Saygın bir Eser: Semerkand’ın Altın Şeftalileri...
Edward Hetzel Schafer, sırasıyla UCLA, Havai, Harvard, Berkeley üniversitelerinde eğitim almış, Çin tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla otorite kabul edilen bir akademisyen. Berkeley kadrosunda öğretim üyeliği hayatına devam eden Schafer, bir düzineden fazla kitap ve yüzden fazla makale kaleme alarak üretkenliğini ortaya koymuş.
“Ben maddi kültür ile alakalı Orta Çağ Çin edebiyatı metinlerine hususi ilgi duyan bir filoloğum. Standartlarımı ve değerlerimi el-Biruni, Agricola ve hatta Chaucer gibi alimlerin öğrencisiymişim gibi belirledim. Esasen her şeye burnunu sokan bir ‘tarihçi’ ya da haddini bilmez bir ‘linguist’ olarak hatırlanmaktansa kabiliyetsiz bir filolog olmayı tercih ederdim. Ama gel gör ki, her iki şekilde de anıldım.”
Kitaba konu olan Tang hanedanı, 618-907 yılları arasında Çin’i yönetmiş, ülkeye çok parlak bir dönem yaşatmayı başarmıştır. Bu hanedan zamanında, ülke toprakları genişlemiş, Göktürklerin de içinde olduğu birçok komşu ülke, vergiye bağlanmıştır. İpek yolu sayesinde Çin, o dönemlerde büyük bir ekonomik merkez haline gelmiştir. Kitabın da temel odak konusunu, adına yansıdığı üzere bu dönemdeki uluslararası ticaretin detayları oluşturmaktadır. Türk okuru açısından ise satır aralarında anlatılan Türk kültürüne ve İslamiyet öncesi Türk tarihine dair dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır.
Eserin ilk bölümü, Tang hanedanı hakkında kısa bilgilerle başlıyor. O dönemde ecnebiler, ecnebi iskân yerleri, deniz ve kara üzerinden işleyen ticaret yolları ayrı başlıklarla işleniyor:
“Büyük İpek Yolu, Kuzeybatı Çin sınırından başlayıp Gobi Çölü hududunca uzanır, Semerkand, İran ve Suriye'de nihayet bulurdu. Yumen Geçidi ötesinde hiç de cazip olmayan başka yollar da vardı. Kervan yolları bazen insan ve yük hayvanlarının iskeletleri ile tespit edilirdi. Mesela Tun-huang'dan Turfan'a uzanan, Beyaz Ejder Kumtepeleri ile bir bölümünde kadim Lobnor Gölü tuz kabuklarının bulunduğu güzergâh pek korkunçtu…” (s. 39)
“Ch'ang-an yaklaşık iki milyon vergi mükellefiyle uzun ırmaklar ve kanallar ağının diğer ucunda bulunan Kanton'dan on kat daha kalabalıktı. Payitahtın ecnebi nüfusu nispeten yoğundu. Bu beynelmilel unsurlar güney limanlarından oldukça farklı bir yapı arz ediyordu. Söz konusu topluluğun esas kitlesi kuzeyliler ve batılılardan müteşekkildi: Türkler, Uygurlar, Toharlar ve Soğdlar; buna karşın Kanton'un sakinleri ise Champalar, Kmerler, Javalılar ve Seylanlılardan ibaretti. Bununla birlikte her iki şehirde de pek çok Arap, Fars ve Hindu bulunuyordu.” (s. 49)
“İki payitahtta da Türk ve Doğu İran kıyafet modasını takip etme eğilimi mevcuttu. Tang Hanedanı zamanında kadınlar ve erkekler dışarıya çıktıkları vakit, özellikle de at sırtında ‘barbar’ başlığı takarlardı. Aristokrat sınıfa mensup kadınlar VII. yüzyılın başlarında başlık ile peçeyi birlikte kullanmayı tercih ederler, bir nevi kaftana ise "mi-li" adını verirlerdi. Mağrur kadınların yüzleri ile bedenlerinin büyük kısmını kuşatan bu esvap gizemlerini korumaları ve gözleriyle kendilerini süzen magandaların bakışlarından sakınmaları hususunda onlara yardımcı olurdu...” (s. 61)
Sonraki bölümlerin tamamında ticarete konu olan tüm unsurlar hakkında çok kapsamlı bilgiler veriliyor. Bu kapsamda öncelikle insan, nâm-ı diğer eşref-i mahlukât konusu ele alınıyor: Tutsaklar, köleler, rehineler… Sonrasında at, deve, koyun gibi evcil hayvanlar ile fil, leopar, aslan gibi vahşî hayvanlar, kuşlar işleniyor.
“Kalabalık gasıp Çinlilerin yedi iklim dört bucaktaki barbar ordalarını temizledikleri VII. yüzyıl boyunca çok sayıda erkek zorla köle yapılıp savaş tutsağı olarak Çin'e gönderildi. Bunlar arasında en büyük zümreyi Türkler teşkil ediyordu zira Moğolistan bozkırları ile Doğu Türkistan çöllerinden binlerce esir alınmıştı. Ayrıca Mançurya ve Kore halkları da Çinlilerin eline düşmüş ve Göğün Oğlu ile dalkavukları için zahmetli işlerde çalıştırılmaya gönderilmişlerdi...” (s. 79)
“Kuzeydeki Türk boyları T'ang atlarının asıl membaı idi. Çok yönlü ve güzel atları çiftleştiren bu boylar, uzun yolculuklara dayanıklı, avlanmak için emsalsiz ve Hun bozkırlarının sabık ustaları tarafından uzun yıllar önce ehlileştirilmiş, kadim tarpana benzeyen bir hayvan elde etmişlerdi. Türk atları o kadar önemliydi ki mütekebbir Çinliler hararetle ihtiyaç duydukları bu hayvanları elde edebilmek için pek çok hususta mütevazı davranmaya icbar olmuşlardı…” (s. 115)
Kürk ve tüyler, dokumalar, kitaplar, besin maddeleri, bitkiler ve ağaçlar, ilaçlar, sınai maddeler, mücevherat, metaller bu kapsamda diğer başlıkları oluşturuyor.
Birçok dünya diline çevirisi yapılan “Semerkand’ın Altın Şeftalileri”, alanında, dünya çapında bilinen saygın bir eserdir. Bu başyapıtın Türkçe’ye kazandırılması, Selenge Yayınları’nın ülkemize önemli bir kültür hizmeti olarak nitelendirilebilir. Akademik titizlikle yapılan çevirisi ve not eklemeleri için Dr. Serkan Acar, ayrıca bir övgüyü hak ediyor.
Faydalı bir okuma olması dileğiyle!