Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir
Alberto Manguel’e sevgim, saygım, hayranlığım malumunuz. Tanpınar’ın izinde kendisinin meşhur beş şehrini (Ankara, İstanbul, Erzurum, Konya ve Bursa) gezip anlattığı bir minik seyahatname olan bu kitabını okumayı özellikle erteliyordum; hayal kırıklığına uğramaktan korktuğumdan değil de çok seveceğimi düşündüğümden, ancak öyle olamadı maalesef.
Manguel’e belki çok kızmamak lazım, malum biz kültürüne, tarihine, kent hafızasına pek sahip çıkmayı becerebilen bir millet değiliz maalesef, dolayısıyla Manguel’in gezip gördüğü şehirler de Tanpınar’ın anlattığı şehirler değil şüphesiz. Ancak Manguel bir seyyah gibi değil de, bir turist gibi geziyor sanki bu şehirleri, üstelik de kendisi kadar geniş bir perspektife sahip birinden beklenmeyecek denli Batılı bir turist gibi. Etrafındakilere bakışı, inatla egzotik olanı bulup şaşırmaya çalışan sıradan bir turistin bakışından daha derinlikli değil maalesef. Üstelik anladığım kadarıyla bu gittiği şehirlerde birkaç günden fazla geçirmemiş; yani görünenin ardına bakmaya yahut gözünü kapatıp sezgilerini çalıştırmaya, hissetmeye, koklamaya, içine girmeye pek çalışmamış gibi gözüküyor.
Haliyle metin de epeyce oryantalist ve aynı oranda da yavan kalıyor maalesef. Türkiye, şüphesiz ki öyle kolayca anlaşılamayacak denli katmanlı bir ülke, kültürümüz dediğimiz şey binlerce yıl içinde bambaşka toplululukların katkısıyla bugünkü halini almış, epeyce girift bir yapı, dışarlıklı bir gözün onu kolayca anlamasını beklemek, Manguel gibi derya deniz birinin gözü dahi olsa haksızlık belki ama dediğim gibi: bakma biçiminde bir sorun var bence işte.
Her ne kadar yine birikimini ortaya koyduğu, zihninin oradan oraya uçuştuğu yerleri okumak keyif vermiş olsa da, benim için Manguel külliyatının zayıf halkalarından biri olarak kalacak bu kitap. Şiirli, güzel cümlelerle dolu ama içerik itibariyle yüzeysel ve sığ kalan bir metin, maalesef.