Suç ve Ceza
20 sene sonra yeniden Suç ve Ceza... Suç ve Ceza’yı ilk kez 16 yaşımdayken okumuş, ite kaka bitirmiştim, üstelik kendisini ne kadar anlayabildiğim de ziyadesiyle meçhuldü bence. Şimdi tüm Dostoyevski külliyatını en baştan, kronolojik olarak ve eksiksiz okuma projem kapsamında yollarımız tekrar kesişti; bu kez kitabı okumadım da içtim resmen. Vaktiyle zar zor bitirdiğim kitabı şimdi müthiş sürükleyici buldum - kitabı da insanın pratiklerinin ne biçim değişebildiğine ve beynin nasıl bambaşka bir hale gelebildiğine şaşırarak okudum.
Kim Raskolnikov, yahut kaç Raskolnikov var? Bu soruları yanıtlamaya çalıştım okurken ama kesin yanıtlar bulmak mümkün değil sanıyorum. Bu kitabın eskimeyen bağlamının, azalmayan kudretinin, köhneleşmeyen derdinin de sırrına vakıf olmaya çabaladım ama ne kadar başarabildim bilmiyorum.
Suç ve Ceza’nın büyük becerisi çelişkilerde gizli sanki, Dostoyevski’nin insana dair çelişkileri ortaya koyabilme becerisinde yahut. İnsan: en bencil arzularını, en vahşi itkilerini süsleyip meşrulaştırmakta onca yetkin, kendini kandırmakta onca deneyimli, kendi hikâyesini kendisine bambaşka anlatmakta onca mahir; kendi sıradanlığını, korkaklığını, önemsizliğini kabullenmekte onca âciz.
Bu kitabın sorgulamadığı, sorgulatmadığı temel bir konu var mı bilmiyorum. Bir romanı “eksiksiz” diye tanımlamak mümkün müdür emin değilim, bugüne dek hiçbir roman için bu sözcüğü kullanmak ihtiyacı duymadım, çünkü romanda “tamamlık” aramaz insan, aramamalıdır da, ama insan bunu okuyunca pekala bir romanın eksiksiz olabileceğini anlıyor. Vicdan, ahlak, toplum, hukuk, suç, adalet, iyilik, akıl, aşk, din... Hepsini, hepsini yeniden düşünmeye davet ediyor Dostoyevski bizi. Fantastik olmayıp da insanın gerçeklikle ilişkisini bu ölçüde dönüştüren; bizzat gerçekliği, rasyonel olanı sorgulatan, bunca zamansız bir roman yazabilmek... Ne diyeyim ki. “Beyaz Geceler” filan gibi romantik eserlerinle aramız bi açılır gibi olmuştu sevgili Dostoyevski ama Yeraltından Notlar ile yeniden alevlenen aşkımız sürecek gibi. Yazarlığının en sevdiğim dönemine geldim, bence bundan sonra önümüz açık.
Saygılar ve teşekkürler. Muhtemelen 20 sene sonra aynı sayfalarda bir kez daha buluşuruz zaten.