Arminius Vámbéry ve Macaristan'ın Hikayesi
Eseri değerlendirmeye başlamadan önce, yazarını tanıtmayı her zaman faydalı buluyorum. Arminius Vámbéry (1832-1913), Macar asıllı bir seyyah ve Türkologtur. Yoksul bir Yahudi ailede dünyaya gelen Arminius Vámbéry, çocukluk zamanında iyi bir eğitim alamasa da, onun yüksek dil yeteneği, hayatının farklı bir yöne evrilmesine olanak sundu. Arminius Vámbéry, bu becerisi sayesinde zaman içerisinde birçok Avrupa ve Asya dillerini anadili seviyesinde öğrendi. Daha sonra, üniversite eğitimini Viyana ve Budapeşte'de tamamladı. Buradaki eğitimi boyunca Doğu dilleri üzerinde çalışmalarını sürdürerek kendisi için hareketli bir akademik kariyer inşa etti.
Vámbéry'nin gençliği, XIX. yüzyıl Avrupası'nın bilimsel ve siyasi atmosferinde şekillendi. Bilhassa bu yoğun atmosfer, onu Macarların tarihsel kökenini ve Türklerle olan bağlantılarını incelemeye yöneltti. Bu yönelim, Vámbéry'nin Osmanlı topraklarından başlayarak, İran, Türkmenistan, Buhara ve Semerkant'a değin uzanan bu geniş coğrafyadaki seyahatlerinin bir başlangıcıydı. Seyahatleri ile tanınan Vámbéry, güzergahı üzerindeki bölgelerde yaşayan Türk halklarının dilini, kültürünü ve tarihini yakından tanıma imkânı buldu. Nitekim değerlendirme vesilesiyle incelemiş olduğum bu eser de Macaristan'ın tarih öncesi zamanlarından başlayarak, dünyanın orta zamanında yine Macaristan'ın Avrupa'daki rolünü ve modernleşme sürecini incelerken; Osmanlı dönemindeki Macar kimliğini de siyasi, sosyal ve kültürel gelişimini de dahil ederek etraflı bir şekilde ele alıyor. Bu nedenle, tarih ve kültür konularına ilgi duyan okurların da dikkatini çekebilecek bir eser olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Nitekim Macaristan'ın tarihsel sürecini ele alırken, değişimi de gözle görünür bir biçimde ifade ediyor. Özellikle Vámbéry'nin Osmanlı dönemine ilişkin yorumları, eserini, tarihçi ve gözlemci okurları için geniş açılı bir değerlendirmeye açık bir ortam sunuyor. Bu yüzden bu eser, yalnızca bir tarih kitabı olmaktan da öte, Macar tarihi için kültürel bir miras incelemesi olarak görülebilir.
Yazar, Macaristan'ın bir "sınır ülkesi" olarak etrafındaki ülkeler için taşıdığı stratejik önemini özellikle vurgulamaktadır. Bunu yaparken de dönemin siyasi ve sosyal bağlamlarının etkilerini gösteren bir inceleme ortaya koyuyor. Vámbéry, eseri boyunca sergilediği tarafsız yorumları ve analitik yaklaşımıyla okuyucuya güven de veriyor. Bu nedenle eser, klasik Avrupa tarih anlatılarından farklı bir yerde tutulabilir. Mesela yazar, Macar Kralı Rudolf'un içinde bulunduğu durumdan bahsediyor:
"Ülke, eski haklarına yönelik tecavüzlere sabırla katlanmak zorundaydı, çünkü yardım isteyebileceği hiçbir yer yoktu. Tek başına kendini düzeltmek için çok zayıftı ve kendilerine sunulan tek ittifak ya Almanlar ya da Türklerdi. Gerçekten de üzücü bir alternatifti..." (s.200).
Okuyucular, böylesi değerlendirmeler üzerinden yola çıkarak, bu eserde Macar halkının yalnızca savaşlar ve politik mücadelelerin dışında, kendi içinde gerçekleştirdiği kültürel gelişimle şekillendiğini vurgulamak istiyor. Ve Macar tarihi açısından gerçek bir kırılma noktası olan 1848 Devrimi ve Macarların özgürlük mücadelesini aktardığı bölüm (s.233-253), eserin duygusal olarak yoğun bir empatiyle işlenmesi açısından dikkat çekicidir. Bu gibi ve daha nice örnekleriyle Vámbéry, eseri boyunca Macar ulusunun geçmişine ve kimlik arayışına parlak bir ışık tutmuş oldu. Üstelik bu eserde Vámbéry'nin tarihsel hadiseleri anlamlandırma yeteneği, olayları aktarırkenki üslubuna bakıldığında dahi bu eseri okuyucular nazarında akademik değerlendirmeden uzak, satirik anlatımıyla da benzersiz bir okuma deneyimi kılacağı kanaatindeyim. İncelemeyi bahane ile, bu değerli eseri dilimize kazandırarak bu başarılı aktarıma katkı sağlayan Evren Çakıl'a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na diyerek daha nice kaliteli yayınlar diliyorum...