Doğmamış Kristof
Bana bunlarla gelin. Evet savaştan çıkmış gibiyim, 760 sayfalık bir kuralsızlık şölenini bitirdim, çokça zorlandım ama şu an duyduğum tatminin tarifi yok. Baştan söyleyeyim: hayır, bu kitabı tavsiye etmiyorum. Yahut şöyle: bu kitabı hakkını vererek okumak lazım, epeyce mesai istiyor ve açıkçası pek kolay değil – haliyle önermek güç. Post‑modern romanın da, anti‑romanın da ötesinde, yıkan ve yeniden inşa eden, pek çok Fuentes eserindeki gibi bildiğiniz çok şeyi unutarak okumanız gereken türden bir metin. Ben ba‑yıl‑dım, birinin bunları bırakın yazabilmeyi, zihninden geçirebilmiş olmasını bile aklım almıyor. Kristof’un ana rahminde geçirdiği 9 ayı dinlediğimiz; uzun, upuzun bir rüya (ya da kabus?) sekansı gibi bir kitap. Bazen asap bozucu, sıklıkla çok komik, çok sınırsız, çok özgür, çok acayip. İçine girebilmek için bazı ön okumalar gerekebilir, Meksika tarihine ve sömürge dönemine aşina olmak için Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”nı okumak bence çok faydalı olur; ayrıca bu ilk Fuentes’iniz olmasın sakın, bir de Juan Rulfo, Cortazar, Borges, Marquez gibi Latin Amerikalı yazarlarla ve Conrad, Kafka, Kundera gibi Avrupa’nın büyük isimleriyle hemhâl olmuş olmak faydalı olur. Ben bu kitaba “varmak” için epey bekledim, iyi ki öyle yapmışım‑ yıllarca okumayı arzuladığım bu kitaptan bana arzuya dair de çok şey kaldı; şu cümleyi bu kitapta bulmam tesadüf olmasa gerek: “arzu sadece başka bir arzunun taklidiyse bunun nedeni bir şeyi istediğimizde istenmeyi de istememizdir.” Son bir alıntı bırakıp bu faslı kesiyorum ve bininci kere tekrarlıyorum ki Carlos Fuentes 20. yüzyılın en büyük yazarlarından biridir ve ben kendisine basbayağı katışıksız bir aşk duyuyorum, evet. “Herkes bilsin, annemin kara gözleri sırf kendine daha çok benzemek için değişen bir kumsal. Herkes bilsin, babamın miyop, sarı‑yeşil gözleri gelişimden ve varlıktan yoksun bir deniz: Babam sürekli değişiyor, ama hep aynı. (…) Herkes bilsin, kendimi senin üzerinden seviyorum ve ancak sana dokunmakla dünyanın bütün kadınlarına dokunabilirsem seni sevebilirim: Bana bunu vaat edebilir misin? Aşkının beni gitmek istediğim yere, yani cehenneme göndereceğine yemin edebilir misin?”