Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Underground Ya Da Çağımızın Bir Kahramanı
Allahım, ne kitap! Vladimir Makanin'in Underground'u, sevgili Ayfer Tunç Pandora'nın Merakı'nın ilk bölümünde bu kitabı uzun uzun anlattığından beri okuma listemdeydi. Hakkını verebileceğim, odaklanabileceğim bir vakti bekliyordum. Sonunda o vakit geldi. Makanin'in eşsiz karakteri Petroviç ile sahiden underground'a; yani yerin altına, altına, altına indim.

Büyük edebiyat gelenekleri olan ülkelerin çağdaş yazarlarının işi zordur, o geleneği topyekün reddedip başka bir şey benimseyenler sıklıkla şahsiyetsiz eserler üretirler, geleneğe sıkı sıkıya tutunanlar ise kendilerinden önce yazılan eserlerin kötü birer kopyasını üretmeye mahkûm kalırlar. Makanin iki tuzağa da düşmemeyi başarmış. Underground hem sapına kadar bir Rus romanı, hem de ziyadesiyle çağdaş. Yazarın bu bu incecik ipte tökezlemeden yürümeyi başarmasını müthiş hayranlık uyandırıcı buldum.

Yazdığı hiçbir şey basılmamış olan bir yazar anlatıcımız: Petroviç. Brejnev dönemi boyunca çabalamış, olmamış. Sonra bildiği dünya baştan aşağı değişmiş, SSCB yıkılmış. Bu büyük dönüşümün Ruslara ne yaptığını bizim anlayabilmemiz bence imkansız, ama Svetlana Aleksiyeviç'in başyapıtı İkinci El Zaman'da okuduklarım sık sık aklıma geldi Underground'u okurken. Bir büyük idealin yıkılması. Her şeyin anlamını yitirmesi - öyle ki insanın "ben"liğini sorgular hale gelmesi, ki Petroviç de sürekli bur sorgulamayı yapıyor.

Gitgide kokuşmakta olan bu yeni dünyada hayatta kalmaya çalışıyor Petroviç - kendisi gibi yeraltına inmek zorunda kalmış, içeride "sakıncalı" görülen, dışarıya sesini duyuramayan çok sayıda yazarla (işte onlar kendilerine undergroundcular diyorlar) beraber. Sabit bir yerde yaşamıyor, bir geliri yok. Sürükleniyor ve biz de onunla sürükleniyoruz. Yer yer bilinç akışı gibi bir anlatı ama ne tuhaf ki temposu bi an bile düşmüyor.

Yine sistemin kurbanı olmuş, aklını yitirmiş ressam kardeşi Venya var bir de ki onunla ilgili bölümlerin nasıl kalbime işlediğini anlatmam zor. Her satıra sinmiş bir hüzün var onun öyküsünde.

Tarif etmesi güç, deneyimlenmesi gereken muazzam bir iş Underground. Günay Kızılırmak Çetao'nun çevirisi de bence kusursuz. Okumanızı çok isterim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sessizlik Oteli
Allahım, ne kadar güçlü bir kitap. İsmi gibi ne kadar sessiz ve nasıl da güçlü. Çok etkilendim. İnsanı çok kişisel yerlere götürme becerisine sahip, çok acayip iyi yazılmış bir kitap çıktı bu. İskandinav edebiyatını gitgide daha fazla sever oldum – az kelimeyle çok şeyi tariflemeyi muazzam beceriyorlar. Ölmeye karar verip yanına sadece alet çantasını alıp bir savaş bölgesine giden bir adamın, yıkılan dünyayı tamir etmeye çalışırken kendini de tamir edişinin öyküsünü anlatıyor Olafsdottir. Kadınların dünyaya nasıl tırnaklarını geçirdiklerini, nasıl köklendiklerini bir de… Varoluşsal sıkıntılarla boğuşan bunalımlı erkekler ellerine birkaç alet edevat alıp bir şeyleri ‑gerçekten‑ onarmaya başlasa ne çok şey değişecek aslında – bunu hep düşünürdüm, bu kadar somut ortaya konuluşunu okumak nefis oldu. Hakikaten çok özel bir kitap, çok ama çok tavsiye ediyorum. “Dünyayı sessizlik kurtaracak.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Don Rigoberto'nun Not Defteri
Allahı'm, ne acayip bir kitap! Elimden bırakamadan okudum ama ne yazacağımı bilmez haldeyim. Deneyeyim.

Öncelikle bu metin, Llosa’nın minik novellası “Üvey Anneye Övgü”nün devamı, okumaya niyet edenler önce onu okusun. Üvey Anneye Övgü için şöyle yazmıştım: “Bu kitabın asıl sorusu şu bence: ‘her türlü kötülükten arınmış bir sapıklık mümkün müdür?’” Yazar burada da bu soruya çerçeveyi genişleterek yanıt aramaya devam ediyor.

İlk kitapta bir yan karakter gibi gördüğümüz Don Rigoberto bu defa kalemi eline alıyor. Her bölüm 4 kısımdan oluşuyor; ilk kısımda Tanrı anlatıcımız bize Fonchito ile üvey annesi arasındaki olayları anlatıyor, ikinci kısımda Don Rigoberto’nun sağa sola yazdığı türlü mektupları okuyoruz, üçüncü kısımda yine Rigoberto’nun erotik hikâyelerini / fantezilerini dinliyoruz ve her bölüm kimin yazdığı belirsiz bir imzasız mektupla bitiyor (bu gizem kitabın sonunda çözülüyor).

Şayet cinsellik konusunda muhafazakar biriyseniz bu kitaptan uzak durunuz. Yok bu konuda açık fikirliyseniz ve/veya kafanızın karşımasına teşneyseniz, lütfen okuyunuz. Bu kadar erotik bir metin ancak bu kadar iyi yazılabilir kanımca. Llosa’nın sekse dair her şeyi son derece direkt ifade edip yine de pornografik olmamayı başarabilmesi müthiş bir maharet kanımca. O kadar sınırda geziyor ki, insan okurken “of şu an çok rahatsız edici bir şey geliyor” diye hissediyor ve fakat yazar asla o sınırı geçmiyor. Tıpkı ilk kitaptaki gibi tabu dediğimiz şeye dair bildiklerimizi altüst edip “al sen şimdi biraz düşün bakalım bunları” diyerek bırakıyor okuru. Ahlakın, arzunun, güzelliğin doğasına dair bence muazzam sorular soran bir metin bu ve müthiş bir finalle bitiyor - başka herhangi bir final muhtemelen tüm romanı anlamsız kılardı, sonunda hikâyeyi getirdiği yere ayrıca bayıldım.

“Melek görünümlü şeytan” (öyle mi sahiden?) Fonchito karakteri ise herhalde hayatım boyunca unutamayacağım karakterlerin başlarına yerleşti. Masumiyet ve kurnazlık arasındaki çizgiyi bunca muğlaklaştırabilmek çok etkileyici bir iş kanımca.

Ezcümle: Rüyayla gerçeği, fanteziyle hakikati durmaksızın birbirine dolayan, çok usta işi bir roman. Saygılar Llosacığım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Delilik Taşı
Allahım, düpedüz vuruldum. Bu kitabı seveceğimi biliyordum; arka kapaktaki Calvino, Paz, Cortazar, Vila-Matas ve Aira övgülerinin beni hazırlaması gerekirdi ama yine de - böyle çarpılmayı beklemiyordum.

36 yaşında hayatına son veren Arjantinli şair Alejandra Pizarnik’in Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem kitaplarının birlikte basımı Delilik Taşı; kitapta şiirlerin İspanyolca orijinalleri ve çevirileri bir arada yer alıyor. Bu kitabı bu kadar sevebilmemin sebeplerinden birinin Yasemin Çongar’ın olağanüstü, kusursuz, büyülü çevirisi olduğunu baştan söylemem lazım. Pizarnik’i çevirmemiş de ona dönüşmüş resmen, zaten kitabın sonundaki Çevirmen Notları ve Epilog’dan da bunu anlamak mümkün. Buenos Aires’te, Pizarnik’in hayatına son verdiği evin bulunduğu binaya bakarak yazdığı son cümleler kitaptaki kimi şiirler kadar işledi içime. Açtım, Google Earth’ten sokağa, binaya baktım; hem Pizarnik’i, hem Çongar’ı o sokakta yürürken hayal ettim.

Pizarnik’in şiirlerini nasıl tarif etmeli... Öyle biricik, öyle müthiş bir ses ki. İçindeki koparıp atamadığı hüzün her kelimesine sinmiş, ömrünün kısa olacağı ta en baştan belliymiş gibi sanki. Şu dize örneğin: “Gencecik bir hayvanın avın ilk gecesindeki korkusunu hissediyorum.”

Daha ilk şiirlerin birinde “böyle şeylerden olacak benim ölümüm” diyor Pizarnik bize. Zannediyorum ki hayatına dair hiçbir şey bilmeden okusam da sezerdim ömrü boyunca içindeki karanlığın ve ölümün onu kovaladığını. İnsan bunca yetenekli bir genç kadın keşke böyle erken gitmeseymiş diyor ama bir yandan da ona bu dizeleri yazdıranın o karanlık olduğunu, sonunun kaçınılmaz olduğunu da hissediyorsunuz okurken.

Bu kitabı daha fazla anlatmayı denemeyeceğim. Bazı şeyler anlatılamaz çünkü, hissedilir; Pizarnik’in dizeleri de o şeylerden bence. Pizarnik’in bunca içine girip bize bu kusursuz çeviriyi hediye eden Yasemin Çongar’a, kitabın editörü Cem Yavuz’a ve bizi bu unutulmaz sesle buluşturan Everest Yayınları’na ve Saadet Özen’e teşekkür edip bitireyim. Duygum tam da bu çünkü: büyük bir şükran.

“Bir gün olacağın kadının maskesiyle ört yüzünün hatırasını ve vaktiyle olduğun kız çocuğunu ürküt.”

Ah, Pizarnik, ah.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bağlar Üzerine
Sakince anlatmayı deniyorum. Eylülcüm. Hadi. Kae Tempest İngiliz oyun yazarı, şair, rapçi, aktivist ve ses sanatçısı. Şiirleri iyi deniyor, olabilir, bilmiyorum. Dilimize çevrilen ilk kitabı Bağlar Üzerine, yaratıcılığa ve onun üzerinden kurabileceğimiz ortaklıklara odaklanan denemelerini içeriyor. Bu kadar. Bir tane savı var; yaratıcılık ve yaratıcı üretim bizi birbirimize bağlar, bu tüketim çağında ihtiyacımız olan derinlikli ilişkileri kurmamızı sağlar. Yani, evet, elbette? Arka kapakta “bu manifesto, mistik ve mitik bir bakış açısını antikapitalist bir bağlamla buluşturuyor” diyor. Birincisi bu bir manifesto değil, manifestolar bu kadar zayıf metinler olmaz, olamaz, olmamalı; ikincisi içinde tüketim kültürü lafı geçen her metne antikapitalist demeyelim lütfen, artık kapitalistler bile tüketim eleştirisi yapıyor, bundan daha ötesi lazım, rica ediyorum.

Gerçekten şu yukarıda yazdıklarım dışında söyleyebilecek bir şey bulamıyorum bu metinle ilgili. 140 sayfa kitapta ya 1 ya 2 cümle oldu dikkatimi çeken, o kadar. Aklımda kalan demiyorum, dikkatimi çeken. Hele ki sonlara doğru öğüt vermeye ve bilgelik saçmaya başlıyor yazar ki oralarda iyice tepem attı - “kendine bu kadar yüklenme. telefonunu bırak. kuşları dinle. sessiz bir yerde ateş yak” filan... Etiketlere fazla takılıyoruz, diyeceğim bu. Bu tür şeyleri başkaları söyleyince alay ediyoruz ama “mühim” bir sanatçı söyleyince “ooo, vay be” diyoruz - demeyelim. Kim yazmış olursa olsun, metin kötü ve sığsa kötü ve sığdır.

Bu arada çevirinin de çok problemli olduğunu söylemem lazım. “Yakın aile” ne demek mesela? Ya da “kendini kurtarılmak için çaresiz hissetmek”? Bu kadar İngilizce kokmasın çevirilerimiz, lütfen.

Böyle. Üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mahallede Kaybolma Diye
Allah Allah artık ama ya. Kitap değerlendirmesine böyle başlanır mı, valla şu koşullarda başlanır. Bu Patrick Modiano'nun Nobel'ini lütfen biri bana izah edebilir mi? Söylenip durmama rağmen kendisinin kitaplarını okumaya devam ediyor olmam tutarsızlık olabilir, doğrudur, insan bazen de tutarsız davranır.

Modiano'yu okumak keyif vermiyor değil, veriyor; atmosfer yaratma becerisi eşsiz, ne zaman bir kitabını okusam kitabın geçtiği şehir (sıklıkla Paris) gözümde kanlı canlı beliriveriyor, dili yalın ama lezzetli, anlattıkları sürükleyici. AMA... İşte tam bu sürükleyicilik problem sanırım. Okuru çok güzel sürüklüyor Modiano, sonra da sürüklediği yerde bırakıp gidiyor. Salakça bir benzetme olacak ama Lost'un finalini izlemiş gibi hissediyorum Modiano kitaplarını bitirdiğimde. Eğer tam olarak açıklayıp bir bağlama oturtmayacaksanız, gizem yaratmaktan kolay ne var ki? Bir hikâyedeki gizemleri makbul ve şaşırtıcı kılan, sonunda kendilerine getirilen açıklamalardır bence. "Vay canına, demek buymuş" dedirtmiyorsa, dedirtemiyorsa, buna zahmet etmiyorsa, ne anladım? Valla kendimi kandırılmış ve terk edilmiş hissediyorum.

Neyse, mahallemizin çok sevdiğim sakin cafelerinden birinde "Mahallede Kaybolma Diye"yi okurken keyif almadım mı, aldım. Bir yazarın, kaybettiği telefon rehberini bulan iki kişi ile rehberi almak için buluşmasıyla başlıyor olanlar. Gizemli tipler bunlar (mesela bunların gizemi de çözülmüyor, meraklanıyoruz kimdir bunlar nereden çıktılar diye ama Modiano zahmet edip açıklamıyor, o iki kişinin hikâyesinden sıkılmış gibi, birden bırakıyor onları anlatmayı) ve sordukları sorularla yazarın çocukluğunun unuttuğu bazı olaylarını ve travmalarını hatırlayıp didiklemesine sebep oluyorlar, olaylar gelişiyor. Birtakım hatıraların ve belgelerin ışığında yazar geçmişini kazımaya başlıyor.

Dediğim gibi çok sürükleyici ama bu kadar sürüklenmeyip onun yerine ciddiye alınmayı tercih ederdim açıkçası. Ne anlattın, niye anlattın Modiano, tamam senle Paris'e gitmek güzel ama her kitabının sonunda bir "ee?" sorusu oluyor bana kalan. Yoruldum. Sana verilen Nobel ödülü, açıklamadan bıraktığın gizemler gibi; açıklaması güç bir gizem resmen. Neyse ya, aman.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayali Yerler Sözlüğü
Alberto Manguel'in Gianni Guadalupi ile beraber yazdığı Hayali Yerler Sözlüğü'nü karıştırmayı -şimdilik- tamamladım. Bu 1000 sayfalık sözlüğü baştan sona okumadım, açıkçası başta niyetim öyle yapmaktı ama okudukça her şeyin kafamda birbirine girdiğini fark edince dizini kullanarak okuduğum kitaplardaki bildiğim yerlere dair maddelere bakmaya ve açıp açıp rastgele bir şeyler okumaya karar verdim ki bu ikincisini yapmaya devam edeceğim bence, zira insanın ufkunu müthiş biçimde açan, çok çok önemli bir eser olduğunu düşünüyorum bunun.

Manguel ve Guadalupi; romanlarda, efsanelerde, filmlerde geçen yerlerin dizinini oluşturmak gibi deli işi bir projeye girişmişler. O mekânlara dair yazılmış şeyleri okuyup derlemiş, oraların coğrafyasına, sosyolojisine, siyasi durumuna dair maddeler kalem almışlar. İnanılmaz bir emek ve insanın hayal gücünün neler yapabileceğinin, ne özgün mekânlar yaratabileceğinin ispatı gibi bir kitap çıkmış ortaya.

Alberto Ruy Sanchez'in Mogador'undan Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz'ine, Saramago'nun Körler Şehri'nden Borges'in Xiros'una, elbette ki Marquez'in Macodo'sundan Daniel Defoe'nun adasına, Casares'in Villings'inden Crichton'ın Jurassic Park'ına... Sayfalar arasında öyle çok yer gezdim ki, başım döndü resmen. Maddelere eşlik eden ve Graham Greene imzalı illüstrasyon ve haritaların da hepsi birbirinden güzel.

Çok, çok sevdim. Dediğim gibi ara ara açıp hiç duymadığım, fiziksel olarak hiç var olmamış ama onca okurun zihninde kendine yer edinmiş türlü yerlere seyahat etmeye devam edeceğim bu kitapla. Çünkü ön sözde Sir Thomas Browne'dan alıntıladıkları gibi: "Dışarıda aradığımız mucizeleri içimizde taşıyoruz. Afrika da, harikaları da içimizdedir."
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir
Alberto Manguel’e sevgim, saygım, hayranlığım malumunuz. Tanpınar’ın izinde kendisinin meşhur beş şehrini (Ankara, İstanbul, Erzurum, Konya ve Bursa) gezip anlattığı bir minik seyahatname olan bu kitabını okumayı özellikle erteliyordum; hayal kırıklığına uğramaktan korktuğumdan değil de çok seveceğimi düşündüğümden, ancak öyle olamadı maalesef.

Manguel’e belki çok kızmamak lazım, malum biz kültürüne, tarihine, kent hafızasına pek sahip çıkmayı becerebilen bir millet değiliz maalesef, dolayısıyla Manguel’in gezip gördüğü şehirler de Tanpınar’ın anlattığı şehirler değil şüphesiz. Ancak Manguel bir seyyah gibi değil de, bir turist gibi geziyor sanki bu şehirleri, üstelik de kendisi kadar geniş bir perspektife sahip birinden beklenmeyecek denli Batılı bir turist gibi. Etrafındakilere bakışı, inatla egzotik olanı bulup şaşırmaya çalışan sıradan bir turistin bakışından daha derinlikli değil maalesef. Üstelik anladığım kadarıyla bu gittiği şehirlerde birkaç günden fazla geçirmemiş; yani görünenin ardına bakmaya yahut gözünü kapatıp sezgilerini çalıştırmaya, hissetmeye, koklamaya, içine girmeye pek çalışmamış gibi gözüküyor.

Haliyle metin de epeyce oryantalist ve aynı oranda da yavan kalıyor maalesef. Türkiye, şüphesiz ki öyle kolayca anlaşılamayacak denli katmanlı bir ülke, kültürümüz dediğimiz şey binlerce yıl içinde bambaşka toplululukların katkısıyla bugünkü halini almış, epeyce girift bir yapı, dışarlıklı bir gözün onu kolayca anlamasını beklemek, Manguel gibi derya deniz birinin gözü dahi olsa haksızlık belki ama dediğim gibi: bakma biçiminde bir sorun var bence işte.

Her ne kadar yine birikimini ortaya koyduğu, zihninin oradan oraya uçuştuğu yerleri okumak keyif vermiş olsa da, benim için Manguel külliyatının zayıf halkalarından biri olarak kalacak bu kitap. Şiirli, güzel cümlelerle dolu ama içerik itibariyle yüzeysel ve sığ kalan bir metin, maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geceleyin Kütüphane
Manguel muazzam bir entelektüel ve müthiş bir okur; orası kesin, ancak okumak, kitaplar ve kütüphaneler üzerine söylenecek her şeyi bence söylemiş durumda. Bu kitabı belki Okumanın Tarihi, Okumalar Okuması yahut Merak'tan önce okusam daha çok severdim ama bunların üstüne pek olmadı maalesef. Manguel bu defa kütüphaneler üzerine yazıyor, biraz kendi kütüphanesi, biraz başka kütüphaneler (bunlar görece ilginçti) ama işte daha önce söylediklerinden çok da farklı bir şey söyleyemiyor.

"Mit olarak kütüphane", "Ada olarak kütüphane, "Kimlik olarak kütüphane" gibi heyecan verici alt başlıklara sahip olsa ve ilginç anekdotlar barındırsa da, beni heyecanlandırmadı kitap.

Bir de çeviriden ve çevirmenin tercihlerinden ötürü epeyce sıkıntı yaşadım. Öncelikle metnin muhakkak gözden geçmesi lazım, çok ama çok sayıda düşük cümle var. Buna ilaveten, çevirmen adı geçen herkes için dipnot (son not da değil, dipnot) koymayı tercih etmiş, o nedenle 2 cümlede bir durup sayfanın altına bakmak zorunda kalıyorsunuz. Bakmamaya çalıştım ama sayfanın altında olunca insanın gözü kayıyor, keşke bunlar en azından son not olarak konsaymış. Bir de yani Proust'un, Dante'nin, Goethe'nin kim olduğunu bilmeyen insan zaten bu kitabı okumaz ki, bu kadar bilinmiş isimlerin kim olduğunun dipnotla açıklanmasına sahiden hiç gerek yokmuş, okuma ritmimi fena halde düşürdü maalesef.

Umduğumu bulamadım yani. Yine de sevdiğim kısımlar oldu elbette, en kötü Manguel kitabı bile kötü bir kitap olamıyor zaten. Şu alıntıyla bitireyim: "Goethe, 'Homeros'un şarkıları,' diye açıklamıştı, 'binlerce yıldır geleneklerin üzerimize bindirdiği korku dolu ağırlıktan bir an bile olsa bizi kurtarma gücüne sahiptir.' Kirke'nin mağarasına ilk giren, Ulysses'in kendisine Hiç Kimse dediğini ilk duyan olmak, kuşaklardır, Odysseia destanını ilk kez açanlara defalarca tanınmış bir hak olarak her okurun gizli dileğidir."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Resimleri Okumak & Sanata Baktığımızda Düşündüklerimiz
Alberto Manguel külliyatı yolculuğum sürüyor, sondan bir önceki duraktayım, vay canına. Edebiyata dair denemeleriyle tanıdığımız yazar bu defa resim ve heykele dair denemeleriyle karşımızda. Ancak elbette ki edebiyata sıklıkla başvuruyor ve tıpkı bir kitabı okur gibi sanat eserlerini “okuyor” bu kitabında.

Genelde bir sanatçının spesifik birkaç eserine odaklandığı bölümlerin “idrak olarak imge”, “şiddet olarak imge”, “bilmece olarak imge” gibi alt başlıkları var. Kendine çizdiği bu çerçeve dahilinde eserleri anlamaya çalışıyor. Biraz kişisel olarak kendisindeki yansımasını aktarıyor, biraz da sanat tarihinde neye karşılık geldiğini, neyi değiştirdiğini anlatıyor.

Açıkçası büyük bir müzeyi kendisinin rehberliğinde gezmek gibi bir deneyimdi, ben çok zevk aldım. Son zamanlarda okuduğum Manguellerde biraz hayal kırıklığıma uğramıştım malum, tekrar barıştık diyebiliriz bu kitapla beraber. Yaptığı işin bildiğimiz sanat eseri okumalarından oldukça farklı ve özgün olduğunu söylemek lazım. Kendisinin ön sözdeki ifadelerini burada hatırlatmak iyi olabilir: “Bu kitabı yazmaya başladığımda, duygularımız hakkında yazacağımı, duygularımızın sanat eserlerini okumamızı nasıl etkilediği (ve okumamızın duygularımızı nasıl etkilediği) üzerine yazacağımı sanıyordum. Kendimi, hayal ettiğim bu hedefin çok, çok uzağında bir yerde bulmuş gibi görünüyorum. Ne yapalım, Laurence Sterne hem de ne güzel demişti: ‘Bu işin içinde kaderin bir parmağı olmalı: çünkü benim yola çıkıp da dosdoğru önceden tasarladığım yere gittiğim nadiren görülmüştür.’ Bir yazar (ve okur) olarak, inanıyorum ki, bu, her nasılsa, hayatım boyunca şiarım olmuş olsa gerek.”

Vardığın yeri çok sevdiğim valla ben sevgili Manguel. Hem bildiğim eserlere senin gözünle bakmaktan, hem bilmediğim türlü eseri öğrenmekten, hem de bildiğimi sandığım sanatçılar ve eserlerle ilgili yepyeni şeyler işitmekten (Picasso ve Caravaggio bölümleri özellikle) büyük memnuniyet duydum.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir