Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
-kitabın gizeminde var olmuşçasına...
Polisiye türünde beni en çok etkileyen şey, uyarlamaların çoğunun orijinal hikayelere ne kadar yakın olduğudur. Ahmet Ümit’in kendi kulvarında ayrı bir özgünlüğü olduğunu düşünürüm hep. 'Kayıp Tanrılar Ülkesi'de bu düşüncemi pozitif etkileyenlerden. İçine sürüklendiğimiz macerada cinayet ayrıntıları o kadar tanıdık ve bir o kadar da merak uyandırıcı anlatıldı ki kitabın gizeminde var olmuşçasına yanından ayrılamadım.

Zeus sunağı hakkında verilen bilgiler, yapıtın nasıl gün yüzüne çıkarıldığı ve Berlin’e nasıl götürüldüğü ile ilgili gerçekler bugüne kadar araştırmadığım ama muazzam bir araştırma isteği duyduğum konu oldu. Sadece bu bilgiler için dahi, Kayıp Tanrılar Ülkesi'nin ciddi anlamda takdiri hak ettiğini düşünüyorum.

Irkçılık, yabancı işçilerin ötekileştirilmesi, göçmenliğin manevi ağırlığı, Berlin duvarının yıkımı ve bunun daha büyük ekonomik ve sosyal yıkımlara sebep olunması hususunda da akıcı sahnelere yer verildi. Şahsen bir film gibi tahayyül etmemin sebebini okuduğunuz zaman daha iyi anlayacağınızı umuyorum. Hikayelerin odak noktası, verilmek istenenin kesinliği ve karakterlerin enerjisi teker teker parlayıverdi. Hikaye genel olarak iyi, bize Ahmet Ümit’in genel bilgileri harmanlayabilme, dedektif yönü ve bunları keyifle okutabilme yeteneğini bir kez daha gösterdiğini içtenlikle söyleyebilirim.

Mitoloji, arkeoloji, felsefe, polisiye türlerin hepsine hakkını vermekle kalmayıp, Ölmez ailesi, cinayetleriyle verilen kurgunun bu hikayeyi yıllar sonra bile bu isimlerle hafızama kazıyabileceğim ironiye sahip olmasını da ayrı bir zeka ürünü olarak görüyorum. Bence Türk yazarlar arasında bu şimdiye kadar yazılmış en iyi dedektif hikayelerinden biriydi. Başkomiser Yıldız ve yardımcısı Tobias’ın karakterize edilişi, hikayelerin içeriği ve yapısı iyi tasarlanmıştı, bu yüzden genel olarak bu karakterleri okumaktan da keyif aldım. Ahmet Ümit’in kaleminin farklı bir özelliği var ve bu şüphesiz tüm eserlerini, okunmaya değer mücevherler yapıyor. İşin doğrusu normalde okuduğum bir tür değil ama yavaş yavaş beni etkisi altına alıyor ve bu türe hayran olup daha uzun süre devam etmem için doğru romanlar seçtiğimi düşünüyorum. Bu türe müptela olanlara da, ucundan bucağından yeşil ışık yakanlara da önerebileceğim bir romandır. Keyifli okumalar diliyorum.
...

‘Kendimize dönmeliydik, en masum halimize.’
Yanıtla
17
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Multidisipliner Bir Tarih Çalışması
Eserde Hazar Denizi çevresinde anlatılan tarih, sadece toplumsal temeller üzerinden değil, aynı zamanda insanlar ve coğrafyanın etkileşimi ve coğrafyanın halkların kaderi üzerindeki etkisinden yola çıkılarak çok boyutlu olarak ele alınmaktadır.

Eser M.Ö II. yüzyıldan itibaren yakın bir döneme kadar Hazar Denizi çevresindeki halklara dayanmaktadır. Kavramsal şemalar çizen yazar, kitabı coğrafi davranış, tarihin etnolojiyle ilişkisi ve etnogenezde insanın yeri gibi temaları aracılığıyla geniş bir kavramsal çerçeve çizmektedir.

Gumilev, çalışmalarında sadece Hazar halklarının tutkulu dürtülerine değil, aynı zamanda coğrafi koşulların insan ilişkilerini nasıl etkilediğine de odaklanıyor.

Gumilev'in bu çalışması, Hazar ve özellikle de Avrasya uluslarının oluşumunu anlamak için kaynak eser olma değerine sahiptir.

Gumilev, Avrasya halklarının ortaya çıkışını, diğer halklarla bir araya toplanmasını, ayrışmasını, tarihsel bir bakış açısıyla çöküşünü ve Hazar kıyılarında binlerce yıldır yaşayan halkların ulusal kökenlerinin oluşumunu anlatıyor. Coğrafya, ilgili araştırma sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Hazar Denizi çevresinde iklim değişikliğinin neden olduğu göç akışları ve bu akışların neden olduğu etkileşimler coğrafi olarak incelenmektedir. Kitap; tarih, siyaset, sosyoloji ve coğrafya alanlarında bir çalışma kaynağı oluşturmaktadır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empati yoksa, yaşam enerjimiz noksandır.
Bu kitap; edebiyat ve roman kategorisinde olup, 255 sayfada, 33 bölüm şeklinde yazılmıştır. Sanatın inceliği ve anlatımın gücü burada ortaya çıkıyor. Romanınızda kurgusal bir karakter yaratıyorsunuz ve sanki onun içinde yaşıyormuş gibi, yaşamın doğal akışına uygun betimleme, imgeleme ve duygusal zekâ örnekleri sergiliyorsunuz.

Romanın kahramanı Melody; beyin felci geçirmiş, 11 yaşında, konuşamayan, yürüyemeyen ve yazamayan bir kız çocuğudur. Tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürmek zorunda olsa da; düşünme, akıl yürütme, yorumlama gücü, duygusu, muhakemesi, kıyaslama yetisi, zekâsı, kendisinden yaşça büyüklerden bile daha ilerdedir.

Anlatımda merhamet, sevgi ve dayanışma öğretisi kendisini hissettirse de; öncelikli amaç, toplumsal ve sosyal modelleme, sorun, arıza ve olumsuzluklar karşısında sağduyuyu koruma, sükûnetli bakış, sempatik görünme, empatik yaklaşmaktır. Ve böylece yetişmekte olan gençlere, rol model sunmaktır.

Yaşam günlüğü tarzındaki anlatımlar arasında; doktorlarla iletişim dönemi de vardır. Anne karakterinin, doktorun moral bozucu, olumsuz tespitleri karşısında; Melody’ye olan sevgi ve ilgisini ortaya koyması, yalnızca anne şefkati olarak kabul edilemez.
27. sayfada doktora hitaben sarf edilen şu sözler dikkat çekicidir: "Doktor konuşmasını daha bitirmemişti. Broşürü sinirle çöp kovasına fırlatıp, “Biliyor musunuz” dedi. “Bence çok soğuk ve duygusuzsunuz. Umarım hiçbir zaman bir engelli çocuğunuz olmaz. Muhtemelen onu, çöpünüzle birlikte kapının önüne koyarsınız” “Ve dahası var” diye devam etti. “Bence yanılıyorsunuz! Duvarlarınızdaki gösterişli diplomalarınıza rağmen Melody, sizinkinden daha ileri bir zekâya sahip.” “Sizin için her şey kolay. Tüm fiziksel becerileriniz sorunsuz çalışıyor. Anlaşılmak gibi bir kaygınız hiç olmamış. Tıp dereceniz var diye, çok zeki olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?”…

Davranış bilimleri ve psikolojiye vakıf olmanın; insani olgunluk, doyum ve toplumsal beka için ne kadar önemli bir etken olduğu, bu diyalogdan anlaşılıyor. Hekim olarak hastaları tedavi edebilirsiniz, avukat olarak, insanların savunabilirsiniz, hakim/savcı olarak; maddi gerçekliğin ortaya çıkması için yoğun çaba harcayabilirsiniz, bir üretici, bir satıcı, bir öğretici olabilirsiniz. Karışık duygu/düşünce ve beklentilerle yoğrulmuş, davranış ve fiziksel engelleri de olabilecek insanların “sorun, özlem ve isteklerini” anlama çabasına girip, bunu da karşımızdakilere hissettirmediğimiz sürece, insani ilişki, iletişim ve etkileşim yarım kalacaktır. Hakkını verme, empati yapma, bencillikten arınma gibi hassas değerler, hep kesintiye uğrayacaktır.

Her kitabın içinde; doğrudan, dolaylı ve kurgusal olarak, olumlu/olumsuz örneklerin sergilendiği dünyalar saklıdır. Biz ise ufkumuzun yüceliği, gönlümüzün derinliği ölçüsünde uzanıp alır ve o hakikati benliğimize dahil ederiz. Her kitabı ve içeriğin tamamını beğenmek zorunda değiliz. Orta bir yerlerde, hiç ummadığımız bir cümle, bizi sarsabilir, bakış yönümüzü değiştirebilir.

Zihinsel/düşünsel/bedensel olarak sağlamlık düzeyimizi biz kendimiz ölçemeyiz. Fakat yarın ne olacağımızı da bilemeyiz. Bu tür öyküler/romanlar/anılar; bizi yaşama hazırlar ve öteki olarak mesafeli durduğumuz insanları da anlamayı öğretir, dünyalarına yakınlaştırır.

Her ne kadar kitap gençlik serisinden yayınlansa da her yaştan insanın ilgisini çekebilecek nitelikte.

Verimli okumalar dilerim.


Yanıtla
20
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkmenler Hakkında Konunun Uzmanlarından Makaleler
Türkmenler, tarihi süreç içerisinde Orta Asya'nın derinliklerinden Avrupa içlerine kadar ulaşmış ve yaşam alanı bulmuş ender topluluklardan birisidir. Onların yüzyıllarca süren bu nüfus hareketleri birçok medeniyeti ve topluluğu şekillendirmiş ve yeni bir biçim vermiştir.

Türkmen zümreleri, Asya, İran, Anadolu ve Balkanlar olmak üzere muhtelif coğrafyalarda siyasi teşekküller kurmuş, kendi kültürlerini ve geleneklerini buralara taşımış ve medeniyet kurucu bir topluluk olmuştur. En nihayetinde tarihe geçen Selçuklu ve Osmanlı gibi cihan devletlerinin kurucu tebası olmuştur.

Selenge Yayınları tarafından yayınlanan bu eser, Türkmenler hakkında kaleme alınmış makalelerin bir derlemesinde oluşan özel bir çalışmadır. Tarih akademisinde Türkmenler üzerine çalışmalar yürüten Yuri Bragel, William Irons, Paul Georg Geiss, James J. Reid, Philip Carl Salzman, P. A. Andrews, Laurence Pete Morris, Andre Singer ve Ron Sefa gibi uluslararası çapta akademisyenlerin makaleleri bu çalışmada yer almaktadır.

Eser, Türkmenler'in gelenekleri, düşünce yapıları, sosyal ve ekonomik yaşamları, siyasi varlıkları ve daha pek çok hususiyetlerini derinlemesine inceleyen çalışmaları bir araya getirmesi bakımından derli toplu bir çalışma olarak önem kazanmaktadır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Sahilde Kafka": Heyecanlı Bir Serüven...
1949’da Japonya’nın Kyoto şehrinde doğan Haruki Murakami’nin babası Budist bir din adamı, annesi ise bir tüccarın kızıdır. Gençliğini Kobe’de geçiren Murakami, üniversiteyi Tokyo’da Vaseda Üniversitesi’nden drama eğitimi alarak tamamladı. Eşiyle birlikte bir süre caz bar işleten yazarın kitaplarında, kahramanları vasıtasıyla okuruna sunduğu klasik müziğin kaynağının nereden geldiği de anlaşılabiliyor.

Bir beyzbol maçı izlerken roman yazmaya karar verdiğini söyleyen Murakami, Batı edebiyatıyla yakından ilgilenmiş; sürrealizm, postmodernizm, realizm, büyülü gerçekçilik, bildungsroman, pikaresk roman tarzlarında yazdığı romanlarla Japonya’da birçok ödülün sahibi olmuş. Birçok dile çevrilen kitaplarıyla popüler yazarlar arasına girmiş. Yine yazdığı bir romanı senaryolaştırarak beyaz perdeye aktarmış.

Sahilde Kafka, birçok okurun hızlıca okuyup bitirdiği, ancak sonunda biraz hüsran yaşadığı bir roman. Evet, ben de seri bir şekilde okuyup bitirdim, ancak sonunun hüsran olduğunu söyleyemem. Temelde insanın var oluş mücadelesi içinde birçok badireler atlattıktan sonra bazen başladığı noktaya geri dönüşünü ama bu dönüşünde farklı, olgunlaşmış bir benlik algısıyla dönüşünü bir kurgu eşliğinde işlemiş yazar. Başkahramanın evden kaçışı ve sonunda tekrar eve dönüşü; işte bu yolculuğun anlatısı.

Romanda pek çok kahraman var, ancak 15 yaşındaki Kafka Tamura başkahramanımız. Diğer önemli kahramanlar Nakata, Hoşino, Oşima ve Saeki Hanım ve bir de Karga –Çekçede Kafka, karga demek- adlı delikanlı (Hayali biri de olabilir; Kafka’nın üstbenliği de olabilir.) Hepsinin arka planında hayata aykırı düşmüş yönleri var. 15 yaş itibariyle babası tarafından lanetlenmiş olan Kafka’nın bu lanetiyle yazar, bizi Freud’un da Oedipus Kompleksi (Karmaşası) diye adlandırdığı Kral Oedipus’un mitolojik anlatısına götürüyor. Bu nedenle “Sahilde Kafka”yı okumayı düşünenlere, okumadan önce Sophokles’in “Kral Oedipus”unu okumalarını tavsiye ediyorum.

Kafka Tamura, birçok yönden doğal kabul edilmeyen olaylarla çevreleniyor. Bu noktada insanın kafası karışıyor, sahip olduğu genel ahlak kaideleri çerçevesinde okuduklarıyla çelişkiler yaşıyor. Romanda ensest ilişki, eşcinsellik, cinsellik fazla vurgulanarak normal ile normal olmayan, hayal ile gerçek arasına sıkıştırılmış durumda.

Kitapta Rus yazar Anton Çehov’dan bir alıntı var: “Eğer öyküde bir tabanca geçiyorsa sonunda mutlaka patlaması gerekir.” Oysa, kitapta birçok soru işareti bırakmış yazar. Bu yönüyle de eleştirebilirim. Mesela, Nakata’nın çocukluğunda başına gelen olayın nedeni belirtilmemiş. Sonradan da anlaşılabilir cinsten değil. Hiçbir şekilde çıkarım yapamıyorsunuz, muamma olarak kalıyor. Böylesi patlamamış tabancaları görüyorsunuz romanda. Yazarın kullandığı metaforlar daha doğrusu metafor yağmuru diyelim, büyülü gerçekçiliğin ya da fantastik gerçekçiliğin sonucu demek biraz hafif olur. Roman boyunca peşinizi bırakmıyorlar. Farklı âlemler, rüyalar, giriş taşı, âlemler arası yolculuk, iyiler ve kötüler, arafta kalanlar vs. bitmiyor, sonu gelmiyor. Büyülü gerçekçilikte yazar, bir metafor kullandığında bunu okura ne için kullandığını sezdirir; ancak, Murakami’de bu yönden bir nebze cimrilik var diyebilirim. Bir anlamda el yordamıyla anlamaya ve kavramaya, zihninizde bir yerlere oturtmaya çalışıyorsunuz.

Diğer yönden Nakata ve Hoşino’nun yolculuğu ya da yoldaşlığı beni gerçekten etkiledi. Nakata’nın nezaketi ve saflığı, yıllarca her türlü sorumluluktan kaçan Hoşino’yu değiştirip dönüştürüyor. Onun hayatına bir anlam katıyor. İkisinin arkadaşlığı, insanın içini ısıtıyor.

Kedileri çok sevdiğini söyleyen yazar, romanlarında kedileri de kullanıyor. Bu romanda da kedilere yer vermiş Murakami. Başlangıçta kedilerle konuşabilen Nakata’nın bu özelliği, sonrasında Hoşino’ya da geçiyor.

Yazarın müzik sevdasını “Sahilde Kafka” romanında da görüyoruz. Kahramanları vasıtasıyla bize bu romanda özellikle klasik müzik bilgisi ve konseri vermeden geçmiyor.

Yazar, kitapta farklı anlatıcılara yer vermiş. Bazen kahraman anlatıcı, bazen gözlemci bazen de ilahi anlatıcı sözü alıyor. Bu anlamda ustalıklı bir üslup oluşturmuş. Kahramanları birçok açıdan izleyebiliyorsunuz. Sizi okurken fazla yormayan, sade bir dil akışı ve cümle yapısı kullanmış. Böylelikle akıcılığı sağlamış.

Kitapla ilgili spoiler vermemek adına fazla detaya girmek istemiyorum. Eğer Haruki Murakami’den bir kitap okumadıysanız (bence 18 yaşını da aşmışsanız) bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Tabii yazarın üslubu gereği sonunda bazı soru işaretleri kalacağını göze alıyorsanız, heyecanlı bir serüven sizi bekliyor olacak.

Keyifli okumalar...
Yanıtla
16
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tebriz Türk Masalları
Bu kitap Dr. Seçkin Sarpkaya’nın doktora tezinden yararlanılarak hazırlanmış kapsamlı bir inceleme. Benim için çok öğretici ve etkileyici bir okuma olduğunu söylemeliyim. Hem masal çözümlemesi hakkında fikir edindim hem de Tebriz Türk masallarına eşsiz bir yolculuk yaptım.

Kitapta, Tebriz Türklerine dair 80 masal metninin analizi bulunmakta. Giriş kısmında bizi masala dair geniş bir genel kültür ve kaynak hazinesi karşılıyor. Devamında ise incelenecek masalları hangi yöntem ve şekillerde ele alacağını aktarıyor.

Ayrıca kitabın son bölümünde bu masallardan 50 metinlik bir seçki derlenmiş. Kitabı okuyacak kişilere önce son bölümdeki metinleri okumalarını ve onlar hakkında önceden fikir edinmelerini öneririm. Böylelikle ikinci bölümde yer alan, masalların yapı ve içerik özellikleri kısmı daha iyi özümsenebilir.

Bu çalışmanın ortaya çıkma aşamasını ilham verici buldum. Yazarın, süreç boyunca karşılaştığı güçlüklerden bahsetmesi de kültürel bazı detaylara ışık tutuyor. Masallar sözlü edebiyatın önemli bir dalı olmakla birlikte bu kitapta onlar sayesinde sosyo-kültürel detaylara da ulaşılabilmekte.

Söz konusu metinlerin bu denli derinlemesine incelenmesinin literatüre büyük bir katkı olduğu kanaatindeyim. Ne demişler; söz uçar, yazı kalır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Selçuklu Ordusunun Silahlarını Konu Edinen Ödüllü Bir Eser
İbrahim Duman tarafından kaleme alınmış olan bu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti'nin kısa sürede yükselişinin arkasında yatan askeri gücün, sahip olduğu silah teknolojisini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Selçuklu ordularını başarılı kılan ve iktidarın gücünü arttıran savaş aletleri, kuşatma ve savunma gibi önemli hususlar ana kaynaklardan hareketle akademik bir titizlikle ele alınmıştır.

Yazar, esere giriş mahiyetinde Selçuklu öncesi eski Türk devletlerinde kullanılan savaş aletlerini ele almakta ve başta arkeolojik buluntular olmak üzere tarihi kaynakları incelemektedir. Bir diğer başlıkta ise, İslami dönemin başlaması ile birlikte gelişen Arap-İran medeniyetinin oluşturduğu askeri güce ait oklar, yaylar, hançerler, mızraklar, gürzler ve diğer savaş aletlerinden bahsetmektedir.

Eser bu alanda yapılmış en nitelikli akademik çalışmalardan birisidir. Özellikle de dönemin ana kaynakları göz önünde bulundurularak, Selçuklu ordusunun kullandığı silahlar ve bu silahların üretimi ve kullanımı noktasında açıklayıcı bilgiler verilmektedir.
Yanıtla
0
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bosna Savaşı’na Uzanıp Giden Bir Hikâye
Dün gibi aklımızda. SSCB dağılmış, duvarlar bir bir yıkılmıştı. Balkanlarda da irili ufaklı birçok devlet bağımsızlığını kazanmaya başlamıştı. 1 Mart 1992’de yapılan oylamayla Bosna Hersek bu kervana katılıp Yugoslavya’dan ayrılmış ve buna karşılık 27 Mayıs’ta Sırpların tertiplediği ve çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği bir patlamayla savaşın zemini hazırlanmıştı. 2 milyon insanın yaşadıkları yeri terk etmesine ve 300 bin insanın ölümüne neden olan bu savaş, ancak 14 Aralık 1995’te imzalanan Dayton Barış Antlaşmasıyla sona ermişti. Ülkenin başkenti Saraybosna, 1425 gün boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında tutulmuştu (5 Nisan 1992 - 26 Şubat 1996). Bombardıman altında tutulan şehirde insanlar, çöken altyapıya, su, elektrik ve gaz yokluğuna rağmen hayata tutunmaya çalışmıştı. Sırp keskin nişancılar, içlerinde çocukların da olduğu yüzlerce masum sivili acımaksızın öldürmüştü.

Miss Sarajevo, bizi, yakın tarihin bu vahşet ve utanç dolu yıllarına götürüyor.

Yazar Ingrid Thobois, Sirvins ailesi etrafında kurguladığı kitabında, ailenin erkek çocuğu Joaquim’in gözünden ve iç dünyasından hayatı nasıl sorguladığını, nasıl yorumladığını, yaşadıklarının onu nasıl etkilediğini anlatıyor. Eser sayfaları, zamanda ve mekanlarda git-gel’ler yaparak ilerliyor. Başka bir ifadeyle kurgu, kronolojik bir sıraya göre gitmiyor.

Bosna savaşının başından sonuna yaşananlar, farklı karakterler üzerinden anlatılıyor eserde. Bir yanda kuşatmanın ilk günlerinde Kosma ve Ludmilla’yı buluyoruz. Kuşatmada gazetecilik mesleğini ifa etmeye devam eden Vesna, çarpışmalarda ön saflarda yer alan Zladko, evlerine kapanmak zorunda kalan Inela, Bosna’nın Romeo ve Juliet’i olarak bilinen Admira ve Bosko, kısıtlı imkanlarla oradan oraya koşuşturan BM personeli ve diğer yanda Joaquim’in aile üyeleri.

Yazar, kitabı hakkında şunları ifade ediyor: “-Miss Sarajevo- yeniden oluşum, canlanmanın hikayesi. Ölmek istediğine inanan, yaşamayı beceremeyen bir gencin hikayesi... 90'lı yıllarda Bosna Savaşı'nın tam ortalarında bu genç, Sarajevolu bir ailenin yanına sığınır. İçinde bulunduğu durumun tam tersine yaşamın anlamını sorgulamaya başlar... Ölüm ve yaşam; iki seçim arasında kalır. Bu roman aynı zamanda hayatın ve tarihin en karanlık alanlarında bile her zaman yaşam; oksijen, ışık arayan bireylerin büyük gücüne saygı gösteriyor. Savaşın tam ortasında bile olsa, sabah uyanmak, yatağını yapmak, giyinmek, hatta güzellik yarışmasına katılmaktan daha doğal ne olabilir...”

Thobois, gezmeyi seven bir ailenin kızı olarak dünyada birçok ülkeyi gezmiş. Hayatında ilk Türk kahvesini, henüz 6 yaşındayken Topkapı Sarayı gezisinde içmiş. 21 yaşında Balkanları, Türkiye’yi, İran’ı Hindistan’ı ve Sri Lanka’yı dolaşmış. 23 yaşında Fransızca öğretmek üzere Afganistan’a gitmiş. Orta Asya’dan Afrika’ya dünyanın pek çok ülkesine gitme fırsatı bulmuş. Miss Sarajevo’da satır aralarında bu hayat tecrübelerinin izlerine rastlıyoruz. Joaquim’in özellikle Saraybosna günlerinde yaşadıklarının, yazarın iş tecrübelerinden büyük ilham aldığını görmemek mümkün değil.

İyi okumalar!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aylak Adamın aşkı arayışı...
Romanda hiç çalışmadan yaşayabilmesine yetecek kadar geliri olan ve ne iş yaptığını soranlara "aylak" olduğunu söyleyen bir adamın, gerçek sevgiyi yaşayabileceği bir kadını aramasını anlatıyor yazar.

Çalışmasına gerek olmadığı ve zengin sayılabilecek kadar geliri olmasına rağmen oldukça sıradan bir hayat yaşayan aylak adam, günlerini hep bu kadını aramakla geçiriyor.

Romanın ilerleyen bölümlerinde, yazar beraber olduğu ve "acaba aradığım kadın o mu?" diye düşündüğü kadınlarla yaşadığı ilişkilerde genel insan davranışları, kalıpları ve baskıları altında kalınca hayal kırıklığına uğramaktan kaçamıyor.

Romanda dönemin kadın-erkek ilişkisi kalıplarına ve bu kalıplarla toplum baskısının kadınla erkek arasındaki sevgiyi nasıl kötü anlamda etkilediğine sık sık vurgu yapılıyor. Günümüzde de aynı sorunların devam ettiğini görmek, toplumların aslında kalıplarından kolay kolay çıkamadıklarını anlamak açısından önemli.

Yazar, romanın ana karakterinin çocukluğunda yaşadığı travmatik aile sorunlarının yetişkinlik döneminde onu nasıl etkilediğini oldukça net bir şekilde ortaya koymuş. İlk başlarda ana karakterin bazı davranışlarına anlam verilemese de, romanın ilerleyen bölümlerinde çocukluk dönemi anlatılınca durum netleşiyor.

Kitabın bazı bölümleri ağır psikolojik anlatımlar içerse de genel olarak akıcı bir roman.

"Yaman adamdı bu dilenci. İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu." (s.54)

"Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamaya çalışana hoşgörülü diyoruz." (s.140)
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
...her karakterine vermesi gereken mesajı meşale gibi taşıtan Harper Lee'ye, sevgilerle.
Bülbülü Öldürmek, 1960'ların Amerika'sında kelimenin tam anlamıyla eşitlik ve insan hakları çığlıklarıyla dolup taşan bir zamanda yayınlanan, dönüm noktası niteliğinde, ırkçılık karşıtı bir manifesto. İnanıyorum ki bu kitap ders olarak verilseydi tarih, hukuk, vatandaşlık ve pedagoji alanlarına çok doğru bir örnek teşkil ederdi.

Küçük Scout, abisi Jem, babası Atticus, komşuları Boo Radley, Tom Robinson ve Scout ile Jem'in küçük dostları Dill üzerinden aktarılan sade, naif üslubuyla muazzam bir kitaba imza attı, Harper Lee. Baş karakterleri Finch'lere annesinin kızlık soyadını vererek onları daha anlamlı bir parçası haline getirmeyi de ihmal etmedi. Hatta Dill karakteri de Lee'nin çocukluk arkadaşı Capote'den esinlenerek ortaya çıkmış. Alabama'lı beyaz bir kadın yazarın ki, bu cümleye başlarken kullandığım kelimelerin o zor zamanlarda tek başına kullanıldığında bile ne kadar cüretkar bir kombinasyon oluşturduğunu tahmin edebiliyoruz, daha adil ve insancıl bir toplum için taşını zarif bir şekilde yerine yerleştirmeyi amaçlayarak, görevini layıkıyla yerine getirdi. Irkın ötesini gören ve insanlarda iyiliği bulan, ayakları soğukkanlılıkla yere basan adil bir adam olarak Atticus'u, kimden ilham aldığını merak ediyorum Lee'nin. Açıkçası çocuklarının gözünden başlangıçtaki aktarımı beni duygudan duyguya sürüklerken, kitabın sonuna doğru Atticus'un ismi geçtikçe karakterine olan hayranlığımla gözlerim doldu.

Scout, Jem ve Dill şahit olmak zorunda kaldıkları boylarından büyük olaylara getirdikleri masum fikirleriyle kalbimi ısıttılar. Bu hikayede yetişkin ve hayatının ona birçok yönden eksik sunulmasına ve hatta masumiyeti ispatlanarak gösterilen delillerle kanıtlanmasına rağmen ölüm cezası alan, Tom Robinson da masumdu. Atticus, onun için hayal edilemeyecek ahlaki yoksunluklar içinde, fakat cesaretle, dokunaklı savunmasını yaptı. Bu üzücü hikayenin tüm tatsız anları Scout tarafından o kadar naif, kırılgan ve bazı yerlerde tebessümü kaçınılmaz kılarak anlatıldı ki, belki de bu hikayeyi yetişkin bir karakter aktarıyor olsaydı sonuna kadar okumayı sürdüremeyebilirdim. Mesela bebeklerin nasıl dünyaya geldikleri konusunda; 'Dill'in duyduğu, tüm bebeklerin olduğu sisli bir adaya kürekle geçtiği teknesi olan bir adam vardı ve bir tane ısmarlayabiliyordun-Bu bir yalan Halam Tanrı'nın onları bacadan ittiğini söyledi. En azından ben öyle düşünüyorum' gibi muzip yorumları çok tatlıydı.

Kitabın ismi de en az sırtladığı mesaj kadar manidardı. Aslında kitabı okumaya başladığımda bir yerinde bu isimle ilgili bir eylem olacağını düşünmüştüm. Dolaylı olarak oldu da...
'Karatavuklar bize hiçbir şekilde zarar vermezler, sadece biz onları duyalım diye cıvıldarlar. Bahçelerimizi bozmazlar, bitkilerimizi yemezler, hiçbir şey istemeden sadece şarkılarıyla hayatımızı güzelleştirirler. Bu yüzden karatavuk öldürmek günahtır.'

Atticus, çocuklarına nazik davranmayı, insanları karakter ve şekilleriyle değil oldukları gibi görmeyi ve seçimlerine saygı duymayı öğretti. Bir ebeveyn olarak onların çocuksu benliklerine duyduğu saygıya hayran kaldım.

Lee'nin romanı bütünüyle ırkçılık, önyargılar ve zamanın toplumunun temsili gibi temalar için edebiyatın temel taşlarından biri. Önyargı, aile, toplum, nezaket ve hassasiyet ya da adaletsiz bir dünyaya onurlu bir tepki ve daha nicesi gibi pek çok konuyu kapsadığı için, esasen bunlardan biri üzerinde durarak romanı yorumlamak yerine, hepsinin mükemmel bir aynası olduğunu özetlemek daha doğru olur. İsmi geçen her karakterine vermesi gereken mesajı meşale gibi taşıtan Harper Lee'ye, sevgilerle.
Yanıtla
13
1
Destekliyorum  1
Bildir