlandırdıkları metinleri görmek fazlasıyla şaşırtıcıdır. Tabiatın yasalarıyla pozitif bilimlerin anlamlı bütünlükleri sosyal olguların merkezine motor misali yerleştirilir. Ortaya çıkan sosyal hareket tarzı, akla gelmeyecek tetikleyici unsurların rolüne yer verilerek dile getirilir.

Yazarın tarihi veriyi tezine uydurduğu düşünülebilir. Fakat öylesine iyi kanıtlarla metnini bezer ki; bu fikir anında kaybolur. Üstelik Gumilev “ben bilirim, böyle düşünürüm, başka diyecek bir şey yok” edasında değildir. Müellif daha evvel öne sürülen fikirler ve bilim adamlarıyla, yazdıkları vasıtasıyla hesaplaşır. Bazen karşıt tezi çürütmek için tez sahibinin silahını kendisine çevirir. Bu aşamada karşıt görüşlerin ne kadar dar bir kulvarda kaldıkları fark edilir. Çünkü Gumilev, sadece tarih disipliniyle değil; bağlantılı bütün ilmi disiplinlerle fikri hasmına hücum eder.

Gumilev’in anlattıklarından tarihin yaşam için ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkar. Tarih felsefesine dair metinlerin esas noktası tarihin lüzumunu ortaya koyarak ona yeni bir perspektif kazandırmaktır. Gumilev ise, oluşturduğu teorik sistemle tarihin savunusuyla özel olarak uğraşmaz. Çünkü yazdığı her satır tarihi, ilmi bir disiplin olarak ihya eder. Bilimin mekanik şeması içinde sosyal bir bilim olan tarih ilmini önemli bir yere oturtmak zordur. Tarih disiplininin dişlilerinin hangi mekanizmaları harekete geçirdiğini anlatmak kolay lakin ispatlamak güçtür. Ama Gumilev parçanın değil, bütünün peşinden giderek resmin tamamını gösterir.

Yeni ortaya çıkan resimde tarih referans noktasından ayrılır ve merkeze geçerek konumlanır. Artık açıklanmasına ve savunulmasına gerek yoktur. Tarih, ortaklık ettiği diğer bilim dallarıyla beraber hayatla ilgili birçok problemin çözülmesi için güçlü bir araçtır. Aslında etnogenez güçlü bir ölçüm sistemidir. Bu sistem kategorik olarak sınıflandırılabilecek bir zaman ve hareket düzenine sahiptir. Ele alınan tarihi olay etnogenezin ölçüm kalıplarına yerleştirildiğinde, geçmişten günümüze izlenen mekanizmanın benzer şekilde hareket etmiş olduğu anlaşılır. Bu tarz bir yapılanmayı geçmişe dair olayların bütününe uygulamanın güçlüğü düşünülecek olursa Gumilev’in anlamlı verilerinin kıymeti daha iyi anlaşılır.

Yazar, yüksek yorum gücüne karşın her tarihçinin karşılaşabileceği bazı mücbir sebeplerin etkisine maruz kalmıştır. Örneğin, eserde Marx ve Engels’ten referansların olduğu görülür. Eserini Sovyet Rusya döneminde yazmış yazarın iktidar aleyhine kolay kolay fikir beyan edemediği düşünülebilir. Ayrıca müellifin yazarken hissiyatıyla arasına mesafe koyduğu görülür. Bu yönü de illaki bazılarını memnun etmez.

Bu arada eserin kendi alanının ana kitabı olduğunu belirtmekte fayda var. Gumilev’in ana kaynak rolündeki bu kitabı bu yüzden birçok tarih araştırmasının başlıca referans kaynağı olabilecek potansiyele sahiptir. Ayrıca izlenen tarihi yaklaşım nedeniyle eserdeki her bir başlığının müellifi vefat etmesine rağmen yazarını tartışma meydanlarına çekeceği kolaylıkla tahmin edilebilir. Zaten savunulan birçok görüşün diğer araştırmacılar tarafından altının doldurulması elzemdir. Özellikle eserin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayacak kitap ve makalelere ihtiyaç vardır. Bu yüzden eserin ardıllarının gelmesi şaşırtıcı olmaz.

Sonuçta, geçmişten günümüzde tarih hakkında çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Farklı üslupların oluşması ise bilimin felsefi mantığının çözümlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Klasik dönem yazarlarının nakilci üslubuyla birlikte, İbni Haldun tarzı parlamaların görülmesine karşın, tarihin neye yaradığı muallakta kalmıştır. Tarih felsefesi açısından Hegel, 'milat' kabul edilirse ondan sonraki dönemde ilmi ivme ve tarih tezlerinde farklılaşma dikkat çeker. Ama Batı merkezli felsefi yaklaşımların tümüne birden darbe vuracak güçlü ve özgün bir yorum vardır denilemez. Gumilev ise; yazdıklarıyla adeta çağının ötesine geçer. Bilimsel anlayışıyla çığır açar. Batı merkezli birçok yorumu revize eder. Onun güçlü metinleri sadece geçmiş ve şimdiki zaman için olmayıp geleceğe de çok şey söyler. Her şeyden öte ilmi anlayışı örnek teşkil edecek kadar güçlüdür. Bu nedenle etnogenezle sadece halkların yükselişini düşüşünü anlatmaz. Doğanın ve insanın kurallı yürüyüşünü manidar kılar.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Tarihine Dair Genel Bir Bakış
el-Abûşî lakaplı Tatar kökenli tarihçi Hasan Ata Abeşi, Türk tarihine dair önemli akademik çalışmalar yapması ile ünlüdür. Özellikle de hocası Şihabeddin Mercani’den aldığı eğitim neticesinde tarih alanında önemli yenilikçi bir bakış açısı ile eserler vermiştir. Yaptığı çalışmalarda Türkçe yazma eserler ile Batılı ve Müslüman tarihçilerden kaynak olarak yararlanması eserlerini akademik olarak ön plana taşımıştır.

Ahsen Batur’un çevirisi ile Selenge Yayınları etiketiyle Türkçeye kazandırılmış “Türk Kavimleri Tarihi” başlıklı bu eser, Türk tarihinin erken dönemlerinden itibaren 12. Yüzyıla kadar Türk devlet ve topluluklarına dair önemli bilgiler vermektedir.

İslamiyet öncesi Türk tarihinin önemli devletlerinin siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamlarının teferruatlı bir şekilde ele alındığı görülmektedir. Çalışmada başlık başlık devletler özelinde akademik bir bakışla tarihsel bilgiler okuyucuya verilmeye çalışılmıştır. Yazar, eserinde sadece İslamiyet öncesi Türk kavimlerini değil İslamiyet sonrası önemli bir güç ve yükseliş kaydeden başta Selçuklular gibi devletleri de detaylı bir şekilde ele almaktadır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern Zamanın Surnâme'si
“Osmanlı döneminde padişah çocuklarının doğum ve sünnet törenleriyle padişah kızlarının düğün törenlerini anlatan manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık yazılan eserler” surnâme olarak adlandırılıyor.

Surnâme denilince aklıma ilk önce Seyyid Vehbî’nin yazdığı ve Sultan 3. Ahmed’in oğulları için yapılan sünnet şenliklerini anlattığı eser gelir. Sanatçı Levnî’nin hârikulâde minyatürleriyle bütünleşip anlam kazanan bu eser, şüphesiz Osmanlı el yazmalarının öne çıkan ve en bilinen örneklerinden (18. yy).

Prof. Dr. İskender Pala, yıllardır akademik alanda divan edebiyatı üzerine çalışmalar yapan bir yazar. Şah & Sultan, Od, Mihmandar, Katre-i Matem, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk gibi çok okunan eserlerine son olarak Surnâme’yi ekledi. Yazar, “tarih boyunca zengin bir edebiyat türü olarak geliyor olması, biraz da genç okuyucuya böyle bir geleneğin varlığını anlatmak, hissettirmek” için kitabına bu ismi verdiğini ifade ediyor.

Roman kurgusu, ismiyle müsemma şekilde bir sultanın şehzadeleri için düzenlenen sünnet düğünü etrafında gelişiyor. Doğal mekân olarak payitaht şehri İstanbul’da gelişen olaylar, zaman olarak net bir tarihle ifade edilmese de devlette güç ve iktidar kavgalarının yoğun olduğu ve ekonominin Kanuni dönemindeki gibi parlak olmadığı bir dönemde geçiyor denilebilir. Olaylar, İstanbul’da geçtiği için Fatih öncesi olmadığı muhakkak. Açıkçası yazar için konunun hangi sultanın döneminde geçtiği aslî bir unsur değil:

“…bir kurgu yaptım. Osmanlı'da herhangi bir sultanın düğünü olabilir. Surnâme'nin, düğün kitabı olmak bakımından biraz da sevinç, keyif ve eğlenceye kapı aralayan bir tarafı vardı (…) Kitabı okuyup son sayfaya geldiğinde okurlar bir şeyler öğrenmeli fikrini hep taşıyorum. Osmanlı hayat sistemi içerisinde eğlencenin de var olduğunu ve bunun da belirli bir seviye taşıdığını, bu seviyeyi düşürmek ya da düşürmemek konusunda herkesin kendini sorgulaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bugünkü topluma, 'Sizin atalarınız böyle eğlenirdi', 'Böyle âşık olurdu'yu göstermek istedim (…) Ben bugünkü okuyucuya kendi kimliklerini ve sahip oldukları değerleri, aslında bulundukları aidiyeti, medeniyet kavramı içerisinde yer aldıkları tarafı ve buradan sıçramalar yaparak geleceğe yürüyüşlerinin nasıl olması gerektiğini anlatıyorum.”

Pala’nın bu eseri de diğer eserleri gibi hacimli. 400 sayfalık romanın sonunda, yararlanılan kaynaklar sıralanmış. Bu kaynakçadan, kurgusal da olsa ilgili tarihi dönemi gerçekçi bir şekilde yansıtmak için Osmanlı saray düğünleri, saat yapımı, iktisadi gelişmeler ve paranın değerinde yapılan değişiklikler (özellikle tağşiş konusu), Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si üzerine ciddi bir ön okuma yapıldığını anlıyoruz.

Bu bilgiler, sadece okumakla yetinilmemiş, satır aralarına aşağıda olduğu gibi başarılı şekilde yerleştirilmiş:
“Masada ve duvarlardaki malzeme zenginliğine baktı. Bir saat imalathanesinde olması gereken bütün her şey… Tezgahtaki saate dokundu. Gözü köşede iki parça pamuğa ilişti. Bunlar guguk sesini dinlerken kulağındaki hassasiyeti sağlayan pamuklara benziyordu… Pamuklara uzandı. Kulaklarını tıkadı. Eline iğnelerden birini alıp ses tellerine uzandı. Zamanın içinde dalıp gitti.”

Sayfaları süsleyen başarılı karakalem çizimlerle de okurun zihnine ve gözüne hitap eden bir anlayışla adeta günümüze uyarlanmış bir surnâme ortaya çıkmış.

Kitap, tekmili otuz bölümden oluşuyor. Her bölümün baş kısmında küçük bir hikayecik yer alıyor. Bu güzel hikayecikler, bölüm öncesi biraz “spoiler” gibi. Roman, bir sabah namazı sonrası oluşturulan ve sultanın hazır bulunduğu divan toplantısıyla başlıyor. Sadrazam yönetimindeki ordu, zaferle neticelenen bir seferden dönmek üzere. Sünnet düğününün tertibine ilişkin vazife taksimi, gündemin öne çıkan maddesi. Yükün kime tevdi edileceği önem arz ediyor. Çünkü vazifeyi alan divan üyesi için bu durum, sultan tarafından bahşedilen ve kendi ikbali adına iyi değerlendirilmesi gereken, adeta başarılı bir satranç hamlesi farz ediliyor. Toplantının tam sona ereceği esnada divana acı bir haber ulaşıyor…

Eser, akıcı, anlaşılır ve bilgilendirici bir üslupla yazılmış. Tarihi roman meraklıları için kaçırılmaması gereken bir roman. İleride bir filme konu olması muhtemel eserlerden biri.

İyi okumalar!
Yanıtla
13
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fatih'in İmajı ve Karizmatik Şahsiyeti Hakkında Önemli Bir Çalışma
Fatih Sultan Mehmet sadece Osmanlı tarihinin değil Türk tarihi başta olmak üzere insanlık ve dünya tarihinin en önemli simge şahsiyetlerinden ve hükümdarlarından birisidir. II. Mehmed’in sahip olduğu imaj ve karizmatik şahsiyeti kendi tebaası başta olmak üzere ilişkisi bulunduğu devlet ve toplumları da etkilemiştir.

II. Mehmet Osmanlı’nın bir beylikten bir cihan imparatorluğu haline gelmesinde yaptığı savaşlar, reformlar, bürokratik ve teşkilat hususundaki faaliyetleri Türk tarihinde önemli bir dönüşümü başlatmıştır. Fatih Sultan Mehmet’de bu dönüşümün mimari ve imparatorluğun kurucu hükümdarı olmuştur.

Gizem Magemizoğlu tarafından kaleme alınan bu çalışma II. Mehmed’in yukarıda bahsettiğimiz hususlardan hareketle başta kendi döneminde olmak üzere sahip olduğu imajı teferruatlı bir şekilde ele almaktadır. Eser, başta döneme dair arşiv kayıtları olmak üzere, birincil ve ikincil tarihi kaynaklardan da beslenerek nitelikli bir akademik çalışma hüviyetine sahiptir.

Kaleme alınan bu çalışma Fatih Sultan Mehmet’in hem kendi döneminde hem de daha sonraki dönemde sahip olduğu karizmatik şahsiyeti, iktidarı ve uluslararası imajı hakkında bilgi edinmek için önemli bir referans kitabı olarak kabul edilebilir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Amerikan Kuşları
Julian Barnes'tan Geoff Dyer'a pek çok yazar övmüş Moore'u, övdükleri kadar var. "Öykü hafızası" diye bir şey var Moore'da, "Burada Sadece Böyle İnsanlar Bulunur: Ped-Onk Servisinde Düzenli Olarak Babıldayanlar" öyküsünün başlarında Bebek eve getirilir, pencereden dışarı bakar, "Güle güle dışarısı," der. Uzun bir öyküdür bu. Moore geride neredeyse hiçbir şey bırakmaz, en umulmadık anlarda basit bir ayrıntı olarak kodlanıp geçilen sözleri, nesneleri, düşünceleri tekrar işler. Çok iyi buluşlarla da yapar bunu, tersine adımlama bu kez. Diğer öykülerde de sıklıkla görebileceğimiz türden bir örnek: "Bir başlangıç, bir son: İkisi de yok sanki. Her şey öylece yere inen, içinin her yeri yağmur sularıyla dolu bir buluta benzer. Bir başlangıç: Anne, Bebeğin bezinde bir kan pıhtısı bulur. Hikâyesi nedir? Bunu buraya kim koymuştur? İçinde soluk haki bir damarı olan, büyük ve parlak bir şeydir." (s. 230) Kurmaca tahlili, hikâyeden öyküye geçiş, başı sonu belli bir metnin arayışı. Yolu, istikameti belirleme isteği sırf anlatıcının bir numarası olarak görülebilirdi, Anne'nin hem ünlü bir yazar hem de öğretmen, belki akademisyen olduğunu öğrenmeseydik. Kurgularken dönüp geriye bakmayan, düz yolda basıp giden öykücülerden değil Moore, öyküleri dikkatle okunmalı ki detaylar arasındaki mesafeyi bir anda nasıl aştığı görülsün, işçiliği takdir edilsin. "Müthiş Bir Anne"de belirgindir bu, anneliğin veya çocukluğun zirvesiyle karşılaşmayı bekleriz hikâye boyunca. Bu iki öyküyü bir grupta toplayabiliriz, aslında oldukları yere ait olmayan insanların esas aidiyetlerini ortaya çıkarma uğraşlarını anlatır bu öyküler. Bütün o hastane sürecinin derdi tasası bittikten sonra diğer ailelerle vedalaşan Anne'yle Baba arasında geçen konuşma mesela. Moore'un bir harikası da yarattığı atmosferdir. Evet.

Yol hikâyeleri bir diğer gruptaysa yekün epeydir, Mack ve Quilty'nin karış karış gezdikleri "Daha İyi Yapmak İstediğin" ne hoş öyküdür. "Bazı İnsanlar Hakkında Söyleyebileceğimden Fazlası" bir anneyle kızın örtülü yüzleşmesini anlatır. Şahane öykülerdir bunlar, kitaptaki diğer öyküler de öyle.

Alengirli, yer yer şamatacı üslubu Türkçeye on numara aktaran Eda İşler'e teşekkürler, çok iyi bir öykü kitabı okudum sayesinde.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir